|
Yıl 1965!...Değerli Üstadımın, 1965 yılında üç aylık İSLÂM DÜŞÜNCESİ dergisinde yayınlanan, içinde bulunduğu hali ve arzularını dile getiren “HASRET VE VUSLAT” isimli hikayesini de teberrüken buraya alıyoruz. Üstadım bu hikayede, İmân-İslâm ve Kur’an aşkıyla yanmakta olup yüksek hakikatlerine ererek İslâm’a hizmet için çırpınan bir hak dostunu sembolize ediyor: HASRET VE VUSLÂTM.Avni (Avnullah) ÖZMANSUR) Hâdise, İç Anadolu’nun uzak bir kasabasında geçer. Tertemiz bir ihtiyar vardır; ak sakallı, sevimli, vakur..İnce, ince düşünür daima, geceleri az uyur, topluma az karışır, sofu derler kendisine. Fakat halinden hiç memnun değil, ibadetleri doyurmuyor kendini. Düğümler var içinde çözülemeyen, son günler taşıyor ruhu, şehre inemiyor, çok uzak, araba tutar başını.Çaresiz bekler, gözler, her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır zanneder, yoklar eli boşa çıkar…Fakat yine yılmaz o. Rüyasında ona, “Sen Mevlâna ol, Şems gelir” demişler. “beklemek ateşten çetindir” Askerden dönenlerden soruyor, kimler var İslâm büyüklerinden? Nasıl çalışıyorlar? Neler tavsiye ediyorlar? Fakat kim anlar bu dertten! Birkaç zatın hizmetini, himmetini duyuyor, masal gibi…Yine bekliyor aylarca, yıllarca. Ve tükeniyor sabrı. Köyün kıyısına çekiliyor, geçiyor kendinden, dalıyor hayallerine…Bir yolcu beliriyor tepenin ufkunda, adımları ağır, fakat mesafe katlanıyor gibi ayağının altında, kendisine doğru geliyor, yaklaşıyor ve gözleriyle yıkıyor, arıtıyor kendini…Bu bakışlar başka, bu sima başka, benzemiyor hiç zamanın insanlarına. Başı sarılı omuzlarına kadar, cübbeyle gizlemiş kendini sanki, ne varsa gözlerinde, hem korku, hem cesaret, hem ümit veriyor ve “bekliyordun, işte geldim” der gibi, önünde bir nur sütunu dikiliyor…Bakışlarının önünde bir şeyler oluyor sofuya, idrak kesiliyor her zerresi, aydınlanıyor canı ve ayakta buluyor kendini, başlıyor sohbet: -Esselâmü âleyküm ve rahmetullâh. -Ve âleyküm selâm ve rahmetullâhi ve berekâtühu, ehlen ve sehlen, merhaba. -Merhaba. -Efendim yabancısınız galiba, nerden gelir, nereye gidersiniz? -Evet, Minallâh ilellâh (Allah’tan Allah’a)-Muhterem mânidar konuştunuz, arifâne cevap verdiniz, o halde bazı suallerime müsaade buyurur musunuz?-…… -Efendim, isminizi lütfeder misiniz? -Abdullah (Allah’ın kulu)! -Mesleğiniz? -Hizmet-i Kur’an. -Mizacınız? -Muhammed Aleyhisselam. -Parolanız? -Selam. -Gayeniz?-Saadet-i Dareyn, mü’minlerde sürur. -Biraz izah eder misiniz, açıklar mısınız? -Ölümsüzlükle başlayan, gerçek hayatın, ötelerin saadeti, Allah’ın mülkünü imar; motor çarklarından, santral tribünlerine; tren lokomotiflerine, füzelere, atom çekirdeklerine kadar, her nesneye. Allah’ın ismiyle İSLÂM’IN MÜHRÜNÜ basmak; Kâinatı bir imama tabi, tek mescid haline getirmek. Allah’ın ismini yükseltmek. -Kimdir mülkün sahibi?-Yer, gök, yerdekiler, göktekiler Allah’ın hepsi, Allah’ı tesbih ederler. -Ruh nedir? -“O Rabbimin emrindendir” o kadar. -Ya insan? -İnsan: Halifetullah, Allah’ın vekili yer yüzünde, yüzüğün kaşı, Allah adına icrada bulunan, yaratılanların en şereflisi.-Neden bu şeref, bu üstünlük? -İnsan, âlem-i suğra, küçük alem; bütün cevherlerin hulasası, özü, akıl ve nefs sahibi. Muhatab-ı İlâhi, bu sonsuzluk âlemini yardımcısız, yoktan var eden yaratıcıyla konuşabilen. Meleklerin şahsında Allah’a secde ettiği ve yaratıcının; Çamurdan teşekkül ettirdikten sonra “biz ona ruhumuzdan üfledik ve her varlığın ismini öğrettik” dediği. İmtihanda meleklere üst gelen, “allâmel esma-İsimleri bilen” şöhretini kazanan, ilk cevher Adem’in nesli, yaratılanların en güzeli… -Nasıl yaratıldı bu yerler? -Kendi zatıyla kaim olan Allah ayân-ı sabitede, ayninde, takdir etti, ol dedi ilkin, zuhura geldi her şey, var oldu “Gökler yer bitişik bir halde iken, yarıp ayırdık, arza üstünden baskılar yaptık” diyor Rabbim. “Altı günde, yaratıldı mevcudatın hepsi; ilkin hayat kaynağı su, sonra yer yaratıldı, yedi tabaka olarak ve kıtalar halinde” dönüyor kendi çevresinde. -Gök nasıl?-“İki günde yaratıldı. Yedi gök olarak, buhar halinde idi ilkin, kandilsiz altı tanesi, yıldızlarla donatıldı dünya göğü.” -Bu semadakiler? -Göğün çıraları, Güneş’ten kopmuşlar, çoğu ondan alıyor ışığı, süslüyorlar semayı, Güneşle arkadaş olan toprak, Ay kesilir. İntizam var hareketlerinde, oluşlarında. -Güneş? -Hayat dengesini, zamanı tanzimle görevli, en azından ışı, ışık kaynağı. Bir emirle yolcu, yüzüyor sonsuzluk alemlerinde, sürüklüyor bir manzumeyi ardından bir vakte kadar. -Ay’a çıkılabilir mi? -“Yerdekini, göklerdekini size râm ettik” diyor Rabbim. -Rüzgar? -Mutlak memur, kuvvet, taşıyıcı, aşılayıcı. Çiçekler bu vasıtayla birleşip hayat bulur. Her şey çift, Allah tek. -Çift olan insanda, tek’in mührü? -Parmak uçları, benzersizlik. -Cin nedir? -“Babaları Cann, yalın bir ateşten yaratıldı.” Cismi lâtif, her şekle girebilir, İman etti birçoğu Kur’an’a, mümin oldular. Birçoğu kâfirdir. Çeşitli din ve mezhep sahibidirler. Cinler de İslâm’la mükellef. Kovuldular çıkamazlar göğe artık, taşlanırlar, gaybı bilemezler. Haber çalamazlar meleklerden;Çalıştılar, Mescid-i Aksa’ nın inşaatında, Hazret-i Süleyman’ın emriyle bilemediler sonra Hz. Süleyman’ın vefatını, yaslandığı ağaç devrilinceye kadar, çalıştılar durmadan. -Şeytan? -Ateşten yaratıldı, cismi latif, babaları İblisti, cindendi, korkuyordu Allah’tan; gururlandı, kibirlendi, secde etmedi Adem’e. “Ben ateşim dedi o toprak” kovuldu temiz mekandan, lanetlendi. -Ölmez mi bunlar? -Ölürler. Müsaade istedi İblis, yaşayayım dedi bari kıyamete kadar, uzatıldı ömrü, mühlet verildi kafire. Şaşırtırım dedi, insanları öyleyse artık. Hayır dedi Rabbim, “Sen ancak şaşırtırsın, sapkınları, azgınları, yaklaşamazsın benim salih kullarıma, korumuşuzdur onları, korku da yoktur onlar için.” -İnsanların ilk ve son yaratılışları, doğmak, ölmek, yine doğmak, nasıl canlanıyor, bu tohum? -“Andolsun ki, biz insanı çamur mayasından yarattık, sonra onu sağlam ve metin bir karargahta nutfe kıldık. Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı, kan pıhtısını da bir çiğnem et yaptık, o bir çiğnem ette de kemikler meydana getirdik. Kemikleri de et ile donattık. Sonra onu bambaşka bir yaratılışla inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir! Sonra siz bundan sonra öleceksiniz. Sonra kıyamet günü kaldırılacaksınız” diyor bizi hâlk eden yaratıcı. -Şehidler? -“Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız, onlar diridirler, Rablarının katında rızıklanıyorlar, Allah’ın fazlı kereminden, onlara verdiğiyle sevinmektedirler.” Cennet nimetleriyle en güzel şekilde, en güzel yerlerde yaşıyorlar, gördükleri nimet karşısında ruhlarının, beden kalıbından sıyrıldığının farkında bile olmuyorlar, yaşıyorlar saadetle. -Diğer insanların, ölümü? -“Ölen kimse Allah’a yakınlık peyda etmiş kimselerden ise artık rahatlık, iyi ve güzel rızık ve Naim cenneti (onundur). Eğer sağcılardan ise, artık sağcılardan selam sana (denecek). Ama hakkı yalanlayan sapkınlardan ise (ona da) kaynar sudan bir ziyafet ve cehenneme atılış…Gerçekten bu, yakîn derecesinde olan hakikatın ta kendisidir. O halde Rabb’ini o büyük ismiyle tesbih et” yalvar o tevbeleri en çok kabul edendir. -Kabir azabı var mıdır? -Vardır, münafık, kafir ve bazı asi müminler içindir. “Kabir ya cennet bahçelerinde bir bahçe, ya cehennem çukurlarından bir çukurdur” Allah’ımız “O münafıkları biz biliriz, onlara iki kere azab edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba döndürüleceklerdir” diyor. -Tekrar diriliş nasıldır? -Kur’an’ı Mübin’de Rabbımız şöyle buyuruyor: “Çağrıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver! O gün o sayhayı gerçekten işitirler, işte bu (kabirden) çıkış günüdür. Şüphesiz ki ancak biz diriltir ve öldürürüz, dönüş bizedir. O gün yer onlardan sür’atle (çıksınlar diye) ayrılır. İşte bu bize göre kolay bir haşirdir.” “Hem muhakkak o saat (kıyamet) gelecektir; Onda hiçbir şüphe yoktur. şüphesiz Allah kabirlerde olan kimseleri diriltip kaldıracaktır.” -Mahşerde yakınlar buluşabilir mi? -“O gün kişi kendi kardeşinden, anasından, babasından, karısından, çocuklarından kaçar. O gün için bunlardan her birinin kendine yeter işi (ve derdi) vardır.” Salih müminler için “O gün müttekileri toplu olarak Rahman’a haşrederiz. Mücrimleri de kafile halinde cehenneme sevk ederiz.” Buyurur Hâkim-i Mutlak olan Allah’ımız. -Şefaat var mıdır, kimler yapar şefaatı? -Yine Allah’ımız, Kur’an’da “Müsaadesi olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?”“Allah katında hiçbir şefaatçi yoktur, ancak O’nun izninden sonra olabilir.”“Müttekileri o Rahman’ın (huzuruna) toplayacağımız, günahkarları da susuz bir halde cehenneme sevk edeceğimiz gün şefaat etmeğe sahip olamıyacaktır. Ancak o Rahman’ın katından ahd alan kimseler müstesna.”“O gün (kıyamet günü) Rahman’dan (Allah’ın) izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez…” buyuruyor.-İnsanın azaları şahidlik yaparmış doğru mu? -Elbette “O gün onların dilleri ve ayakları işlediklerine şehadet edecektir.” -Cennete kimler girebilir? -Müttekiler, Allah’tan çok korkan, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, tertemiz niyetle ibadetlerini ifa edip, Kur’an’ın hüküm ve emirlerine riayet edenler, Rabbın rızasını kazananlar. -Günahkar müminler de girebilir mi cennete? -İmanları oları, günahları kadar yandıktan sonra cennete götürür.-cennet geniş midir? -“Rabbinizin mağfiretine ve sakınanlar için hazırlanmış, genişliği göklerle yer yüzü kadar olan cennet’e koşuşun!” denilecektir. -Allah sizden razı olsun, mensup olduğunuz cemiyet? -Cemiyet-i İslâmiye. -Tüzüğünüz? -Kur’an’ı Mübin. -Şubeleriniz? -Cami, Mescid, Medrese, -Üyeleriniz? -Bütün müminler. -Öncünüz? -İmam-ı Azam. -Rabıtanız? -Allah için sevgi -Neş’eniz? -Huzur. -Kederiniz? -Huzur. -Sevdiğiniz? -Allah dostu. -Düşmanınız? -Allah düşmanı. -Başkalarına kin? -Yok-Haset? -Yok-Gıpta? -Allah yolunda olursa -Gıybet? -Yasak -Tecessüs? -Yasak -Su-i Zan? -Yasak -Yeis? -Yok -Kendini beğenmek? -Yasak -Saygı? -Allah için büyüklere -Sevgi? -Allah için müminlere -Şefkat? -Allah için muhtaçlara, düşkünlere -Zekat? -Aşikar -Sadaka?- Gizli; aşikar da verilebilir. -Zikir? -Daimi -Tefekkür? -Zaman, zaman -Cihad? -Her an, her hal ile, dahilde ve hariçte, marufu emir, münkeri nehiy için ve nefisle -Haliniz? -Allah’a karşı fakr (Allah’a her an muhtaç olma hali, yokluk)- Akl?-Bir menzile kadar müşavir -Sonra?- Tam teslimiyet -Muhafız? -Melekler -Mülhem? -Kalb-Sahip? -Hazret-i Resûl-Hakim? -Kur’an -Ölçü? -Sünnet-i Muhammedi-Haslet? -Temizlik, samimiyet, İhlas-Himmet? -Evliyadan-Kader? -Değişmez-Mele-i ala? -Salihlerin mekanı -Mirac? -Namazda- Yokluk? -Oruçta -Şu’ra? -Hacda -Tokluk? -Dünyaya -Hedef? -Rızaya -Geçim? -Yerince -İsraf? -Yasak -Cimrilik? -Yok -En üstün nesne? -Zaman-İsrafı? -Haram -Dağınız? -Tecelli? -Tur’a- Yeriniz? -Arz -Temizlik? -Farz -Merkez? -Mekke -Mevcudat? -Tekke -Pervane? -Her zerre -Bir anda? -Bin kere -Ay? -Döner -Gün? -Döner -Aşk? -Baki -Üstad? -Saki -Şerbet? -İman, İhlas, marifet -Hayret? -Bir makam -Yediğiniz? -Helal -İçtiğiniz? -Ab-ı zülal -Müezzininiz? -Bilal -Arzunuz?- Cemal -Aleminiz? -Hal -O haldeyken diliniz? -Lal -Nasıl oluyor? -Burda kal, Selam ve kurtuluş size olsun, der, ayrılır kaybolur.-Efendim! gitmeyin! Biraz lütfedin! Heyhat! Bu ne ateşti Ya Rabbi… İçime düştü! Kimdi bu zat? Nerde bulurum izini? Neydi o konuştukları? Bir ateş aldı içimi, sanki bir alev atmıştı benzin fıçısına! Yanıyorum, azalmak bilmiyor ateşim! Gözümün önüne alabilsem ruhunu, konuşturabilsem hayalimde! Halledebilsem müşkillerimi! Giysem hizmet libasını, bağlasam hizmet kuşağını belime! Versem ruhumu bu yolda!...Ya Rabbi! Beni de sevdiklerinin arasına dahil et; bin defa gazi, yüzbin defa şehid olayım. Yani mahşere kadar her an, şehid olma halini tadayım…Ta ki, hizmette nasipdar olayım. Ya Rabbi! Göster bana yoları. Atayım canımı, çiğnesinler yüzümü, karışayım salihlere, mücahidlere… Tanıt bana İmam-ı Zamanı. Cahiliyye devrinde ölenlerden olmıyayım. Ya Rabbi! Yetirmişsen şu anda al canımı. Yandım, söndürme ateşimi. Al emanetini, al emanetini çek beni kendine.Affet günahlarımı.Ya Gaffar!...Ya Settar!...Ya Allah!...Der ve devrilir yanının üstüne. Bir nur belirir alnında, mütebessim çehresiyle kıblelenmiş yüzü. Melekler çevreler etrafını.Bir anlık sohbet ve nazar, kavuşturur hasleti vuslatına… Niyeti hayırlı olur, amelinden. Mele-i alaya yükselir ruhu…
|