|
Yüksek ilim verildi, Hazret-i Süleyman’a.(1) İnsan, cin, kuşlar, şeytan hizmet ederdi ona.(2) Süleyman’ın ordusu, cin, insan, kuşlar idi. Allah’ın izni ile, onlara hükmederdi.(3/a)
Bir aylık mesafeye bir gün akşama kadar Gider döner Süleyman, onu taşırdı rüzgar(3/b) Karıncası bol olan, bir vadiden geçerken, Onların seslerini, dinledi gülerekten.(4)
Karınca ve beyleri, tanırdı Süleyman’ı. Demek ki onların da, mükemmeldi imanı. Karınca demişti ki, ”ey karıncalar hemen, Uzaklaşın buradan, Süleyman erişmeden!(5)
Ordusuyla beraber, geliyor çabuk olun, Bilmez kırarlar sizi, tüm yuvanıza dolun.”(6) İşitince Süleyman tebessüm etti ona, Çok şükürler ederek, dua etti Rabbı’na.(7)
Şimdi sıra kuşlarda; öylesine iman ki; Şeytanı, arşı taşır, allâme olmuş sanki. Şu asrımızda dahi, postacılık yaparlar..(8) Arzularına değil, Rablarına taparlar.
Sonra döndü kuşlara “Hüdhüd kuşu nerede?(9) Kayıp mı oldu” Derken, kuş belirdi ilerde(10) Dedi ki “ya Süleyman, bilemediğin senin, Ta Yemen’den getirdim, haberini Sebe’nin.(11)
Hükümdarları kadın çok büyük tahtı vardı. Hepsi birden Güneş’e, secde ediyorlardı.(12) Süslemiş idi şeytan bütün yaptıklarını. Giremezler saptırmış, dost doğru yolarına.(13)
Göklerde ve yerlerdeki her gizliyi çıkaran, İlan ettiklerini ve gizliyi anlayan.(14) O Allah ki bir tekbir, büyük arşın sahibi.(15) Engelliyordu şeytan O’na secdelerini.(16)
Bitince kuşun sözü, O’na dedi Süleyman(17) “Doğruysan şu mektubu, onlara götür heman.”(18) O kuş götürdü O’nu, Melike’nin yanına, Bir bakılabilseydi, O’nun heyecanına.
Okuyunca Melike, bir haylice Ürperdi; Bütün bu bilgileri, meclise gönderdi.(19) Rahman, Rahim Allah’ın, adıyla başlıyordu.(20) “İslam ve teslim olun, baş kaldırman” diyordu.(21)
Belkıs derhal topladı, ileri gelenleri; “Sizler neler dersiniz, ben geçemem sizleri.”(22) Seçkinler dediler ki; “bizler harp erbabıyız. Sen ne emir verirsen biz emrine hazırız.”(23)
Belkıs dedi onlara, “bilirim hükümdarlar; Bir ülkeye girince, orayı tüm yıkarlar. Halkın şereflileri, zillete düşer tümden(24) Hediyeler gönderip, bilgi alam elçimden.”(25)
En değerli şeylerden hediyeler gönderdi. Ve fakat, neticeyi endişeyle beklerdi. Elçiler kavuşunca Süleyman’ın yanına, Süleyman söyle dedi onların başkanına(26)
“Mal ile yardım etmekse sizin gayeniz, Allah en hayırlıyı bana verdi biliniz.(27) Sevinerek dönünüz, hediyenizle bile; Burda duyduğunuzu orda getirin dile(28)
And dolsun güç yetmeyen, ordularla gelerek; Sürerim yurtlarından hor ve zelil ederek.”(29) Ayrılınca elçiler, şöyle dedi Süleyman; “Ey ileri gelenler ! Onlar teslim olmadan;(30)
Saba Melikesinin, tahtını ta Yemen’den; Kim getirir buraya; hemen şimdi, aniden”(31) Cinden bir ifrit dedi ”sen kalkmadan yerinden O tahtı getiririm ve güçlüyüm buna ben.(32)
Kitaptan ilmi olan alim bir zat demişti; Sen gözünü kırpmadan ve hemen getirmişti.(33) Süleyman ki görünce, büyük tahtı yanında; Bu rabbimin lutfudur, O’nun imtihanında;(34)
Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü ben Rabbimse müstağnidir, umarız kereminden;(35) Sonra dedi Süleyman ”tanınmaz yapın onu ; Gösterelim geline tanıyacak mı bunu.”(36)
O elçiler dönünce melikenin yanına; İnanır gibi oldu Peygamber olduğuna. Hazret-i Süleyman’a kavuşabilmek için; Bütün yakınlarıyla geliyor o biçim.
Süleyman Peygamber’se karşıladı onları. Onları da görünce, artmıştı imanları. “Senin tahtın böyle mi?”diye sordular ona Belkıs dedi tıpkı o çok benziyordu buna(37)
“Gelmişti bize bilgi, bizler iman etmiştik.(38) Daha önceden ise gerçeğe ermemiştik.”(39) Süleyman’ın köşkünün, altında sular vardı. Ve içinde balıklar hep dolaşıyordu.
Üstü şeffaf kristal, kaplanmıştı cam gibi. Üstten bakınca suyun, görünürdü ta dibi. Ona dendi ”köşke gir”, sıvadı bacağını, Su sandı ve şaşırdı, nasıl yapacağını.(40)
Süleyman dedi ona ”sırçadandır üzeri.”(41) Bu defa Melike’nin ürpererek tüyleri; Dedi ”Rabbim önce ben, yazık ettim kendime; Şimdi Süleyman ile telim oldum Rabb’ime.”(42)
Gerçek imana erdi ve kurtuldu Melike. Yalınız kendisi değil İslâm oldu tüm ülke. Allah murad edince, kuşu sebep eyledi. Belkıs’ın haberini, Süleyman’a o dedi.
Asıl gayem kuşta ki imanı sergilemek Ondan ibret alarak, gerçek imana ermek.
|