Avnullah ÖZMANSUR

13 Rebi'l-Evvel 1433
REENKARNASYONU RED EDEN AYETLER PDF Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfMükemmel 
Yazar Şahin Erdönmez   
 

REENKARNASYON

            Değerli okurlarım, bu bölümde Allah’ın izniyle: Aslen eski Mısır, eski Yunan, Hind ve Sind’lerin inançlarında yer alan; bilhassa son senelerde Türkiye’mizde, Profesör Yaşar Nuri Öztürk, Profesör Hüseyin Atay, Prof. Kayserilioğlu, Prof. Süleyman Ateş ve emsali reformcu(!) Profesörlerin kitaplarında yazdıkları ve defalarca televizyon programlarında savundukları ve gerçekmiş gibi insanlara savundukları REENKARNASYON inancı ve diğer sapık görüşlerinin üzerinde duracak; onların Kur’an ayetlerini yanlış yorumlarla gerçek mânâsından nasıl çıkardıklarını izah ederek; esasen Kur’an’ın bu yanlış inançların nasıl kökünden reddettiğini gözler önüne sereceğiz.

            Şunu da ifade edelim ki, onların itirazlarına hiç yer bırakmamak için biz, ayet meallerini bizzat Süleyman Ateş’in kendi meâlinden aldık.

           

            REENKARNASYON NEDİR?

            Savunanların iddiasına göre Reenkarnasyon; yaşayan bir insan, eğer dünyada tekâmülünü tamamlamadan ölmüş ise: tamamen temizleninceye, tekâmülünü tamamlayıncaya kadar, öldükten sonra, başka bedenle doğarak yeniden yaşaması, yine ölüp yine dünyaya başka  bir bedenle doğup yaşaması, yine ölmesi, yani tekâmül edip günahlardan temizleninceye, cenneti hak edinceye kadar, dünyaya gelip gitmesi imiş!

            Şimdi burada; uzun süre Başbakanlığımızı yapmış bulunan Sn. Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller Bey ile ilgili; 13 Ocak 1995 tarihli Hürriyet gazetesinde Gülçin Telci Hanım’ın imzasıyla yayınlanan haberi aynen alıyorum:

            Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller, “Yeniden Hayata dönüş” teorilerine çok inandığını ve bundan önceki hayatında Rus Çarı olduğunu söylüyor. Çiller, bütün hayatı boyunca “Reenkarnasyon” (Hayata başka kişilik altında dönüş) teorileri ile ilgilendiğini, kendisinin daha önceki hayatında adı çok bilinmeyen bir Rus Çarı (İmparator) olduğunu öne sürüyor. Özer Bey, Allah üzerine bir de kitap yazdığını belirtiyor. Daha önceleri off the record olarak söyleyen Çiller, son günlerde bu tutumunu değiştirerek açıkça anlatıyor;

            BAŞBAKANLIK Konutu’nda gazetecilere önceki gün Allah’la görüşüyorum” açıklaması yapan Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’in öldükten sonra yeniden doğmaya (Reenkarnasyon)’a inanan bir kişi olduğu ortaya çıktı.

            Yakın çevresine,” ilk hayatında bir Rus çarıydım” açıklaması yapan Özer bey’in bu konu açıldığında şu açıklamayı yaptığı öğrenildi:

            “ Ben bundan bir önceki hayatımda, steplerde yaşadığıma eminim. Daha önceki hayatımda bir Rus çarıydım. Ama öyle çok önemlilerden değil. Daha az tanınmış bir Rus çarıydım. Çok şaşaalı bir yaşantı içindeydim. Rusya’yı hiç görmedim ama, oradaki her şey bana o kadar yakın ve doğal geliyor ki…”

            KİTAP YAZIYOR: Özer Çiller’in din konusunda yeni bir kitap hazırlığı içinde olduğu belirtildi. Özer Çiller’in yeni kitabı ALLAH konusunda olacak. Çiller’in eski ortağı Bilger Duruman da Kur’an’ı Kerim için kılavuz yazıyor. Özer Uçuran Çiller, “Mutlu ve Başarılı Olma Sanatı” isimli kitabında yeniden yaşamla ilgili düşüncelerini aktarmış ve “Yaşayan ölüler ve ölüpte seneler sonra gömülenler sınıfına girmek istemiyorsanız, ruhsal dünyanızı geliştirmek zorundasınız” demişti.” (Burada Gülçin Hanım’ın gazete haberi bitti)

                Değerli okurlarım. Bu reformcu profesörlerin reklam ve propagandaları neticesinde, Çiller gibi temiz inancını kaybetmiş kardeşlerimizin sayılarının artmamamsı ve Allah’ın onlara hidayet vermesi dileğiyle, ana mevzuumuz olan Reenkarnasyonu: Kur’an’daki İslam kitabında savunan Yaşar Nuri Öztürk’ün, kendi kitabından ilgili sayfaları aynen alarak eleştirmeye çalışacağız. Burada ayetler üzerindeki tartışmalara girmeden önce onlara sorarız; herkes temizlenecek cennete girecekse, cehennemdekiler kimlerdir.?

            Öldükten sonra dünyaya tekrar gelmek suretiyle ateşi, yani cehennemi ve ahiretteki olayları gözleriyle gören kimse için, gaybe  iman diye bir şey kalır mı? Ve de o adam için imtihan söz konusu olur mu.? Kaldı ki, Bakara suresinin 3. ayetinde

 

            “Onlar ki; gaybe inanırlar; namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar.” Buyrulmakla Kur’an, en başta gaybe imanın, ehemmiyetini ve önemini belirtiyor.

            Aslında onların bu yanlış görüş ve iddialarını reddetmeye Taha suresinin 55. ayeti kâfidir. İşte ayet:

 

            “Sizi ondan (yerden) yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi BİR KEZ daha ondan çıkarırız.” (20/55)

            Görüldüğü gibi Allah (c.c.) bizim temizleninceye kadar değil, bir kez  topraktan çıkarılacağımızı gayet net ve herkesin anlayacağı şekilde bildirmektedir. Bu açık bilgiyi sunduktan sonra; onların yararlanmak istedikleri ayetlere ve iddialara gelelim:

KUR’AN’DAKİ İSLÂM

 

            Yaşar Nuri Öztürk’ün, Kur’an’daki İslâm isimli kitabının, önce REENKARNASYON ile ilgili bölümlerini, ayrı ayrı sayfalardan buraya aynen alıyorum: Her bölümü ayrı ayrı okuyarak cevaplandıracağız. Zaten kendisi, göreceğiniz gibi ilgilendirdiği ayetleri topluca ele alıp davasını savunmamış, kitabında ilgilendirdiği ayetler gelince ayrı ayrı yerlerde savunmuş ve de bunları, soru cevap şekline sokmuş, yani önce soruyu yazmış altına da cevap demiş. Soru yerine (s harfini cevap yerine (c) harfini kullanmış. Soruların yanındaki ayetlerin sure imini yazmamış, sade sure numarasını yazmış. İyi anlaşılsın diye biz, sure ismini de yazdık.

            Ayrıca,adı geçen kitaptan aldığımız bölümlerin hepsini karışıklık olmasın, iyice anlaşılsın diye iki taraftan girintili (dar), italik ve bazı bölümlerini de siyah yazıyla yazdık. Ayrıca ayet ve hadisleri de siyah yazdık. Yardım ve başarı Allah’tandır.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

BİRİNCİ KISIM

 

KUR’AN’DAKİ İSLÂM: Sayfa 152-153

            Fatır Suresi Ayet: 37

           

            S-37 Ayetteki azaptan kurtulmak isteyişi ve buna verilen cevabı değerlendirir misiniz?

            C-Önce ayeti görelim: “Onlar o cehennem ateşinde: ‘Rabbimiz bizi çıkar, önce yaptığımızdan başka iyi işler yapalım’ diye feryat ederler. Biz sizi, öğüt alacak olanın öğüt alabileceği bir ömürle yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da geldi. Öyle ise tadın azabı; artık zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.”

            Ayetten anlaşılıyor ki, yeni bir imkan verilmesini isteyenler daha önce kendilerine yeterli süre verildiği için red cevabı almaktadırlar. Bu süre verilmemiş olsaydı tekrar dünya planına gönderilebileceklerdi. Açıktır ki, bu ayetin muhatabı olmak bakımından dünyada yirmibeşyıl kalanla yüzyıl kalan aynı tutulamaz.

            Böyle bir şey Allah’ın adaletine ters düşer. Geri dönüşe red cevabı verilmesi için dünyada kalışın “öğüt alanın, onu alması için gerekli bir süre”yi bulması lazımdır.

            Şunu da söyleyelim ki, Kur’an ömür kavramını insanın tekâmülünü tamamlaması için gerekli olan süre anlamında kullanmaktadır. Buna  muammer olmak da deniyor. 11. ayet bu sürenin bir kitapta belirlendiğini ve hiç kimsenin bu belirlenen süresinin o kitaptaki kayıtlar aksine  kısaltılamayacağını söylemektedir. Sürenin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Cenab-ı Hak bilir. Kişinin mahşer hesabı işte bu sürenin tamamlanması sonunda görülecektir.

            İmkanları iyi kullanamayarak ömrü, yani kendisine verilen süreyi heder edenler  “erzel-i ömr’e” yani tekâmül için belirlenen çizginin başlangıç noktasına geri çevrilirler. Yasin suresi 68. ayet de bu espiriye dikkat çeker. “Kime uzun ömür veriyorsak onun yaratılışını baş aşağı geri çeviriyoruz hâlâ akıl etmiyorlar mı?” (Kur’an’daki İslam Sayfa: 152-153)

 

            Burada sayın Öztürk gözü açıklık ederek tam aleyhinde bizim öne süreceğimiz ayeti alarak sanki, ayette “ Biz öğüt alacak olanın öğüt alabileceği bir ömür için dünyaya DEFALARCA GÖNDERİLMEDİK Mİ?” denmiş gibi ayeti saptırarak Daha önce kendilerine yeterli süre (yani birkaç kez dünyaya geliş gidiş süresi) verildiği için red cevabı almaktadırlar. Bu süre verilmemiş olsaydı tekrar dünya planına gönderilebileceklerdi.” diyor. Sayfanın altına doğru da: “sürenin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Cenab-ı Hak bilir. Kişinin mahşer hesabı işte bu sürenin tamamlanması sonunda görülecektir.” diyor. Bir de “yirmibeşyıl kalanla yüzyıl kalan aynı tutulamaz. Böyle bir şey Allah’ın adaletine ters düşer.” diyerek neredeyse haşa Allah’ı tehdit ediyor.

            Ayeti kerimede Allah (c.c.) “sizi defalarca yaşatmadık mı?” demiyor tam aksine “Öğüt alanın, öğüt alabileceği bir ömürle yaşatmadık mı” diyerek ömrün bir defa olduğunu vurguluyor. Ve çıkış isteklerini reddederek, “Öyle ise tadın azabı, zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” diyerek onları azarlıyor.

            Şimdi Öztürk’e sorarız; hani ölenler tekâmül edip temizleninceye kadar Reenkarne olacaklardı.? Bu ayette sözü geçenler niçin tekâmül edip temizlenmemişler, ateşe atılıyorlar.?

            Hani Reenkarnasyon onları temizleyip tekâmül ettirecekti.! Sen diyorsun ki “ bunlara önce süre verilmiş dünyaya birkaç kez gelmiş gitmişler de, onun için dünyaya tekrar dönüş istekleri kabul edilmedi.”  Bunların gelip gittiklerini nasıl uyduruyor, Allah’ın ayetlerinin manasını nasıl tahrif ediyorsun.?

            Taha suresindeki “Bizi sizi, öğüt alacak olanınöğüt alabileceği bir ömürle yaşatmadık mı.?” Bu ayette senin dediğin gibi dünyaya bir çok defa gidip gelmek asla mevzuu bahis değildir. Ancak doğumdan ölüme kadar geçen süre anlatılmaktadır. Bu ayetin tefsiri mahiyetindeki hadisleri ve ayeti kerimeyi Riyazüssalihinden buraya aynen alıyorum.

1.                 Hadis: “İbn-i Abbas ve muhakkik alimler, bu ayetin manasının: “Sizi altmış sene yaşatmadık mı?” “demek olduğunu söylediler.” Bu sözü ileried zikredeceğimiz hadis de te’yid ediyor. Bir kavle göre onsekiz, diğer bir kavle göre kırk yıldır. Bu sonuncu söz Hasan, Kelbi ve Mesruk’undur. Bu kavil İbn-i Abbas’dan da rivayet edilmiştir.

Medinelilerin kırk yaşına vardıklarında; ibadetle uğraşmak için, başka işlerden el çektiklerin de rivayet ettiler. Bazıları “ büluğ çağına kadar yaşatmadık mı?” manasındadır, dediler.

            Allah’u Teala’nın “size Nezir de geldi” kavlindeki nezirden murad, Muhammed Aleyhisselam olduğunu İbn-i Abbas ve Cumhuru Ulema söylediler. (Riyazüssalihin Cilt 1 Sahife: 147-148)

2.                 Hadis: Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (a.s.) şöyle demiştir:

 

 

“Allah’u Teala, ölümünü altmış sene te’hir ettiği kimse için mazeret beyan etmeye meydan bırakmamıştır.” Buhari (Riyazüssalihin cilt 1 Hadis no: 112)

Fakat kırk yaş görüşünü te’yid eden, doğrulayan Ahkaf suresinin 15. ayetini alıyorum.

 

            “Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. ( ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü. Nihayet (insan) güçlü çağına erip KIRK YAŞINA varınca “Ya Rabb’i, dedi, beni, bana ve anama, babama verdiğin nimete şükretmeye razı olacağın yararlı işler yapmaya sevk eyle. Benim için, zürriyetim için de salahı devam ettir. (benden gelecek olanları da iyi insanlar yap.) ben sana yüz tuttum ve ben (sana) teslim olanlardanım.” 46/15

           

Görüldüğü gibi bu ayeti kerime, insanın en güçlü, en düşünceli ve en olgun yaşının kırk olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. 18 yaş ise; hem dini konularda sorumluluk yüklendiği, hem de medeni kanunlarda sorumluluk yüklendiği göreve ve yükümlülüklerin başladığı bir yaş sınırıdır ve her yönüyle gerek dünya işlerinde, gerek ahiret işlerinde akıl baliğ olmuş, rüştüne ermiştir. Bu yaştan yani akıl baliğ olup rüştüne ermeden önce ölenler ise; zaten mükellef olmadıklarından sorumlu tutulmazlar. Siz bazı profesörlerin dediği gibi dünyaya birkaç kez gelip gitmek söz konusu değildir.

BİRİNCİ BÖLÜM

İKİNCİ KISIM

 

KUR’AN’DAKİ İSLAM: Sayfa: 160-161

            Vakıa Suresi ayet: 60-62

            S-60-62. ayetlerdeki “ölüm ve tekrar yaratılma” kavramlarına ne dersiniz.?

            C-Önce ayetleri görelim: “Aranızda ölümü biz takdir ettik ve biz yerinize diğer benzerlerinizi getirmemiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışta ve suretlerde tekrar yapılandırmamız hususunda önüne geçilecekler de değiliz.”(Ayrıca Bk.İnsan,28)

            Bu ayetlerden mahşerdeki yaratılış anlaşılabileceği gibi, dünyada yeniden bedenlenme yani Reenkarnasyon da anlaşılabilir. Hatta ayetler ikinci manayı anlamaya daha uygundur. Nitekim Fahrettin Razi’ den Elmalılı’ya kadar birçok müfessir getirdikleri açıklamalarla da ikinci manayı ortaya koymuş, ancak geleneksel kabule uyarak Reenkarnasyon’dan bahsetmemişlerdir. Kur’an’ı tabuların ve peşin fikirlerin cenderesine girmeden anlamayı esas alan Süleyman Ateş bu müstesna tavrını burada da sergilemiş ve ayetleri açıklarken şu satırları yazmıştır.

            “Birinci ayette, yeniden yaratılacak insanın bedeninin, bu bedenin aynı değil, benzeri olacağı: “Sizi bilmediğiniz bir biçimde yaparız” anlamındaki ikinci cümleden de yeniden yaratılacak insanın bilinmeyen bir biçimde yaratılacağı anlaşılır. Daha önce geçen benzeri ayetlerle karşılaştırılırsa bu ayetlerden de kemal bulmadan ölmüş insan ruhunun, bilinmeyen bir zamanda ve bilinmeyen bir biçimde yeni bir bedene sokulup bedensel hayata getirileceği manası çıkarılabilir.”

            “Bu ayetler, olgunluk kazanmış mümin insanlara değil, ahireti inkar eden kemal bulmamış cehennem halkına hitaptır. Bundan, kemal bulmamış inkarcı insanların, kemal bulmak üzere tekrar bedenlere sokularak yeniden yaratılacağı anlaşılır. Bu takdirde ba’s (yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra diriltme) olayı, kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, Huld Cennetine gittiklerinden bedensel hayata dönmezler. Ba’s, kemal bulmamış ruhların, kemal bulmak üzere bedensel hayata getirilmesidir ki bedenden bedene geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın ızdırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. İşte bu gelip gitmeler ruhu pişirip olgunlaştıracak olan cehennem hayatıdır.

            Her bedensel hayatta yapılanlar, ruhun daha sonraki hayatının mahiyetini çizer. Kötülüklerden korunan ve Allah’a ibadetle olgunlaşan ruh, ebedilik cennetine girer, bir daha, gerçekte azab olan bu bedensel hayata dönmez. Ama olgunlaşmayan ruhlar, olgunlaşıncaya dek yeni bedenlere sokularak dünyaya getirilirler. Olgunlaşmanın tek yolu da Allah’a ibadet ve güzel ahlaktır.

            Ayetlerden bu mana anlaşılabilir ama tenasuh (Reenkarnasyon) demek olan bu açıklama, cumhurun anlayışına aykırıdır. Bu bakımdan bu mananın muhtemel olmakla beraber, cumhurca ayetlere böyle bir mana verilmediğini belirtmemiz gerekir.” (Ateş: 9/238) Kur’an’daki İslam sayfa: 160-161

 

            Sayın Öztürk; yukarıda görüldüğü gibi yine ayetlerin manasını saptırıyor ve aynı davranışı Süleyman Ateş’le beraber sürdürüyorsunuz!

            Vakıâ suresinin 60-61. ayetlerinin meallerini yazdıktan sonra parantez içinde (ayrıca bk.insan 28) dediğiniz için önce yine Ateş’ten insan suresi 28. ayetin mealini alıyorum:

 

            “Biz onları yarattık, yapılarını sıkıca bağladık (vücut parçalarlını birbirine sıkı sıkıya bağladık, eklemlerini, damarlarını sağlam yaptık). dilediğimiz zaman onları benzerleri ile değiştiririz.” (İnsan:28)

 

            Bu gelen ayetler de vakıa suresinin meali:

            “Aranızda ölümü takdir eden (ne zaman öleceğinizi belirleyen) biziz. Ve bizim önümüze geçilmiş değildir. (kimse bizim tayin ettiğimiz vakti geçemez).” (Vakıa: 60)

 

 

            “(size böyle ölümü takdir ettik) Ki, sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa edelim.” (Vakıa: 61)

 

 

            “Andolsun ilk yaratmayı bildiniz. (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi? (ilk defa yarattığımızı gördüğünüzden dolayı yeniden yaratabileceğimizi de anlamanız icab eder).” (Vakıa: 62)

 

Burada da göz göre göre, yıllarca önce ahirete gitmiş olan değerli müfessirlerden Fahreddin Er-Razi’ye ve Elmalılı Hamdi Yazır’a iftira ediyorsun! Bu ayetlerin tefsirinde ne tenasuh, ne de Reenkarnasyon lafları senin de bildiğin gibi katiyen geçmiyor. Çok uzar diye tefsirdeki bölümleri buraya almıyorum. Fakat sen sayın Öztürk, var olduğunu iddia ettiğine göre; işte onların sözleri diye iki cümle ile de olsa birer örnek alıp yazman gerekmez miydi?

Sayın Süleyman Ateş’e gelince, yukarıda şöyle söylüyor. “Ba’s kemal bulmamış ruhların, kemal bulmak üzere bedensel hayata getirilmesidir. Ki bedenden beden geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın ızdırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. İşte bu gelip gitmeler ruhu pişirip olgunlaştıracak olan cehennem hayatıdır. Her bedensel hayatta yapılanlar, ruhun daha sonraki hayatının mahiyetini çizer…Olgunlaşmayan ruhlar, olgunlaşıncaya dek yeni bedenlere sokularak dünyaya getirilirler…”

            Sayın Ateş’in söylediğini cahil bir insan dahi söylemez. Çünkü, en cahil insanlar dahi, şu hadis-i şerifi mealen bilirler. İşte hadis:

 

Ebu Hureyre (r.a)’den ‘Peygamber (a.s.) Şöyle buyurmuştur:’ “ Dünya mü’minin hapishanesi, kâfirin cennetidir.” (Müslim, Tirmizi,Tac.Terc.C.5 Ha.no: 504)

 

Ateş Hoca, Peygamberimiz Efendimizin kâfirler için cennet dediğine  cehennem diyor. Sayın Ateş’e sorarız: Eğer dünyada bedenlenmek  cehennemde yanmaksa, ahirette cehennemde dişleri açıkta kalacak şekilde yüzlerine alevler çarparak yanmakta olan cehennemlikler; niçin yeniden dünyaya dönmek istiyorlar. “ Her bedene girişi, dünyaya yaşayışı cehennem azabı” ise dünyadaki bu cehennemin ateşi nerede.? Dersen “sıkıntı ve ızdıraplar onları olgunlaştıracak,” ahiretteki cehennem ateşinin sıkıntı ve ızdırabı daha şiddetli olduğu için sizin aklınıza göre orada daha çabuk olgunlaşması gerekmez mi? Bu garip iddialarla gülünç durumlara nasıl düşüyorsunuz.?

 

İnsan suresinde Cenab-ı Hak, “Dilediğimiz zaman onları benzerleri ile değiştiririz.” buyuruyor. Elbette bizler öleceğiz; yerimize ağzı, gözü, eli, ayağı yani kaba hatlarla bizler gibi insanlar getirilecektir. Yani insan nesli kıyamete kadar kesilmeyip devam edcektir. Yine Vakıa suresinde de… “Sizin yerinize benzerlerinizi getirelim. Ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa edelim.”

Yine bu ayette de ölenlerin yerine benzerlerimizin getirileceği, yani insan neslinin devam edeceği; bizlerin ise ölümümüzden sonra, ahiret hayatımız için; oranın şartlarına uygun ve ölümsüz hayat sürebilecek; (cennetin genişliği yerle gökler kadar olduğuna göre) belki de, ışık hızıyla hareket edebilecek, yediği, içtiği pislik olmayan, sümüğü, balgamı bulunmayan, yedikleri içtikleri buhar ve güzel kokulu ter ile vücuttan çıkan, bilemediğimiz, tahmin edemediğimiz güzellikte bir yaratılışla yaratılacağız.

Bu ayetlerin de Reenkarnasyon’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Sayın Ateş! Sen diyorsun ki; “olgunlaşıncaya kadar yeni bedenle gelip gidecekler” yani bu hesaba göre herkes cennete girecek. Cehennem boş kalacak!

Bakalım Allah (c.c.) ne buyuruyor:

 

        “De ki: ‘Üzerinize vekil edilen ölüm meleği, canınızı alır, sonra Rabbinize döndürülürsünüz’ ” (Secde: 11)

 

            “Rablerinin huzurunda (utançtan) başlarını öne eğmiş; ‘Rabbimiz gördük, işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık’ demekte olan suçluları bir görsen” (Secde: 12)

 

            “Dileseydik herkese hidayeti verirdik, fakat Benden ‘mutlaka cehennemi, cinlerden ve insanlardan bir kısmı ile tamamen dolduracağım’ sözü çıkmıştır.” (Secde: 13)

 

            “Bu gününüzle karşılaşmayı unutmanızın cezasını tadın biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınızdan ötürü ebedi azabı tadın” (Secde: 14)

 

            Burada da; 12. ayette görüldüğü gibi geri dönmek isteyenlere 14. ayette verilen cevap: “Biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınızdan ötürü ebedi azabı tadın” buyrulmaktadır.

            Allah (c.c.) bunlara bu şekilde hitab ettikten sonra Sayın Profesörler yoksa sizler mi onları cehennemden çıkarıp Reenkarne olmak üzere dünyaya döndüreceksiniz!?

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

ÜÇÜNCÜ KISIM

 

KUR’AN’DAKİ İSLAM Sayfa: 248-250

           

            Mü’min Sûresi: Ayet 11

            S-11. Ayette Reenkarnasyona bir işaret var mıdır.?

            C- “Evet, vardır. Bu ayet azap çekmekte olan bazı kişilerin şöyle feryat ettiklerini bildiriyor: “Ey Rabbimiz, Bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Bundan çıkmak için bir başka yol daha var mı.?”

            Görüldüğü gibi, ayette iki defa öldürülüp diriltilen ve tekrar diriltilmek isteyen bir topluluk söz konusu edilmektedir. Buradaki iki defa öldürülüp iki defa diriltilmeyi ayete parantez içi ilaveler yaparak istedikleri anlamlarla çekenlerin kendi kanaatleri Allah’ın kitabına sokmaktan başka hiçbir dayanakları yoktur. Bu ayet ve benzeri birçok ayet bazı insanların ikinci, üçüncü kez bedenlenmek üzere dünyaya geri gönderildiklerini göstermektedir. Saffat suresi 54-61. ayetlerde biri cehennemde, biri cennete iki arkadaş şöyle konuşturulmaktadır. “Bakarmısınız, dedi. Baktı, onu cehennemin tam ortasında gördü. Dedi ki: ‘Vallahi,az kalsın beni de oralara indirecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı şimdi bende elbette oradakilerdendim. Biz cennetlikler tekrar ölecek miyiz? Hayır, yalnız ilk ölümümüz. Ve biz azaba da uğratılmayacağız. Gerçekten de bu büyük başarının ta kendisidir. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar.”

            Görüldüğü gibi ayette cennet ehli yani tekâmülünü tamamlamış olanların tekrar döndürülmeyecekleri söylenerek cehennem ehli ile bir farklarının  da bu olduğuna dikkat çekilmektedir. Duhan suresi 56. ayet, cennet ehlinin ikinci kez öldürülmemelerini yine Allah’ın bir lütfu olarak gündeme getirmektedir: “Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Allah onları senin Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından korumuştur.”

            Müfessir Süleyman Ateş, Furkan suresinin 13-14. ayetlerinde işaret ettiğimiz yönde değerlendirerek şu açıklamayı yapıyor: “Cennet hayatında ölüm yoktur. Cehennem azabından kurtulmuş olanlar ölümsüz olarak o nimet ve ikram içinde sonsuzca kalırlar.” “Cennetliklerin ölmeyecekleri vurgulanırken cehennemlikler hakkında böyle bir açıklama yapılmamıştır. Hatta tersine oradakilerin ölümü temenni edecekleri, “Orada ölümü çağırırlar; kendilerine: ‘bugün bir tek ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın’ (Furkan suresi, 13-14) ayetleri ile belirtilir.”

            Tefsirlere göre bu ifadelerde, cehennem azabının korkunçluğu anlatılmaktadır. Yani o azap öyle korkunçtur ki orada bulunan ölmeyi yaşamaya yeğleyecek, ölüpte kurtulmayı dileyecek ama bu mümkün olmayacaktır: ‘O, en büyük ateşe girer, sonra onun içinde, ne ölür nede yaşar,’ (A’la suresi: 12-13) ayetleri de bu anlamı güçlendirmektedir.

            Belki de bu ayetlerde, dünyada olgunlaşıp bedenin ölümünden sonra, cennete giden ruhların bir daha dünyadaki bedensel hayata dönmeyecekleri; fakat dünyada olgunlaşmadan bedenden ayrılan ruhların, bir süre ruhsal azaptan sonra bedene dönüp tekrar ölecekleri, ta ruh olgunluğuna erişinceyedek birkaç kez bedensel hayata dönüp ölümü tadacakları; ancak olgunlaşmış olan ruhların bedenden ayrıldıktan sonra: “Allah’ı nasıl tanımazsınız ki siz ölüler idiniz O sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek; sonra O’na döndürüleceksiniz.’ (Bakara suresi: 28)

            ‘Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu, Sonra dilediği zaman onu yeniden DİRİLTTİ.’ (Abese suresi: 21-22) ayetlerinin zahirinden de bu mana anlaşılmaktadır. Gerçeği Allah bilir.

            “İnsanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamını tevil etme yolunun tutmuşlar.” (Ateş,8/318)

            Ateş’e göre Bakara 28, Vakıa 60-61, İnsan 28, Abese 19-22. ayetlerde de tekrar bedenlenmeye işaret vardır. Ateş, şunu da ekliyor: “Derileri piştikçe azabı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz.” (Nisa,56) ayeti ünlü İslami düşünce ekolu İhvanus-Safa tarafından tekrar bedenlenmeye delil olarak değerlendirilmiştir.” (Ateş,8/202) Kur’an’daki İslam: 248-250

 

            Sayın Öztürk, bu sayfanın başında yine ayete ilaveler yaparak, ayeti tahrif etmişsin! Mü’min suresinin 11. ayeti Ateş’in mealinde şöyle: “Dediler ki, Rabbimiz bizi iki kez öldürdün ve bizi iki kez dirilttin ve günahlarımızı itiraf ettik şimdi (şu ateşten) çıkmak için (bize) bir yol var mı (acaba) ?” evet ayetin metni bu. Peki sen bu ayette “bir başka yol daha” kelimelerini  nerden çıkardın? Sanki bir defa çıkılmış da bir başka yol daha isteniyormuş gibi. Ayrıca abese suresinin 21-22. ayetlerindeki mana, bütün meal ve tefsirlerde:

           

            “Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu. Sonra dilediği zaman onu yeniden DİRİLTECEK” iken; nasıl oluyor da Sayın Öztürk sen, “onu yeniden DİRİLTTİ” diyebiliyorsun? Bu yaptığın işler günah olmuyor mu.?

            “Parantez içi  ilavelerle ayetler yönlendiriliyor” diyorsun. Bu davranış gayet asil bir davranıştır. Ayetlerin anlaşılması için bazı kelimeler izah edilmek üzere parantez açılıyor.

            Bunun mânası parantez içindeki kelimeler ayet değil, bizim izahımız demektir. Ve herkes böyle bilmekte ve anlamaktadır. Böyle yapanların  biri de Sayın Süleyman Ateş’dir ve iyi yapmıştır. Ya sen! Parantez içine almadan ayetin kendisiymiş gibi ayetle ilgisi olmayan kelimeleri nasıl karıştırıyor, v ede kendi sözlerini ayet diye nasıl okutuyorsun.?

            Bu ayetteki; “iki kez ölmek, iki kez dirilmek” ile Reenkarnasyon’un uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Hiçbir müfessir buna böyle bir mana vermemiştir. Reformcu profesörler müstesna!

            Aşağıda büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır Efendinin tefsirinde  de görüleceği gibi; birinci ölüm normal yaşamın sonundaki ölümdür. İlk diriliş, ilk hesabı vermek için kabirde dirilmektir; ikinci ölüm bir müddet azap gördükten sonra mezarda ölmektir. İkinci dirilmek ise, kıyamet koptuğunda herkesle beraber kabirden çıkarak Allah’ın huzuruna, mahşer yerine gitmektir.

            Bakın büyük müfessir Elmalılı bu ayet için ne diyor:

            “Diyecekler ki: Ya Rabbena bizi iki kez öldürdün iki de dirilttin yani iki ölüm öldürdün iki dirim dirilttin. Buradan azabı kabre istidlal edilmiştir. Deniliyor ki birinci öldürme dünya hayatını bitiren ilk ölüm; ikinci öldürme kabirdeki birinci ihyayı (diriltmeyi) takibeden ölüm, ikinci ihya (dirilme) da ba’s (yani mahşerdeki diriliş) şu halde dünya hayatı kâle alınmamıştır.

            Çünkü dünyada inkar ettiklerini ikrar ile itirafı zünub ediyorlar (günahlarının itiraf ediyorlar) denilmektedir. (Elmalılı C.6 Sh.4148-49)

           

            Diğer ayetlere gelince elbette gerçek mü’minler ilk ölümden sonra ayetlerde görüldüğü gibi ikinci ölümü, kabir azabını görmeden direkt cennet sefası ile müjdeleniyorlar. Bakın daha hayatta iken Allah (c.c.) Hadid suresinde, onları nasıl müjdeliyor:

 

             “Allah’a ve Resullerine inananlar, iste Rablerinin yanında onlar, sıdıklar ve şehidlerdir, onların mükâfatları ve nurları vardır. İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, onlar da cehennem halkıdır.” (57/19)

            Yukarıda almış olduğum saffat suresinin 54 ve 61. ayetleri sizin iddianızı tamamen reddetmekte, dünyada ilk ölümden başka ölüm olmadığını bildirmektedir. Yine onun gibi duhan suresinin yukarıda geçen 56. ayetinde de:

 

            “Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar, Allah (c.c.) onları senin Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından korumuştur.” Buyurarak Reenkarnasyonu reddetmektedir.

BİRİNCİ BÖLÜM

DÖRDÜNCÜ KISIM

KUR’AN’DAKİ İSLAM: Sayfa: 257-258

 

            Şura suresi ayet: 30

S-30 Ayette, “Dert ve kederlerin insan elinin ürünü olduğu” söyleniyor. Bu ne demektir.?

C-30 “Şöyle deniyor: “Size gelip çatan herhangi bir musibet yalnız ve yalnız kendi ellerinizin ürettikleri yüzündendir. Allah bunların bir çoğunu da affediyor.”İnsanı rahatsız eden, ona huzursuzluk ve mutsuzluk veren her şey (seyyie), Kur’an’ın açık beyanlarına göre insan elinin ürünüdür böyle olmasaydı Allah’a zulüm izafe edilmiş olurdu. Allah zulümden münezzehtir. Burada akla gelen ikinci soru şudur: hiçbir kötülük sergilemeden, hatta kötülük yapmaya imkan dahi bulamadan, bir yığın dert ve belanın pençesinde kıvranan insanların, mesela çocukların durumları nasıl izah edilecektir.? Ayetle ilgili olarak bu soru başlangıçtan beri hep sorulmuştur. Ve gündeme Reenkarnasyon gelmiştir. Tekrar bedenlenme kabul edildiğinde sorunun cevabı verilmiş olur. Ne yazık ki tekrar bedenlenme akla Hint düşüncesindeki mahşer inancını kabul etmeyen tenasuhu getirdiği için, çoğu İslam bilginleri hiç tartışmaya girmeden “böyle şey olmaz” demiş ve Reenkarnasyonu bir çırpıda reddetmişlerdir. Oysa ki Reenkarnasyonu kabul, Kur’an’ın Haşir inancını kabule asla engel değildir. Başka bir ifadeyle, Reenkarnasyonu kabul eden bir insan otomatik olarak mahşer inancını reddetmek gibi bir duruma kesinlikle düşmez. Mahşer inancını kabul edip etmemek ayrı bir olaydır. Reenkarnasyonu hiç kabul etmeden mahşere inanmayan yüzbinlerce insan vardır.

            İşin esası şudur: Reenkarnasyonun varlığı mahşer inancı ile çelişmez. O inanç bütün ihtişam ve açıklığıyla varlığını korur Reenkarnasyon da işleyebilir. Bir Ba’s yani kıyametin kopuşundan sonra diriltilme ve hesaba çekilme keyfiyetidir ve bu keyfiyet dinin omurga iman noktalarından biridir. İstisnasız bütün insanlar ba’s edilecek ve hayat maceralarının hesabını Hakk’ın huzurunda vereceklerdir. Ve bu hesap verme Allah’ın bizi o günün şartlarına göre bir bedene kavuşturmasıyla olacaktır. Kur’an bunu Halk-ı Cedid (yeniden yaratılma), Yani ba’stesi dirilip bedenlenme, mezarda çürüyüp dağılmış olan bedene girme değildir.

            Hal böyle olunca ba’s anına kadar yani berzah (mahşerle dünya arası devre) boyunca bir ruhun birkaç kez bedenlenmesi ne ba’sa ne haşre ne de hesaba çekilmeye ters düşen bir tarafı söz konusu edilemez.

            Süleyman Ateş 30. ayeti açıklarken bu konuyu genişçe tartışmış ve Kur’an’ın daha bir çok ayetinin Reenkarnasyon’u ifadeye koyduğunu söylemiştir.” (Kur’an’daki İslam Sayfa: 257)

           

            Sayın Öztürk, yine buradaki şura suresinin 30. ayetinde de hiç ilgisi olmadığı halde Reenkarnasyona delil yapmak istiyorsun! Halbuki burada ölmek-dirilmek sözü de geçmiyor. Ve de günahkar mü’minlere hitap ediyor, onları uyarıyor.

            Aynı zamanda, mü’minlere gelecek bir musibetin onların imtihanları ve sabrettikleri takdirde derecelerini yükseltilmesi için olduğunu, yani Bakara suresinin 155 ve 157.ayetlerini unutuyorsun. İşte ayetler:

            “Andolsun sizi; korku,açlık, mallar (ınız) dan, canlar (ınız) dan ve ürünler (iniz) den eksiltmek gibi şeylerle deneriz: sabredenleri müjdele.”

 

            “Ki onlara bir bela eriştiği zaman ‘biz Allah içiniz ve biz ona döneceğiz’ derler.”

 

            “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (2/155-157)

 

            Görüldüğü gibi ayette geçen musibetler, imtihan vesilesi ve mü’minleri ödüllendirmek içindir. Yine bilindiği gibi her Peygamber (a.s.) de çeşitli imtihanlardan geçmişlerdir.

            Sayın Öztürk, sen diyorsun ki; “Hiçbir kötülük sergilemeden, hatta kötülük yapmaya imkan dahi bulamadan, bir yığın dert ve belanın pençesinde kıvranan insanların, mesela çocukların durumları nasıl izah edilecektir.? Ayetle ilgili olarak bu soru başlangıçtan beri hep sorulmuştur ve gündeme Reenkarnasyon gelmiştir. Tekrar bedenlenme kabul edildiğinde sorunun cevabı verilmiş olur. Ne yazık ki, tekrar bedenlenme akla Hint düşüncesindeki mahşer inancını kabul etmeyen tenasuh’u getirdiği için çoğu İslam bilginleri hiç tartışmaya girmeden “böyle bir şey olmaz” demiş ve Reenkarnasyonu bir çırpıda reddetmişlerdir…”

 

            Sayın Öztürk, bu iddialarında, demek istiyorsun ki; önceki hayatlarında suç işleyenler yeniden dünyaya başka bedenle geldiklerinde önceki hayatta yaptıklarının cezasını çekiyorlar.!

            Yoksa senin bu mantığına göre daha çocukken kardeşleri tarafından kuyuya atılan, sonra köle diye yoldan geçen kervana satılan, o küçük  yaşına rağmen yıllarca kölelik yapan sonra iftiraya uğrayıp yine yıllarca zindanda yatan Peygamberimizin “insanların en mükerremi Yusuf’ dur, çünkü o peygamber oğlu peygamber oğlu peygamberdir” dediği Yusuf Aleyhisselam da mı Reenkarne oldu da bir önceki hayatının cezasını ikinci gelişinde daha çocukken çekmeye başladı.? Yoksa Yusuf (a.s.)’ın acısıyla ağlaya ağlaya gözlerini kaybeden babası Yakub (a.s.) da mı? Yoksa gözleri ama olan Şuayb (a.s.) veya yıllarca hastalanıp her şeyini kaybeden Eyyub (a.s.) da mı? Yoksa babasız doğan, Ruhullah olan ve çocukluğundan itibaren çeşitli iftira ve zulümlere düçar olup Yahudilerin elinden dağlarda saklanan, taşları başına yastık eden ve sonunda Yahudilerin işkencelerinden kurtulması için göğe çıkarılan İsa (a.s.) da mı? Yoksa senin mantığına göre; dünyaya gelmeden babasını, altı yaşında annesini kaybederek hem yetim hem öksüz kalan kainatın efendisi, Rahmeten’lil Âlemin olan, Hz. Muhammed (a.s.) da mı önceki hayatından dolayı eziyetlere düçar kaldılar.?

            Tabi ki, hiçbiri değil, bu çileler, acılar onların iyice olgunlaşması yüksek dereceleri kazanmaları ve sabırlarıyla tüm insanlığa en güzel birer örnek olmaları içindi.

            İşte ayet:

 

            “Andolsun Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok zikreden kimseler için en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab suresi: 21)

 

            Bunlara ilaveten bu görüşümüzü te’yid eden Hadis-i Şerif meallerini de buraya alıyorum:

 

            1.Hadis: “İnsanlar içinde belası en çetin olanlar peygamberlerdir. Ondan sonra da  efdalden efdale teveccüh eder. Kişi dininin derecesine göre belalanır. Artık dininde salâbet (ve kuvvet) varsa belası çetinleşir. Dininde yufkalık (za’f) varsa o da dini miktarınca bela görür. Bu suretle kula ait bela, yeryüzünde, üzerinde  hiçbir günah kalmayarak, yürüyeceği bir zamana kadar devam eder, gider.” (Buhari, Müslim, Ahmet B.Hanbel, Tirmizi, İbn-i Hibban, Hakim Saad R.A’dan)

 

            2.Hadis: “Mü’min olan kişiye yorgunluktan, hastalıktan, meraktan, mahzunluktan, gamdan ezadan, hatta kendisine batan bir dikenden metevellid herhangi bir musibet gelmeye dursun ille Cenab-ı Hakk bunlar sebebiyle onun günahlarını bağışlar.” (İbn-i Hibban, Ebu Hureyre, Ebu Said r.Anhuma, H.B.Ç.Cilt 2 Sh.872)

 

 
Sayfa Klavuzu  : Anasayfa Reenkarnasyonu Red Eden Ayetler...

Ziyaretçi

Bugün90
Dün121
Bu Hafta90
Bu Ay726
Toplam107921
Üye : 235
İçerik : 39
Web Bağlantıları : 6

Son Güncelleme

Sitemiz Perşembe 29 Aralık 2011, 20:39 Tarihinde Güncellenmiştir.