YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’e
CEVAP-1
M.Avni (Avnullah) ÖZMANSUR
Peygamberimizle
İlgili ayet mealleri
Özer
Çiller’in reenkarnasyona inanışı ve Hürriyet Gazetesindeki beyanları
Özer
Çiller; “Allah’la görüşüyorum”!
Kitabın
yazımıyla ilgili izahat
1.Bölüm
1.Kısım: Fatır suresi: 37. ayetteki erzeli
ömr’e reenkarnasyon iddiası
40 yaşın ehemmiyetini bildiren ayet
Cehennem
ateşini görünce dünya’ya dönmek isteyenler
1.
Bölüm 3. Kısım: Mü’min suresi 11. ayetin reenkarnasyonla ilgisi
Cennettekilerle, Cehennemdekilerin konuşmalarını bildiren
ayet
İyi kimseler için ilk ölümden başka ölüm yoktur
1.
Bölüm 4. Kısım: Şura suresi 30. ayetin reenkarnasyonla ilgisi
Nurlar
saçan bir kandil 1. Bölüm 5. Kısım: Nahl suresi 70. ayetin reenkarnasyola
ilgisi
Bir yılda vücudumuzda neler oluyor?
1.
Bölüm 6. Kısım: Nuh suresi 17-18. ayetlerin reenkarnasyonla ilgisi
1.
Bölüm 7. Kısım: Mü’min suresinin 99-108. ayetlerinde reenkarnasyonun mümkün
olmayacağı
1.
Bölüm 8. Kısım: Burayı ve bu şahsı daha önceden görmüştüm yanılgısı
2.
Bölüm 1. Kısım: Mutahharun ( temizlenenler) kimlerdir? Meleklermidir?
Prof. Hüseyin Atay’a göre abdestsiz dokunulamayan kitap
levh-i mahfuzdaki Kur’an’mış!
Elimizdeki
Kur’an’ı okumak için abdest almak lüzumsuz bir merasimmiş!
2.
Bölüm 2. Kısım: Hayız (adet) ve nifas (doğum sonrası) halindeki kadının durumu
2. Bölüm 2. Kısım: Kadın hayızlı ve nifaslı halde iken abdest alıp
namaz kılabilirmiş!
3.
Bölüm 1. Kısım: Tesettür, cilbabla ilgili Hayrettin Karaman hocanın raporu
3.
Bölüm 2. Kısım: Nur suresinin 31. ayetinde emredilen baş örtüsünün mahiyeti
3.
Bölüm 3. Kısım: Cariyelerin tesettürü (örtünmesi) nasıl olmalı
Ahzab suresi 59. ayetteki, cilbab’larını üzerlerine
salsınlar ayetinin mahiyeti
4.
Bölüm 1. Kısım: A’raf suresi 157. ayette geçen, peygamberimizin ümmiliği
hakkındaki tartışmalar
4.
Bölüm 2. Kısım: Peygamberimiz okur-yazar mıydı?
Peygamberimize sesleniş: 2- “ Gözünün gördüğünü,
yalanlamadı kalbin”
4.
Bölüm 4. Kısım: Kıyamet suresi 16-19. ayetlerin izahı
5.
Bölüm: Şefaat: Peygambere şefaat edecek demek onu putlaştırmak mıdır?
Şefaat
konusunda sayın Öztürk’ün iddiası
Gerçek şefaatçı Allah ve O’nun izin verdikleridir
Şefaat nedeniyle dünyada toplu azapların kalkması
Dünyadakilerin ahirettekilere şefaatı
Peygamberimizin şefaatı kübra’sı
Çok salavat getirenlerin şefaatı
Peygamberler, alimler, ve şehitlerin şefaatı
Lahur
Neşri İslam Encümeni Reisi’nin şefaatle ilgili görüşü
6.
Bölüm: Nasıh-Mensuh: Ta Ha suresinin 114. ayetinin espirisi nedir?
“ Kur’an vahyi tamamlanmadan, Kur’an’la son hükmü vermede
acele etme” emri
Nasih-Mensuh:
Kur’an’da hükümden düşürülmüş hiçbir Kur’an ayeti yokmuş!
Kur’an’ın kaç ayet olduğu; Bu hususta yetkili bilim
adamlarının tespitleri
“Onlar öyle kimselerdir ki: yanlarındaki Tevrat’ta
ve İncil’de yazılı buldukları, Ümmi Nebi olan Peygamber’e uyarlar. Ki O
Peygamber, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder. İyi ve temiz
şeyleri onlara HELAL eder, kötü ve zararlı şeyleri onarlara HARAM eder. Onarın ağır yüklerini, sırtarında
olan zincirleri kaldırır. İşte O’na iman edenler, O’na tazim ederler, O’na
yardım edenler ve O’unla beraber indirilen nura uyanlar yok mu! İşte onlar
selamete erenlerin ta kendileridir.” ( A’raf: 157)
“
Ey Peygamber! Biz seni bir şahit bir müjdeci, ( gittikleri yolun kötü akıbetinden) korkutucu, Allah’ın izniyle O’nun yoluna davetçi ve NUR’LAR SAÇAN bir
kandil olarak gönderdik.” (
Ahzab: 45-46)
“ Allah ve melek’ leri, Peygamber’e
salat etmekte, ( O’nun şerefini
gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen göstermekte)’ dir.
“Ey inananlar siz de O’na salat edin
(O’nun şanını yücelmeğe özen gösterin); içtenlikle selam edin ( O’na esenlik
dileyin)” ( Ahzab: 56)
“ De ki: “ Eğer
siz, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki; Allah’ da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
De ki: “ Allah’a ve Resulü’ne itaat
edin. Eğer yüz çevirirseniz, muhakkak ki, Allah kafirleri sevmez”.” (Al-i İmran: 31-32)
“ Allah’a ve
Resul’üne itaat edin, ta ki esirgenesiniz. And olsun ki: Mü’minler daha evvel
apaçık ve kat’i bir sapıklık içinde
bulunuyorlarken, Allah içlerinden ve kendilerinden, onlara ayetlerini okur,
onları tertemiz yapar, onlara KİTAB ve HİKMET’ i öğretir, bir peygamber göndermiş
olduğu için, büyük bir lütufta bulunmuştur.” ( Al-i İmran: 164)
“ Ey iman
edenler! Allah’a itaat edin! Resulüllah’a ve sizden olan idarecilere itaat
edin! Bir şeyde ihtilafa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız
eğer; onu (n hallini) Allah (ın kitabın) a ve Resul (ünün sünnettin)e
götürün. Böyle yapmanız sizin için daha hayırlı ve pek iyidir! (Nisa: 59)
“ Öyle değil,
Rabb’ine and olsun ki: Onlar aralarında çıkan ihtilaflı şeylerde seni hakem
yapmadıkça, sonrada verdiğin hükümden, kendilerinde hiçbir sıkıntı duymadan,
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça İMAN ETMİŞ OLMAZLAR.” (Nisa:65)
“ Kim Allah’a
ve Resul’üne itaat ederse: İşte onlar, Allah’ın kendilerine nimet bahşettiği,
peygamber’lerle, sıdık’larla, şehid’lerle ve iyi kimse’lerle beraberdirler.
Arkadaş olarak bunlar ne güzeldir.” (Nisa: 69)
“ Kim Resul’e
itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (çevirsin),
biz seni onların üzerine bekçi
göndermedik. ( üzülme. Onların işini bize bırak).” ( Nisa: 80)
“ Bana ızdırap
veren, yalnız islamın maruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten
gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içerden geliyor. Kurt,
gövdenin içine girdi. Şimdi mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi
buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sevmez. Can damarını koparan, kanını içen en
büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse. İman
kalesi tehlikededir. İşte benim ızdırabım, yegane ızdırabım budur. Yoksa
şahsımın maruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur.
Keşke bunun bin misli meşakkate maruz kalsam da iman kalesinin istikbali
selamette olsa.”
Bediüzzaman
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla
Değerli
okurlarım,
Rabb’ime
sonsuz övgüler ve şükürler olsun ki; KUR’AN’DAKİ ASIL İSLAM BU! İsimli
kitabımızın birinci baskısı çok kısa bir sürede bitmiştir. Yurdumuzun her
tarafından gelen şiddetli istekler üzerine, az da olsa bazı dizgi ve imla
hatalarını düzelterek bu ikinci baskısını sizlere sunuyorum. Bu kitabın
kapağına: Y.Nuri Öztürk’e C.1 yazılmıştı ve ikinci cevabı vaat etmiştim.
İnşaallah yazımına başlamış olduğum
ikinci kitabı da sizlere kısa sürede sunmayı umuyorum. Ancak, ikinci kitaba
almayı düşündüğüm halde, bir an evvel okurlarımın bilgilerine ulaşsın diye; şu
günlerde çokça konuşulan: KUR’AN-I KERİM’İN KAÇ AYET OLDUĞU konusunun
açıklamasını, bu kitabın son bölümüne ilave ediyorum. Bu bölümün de dikkatle
okunmasını bilhassa dilerim. Salat-ü selam Resul-ü Kibriya’ya, üstün aile
halkına ve ashabına; hidayet tüm insanlara; selam ve kurtuluş inananlara olsun.
(Âmin)
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla,
ÖNSÖZ
Değerli
okurlarım: son senelerde; İslam dini namına konuşan, kendilerini büyük müctehid
ve mezhep imamlarının yerine oturtabilmek için, işlerine geldiği konularda o
zatların görüşlerini öne süren, genelde ise; onları hiçe sayan, onlara;
profesör Hüseyin Atay’ın dediği gibi “ sığ
görüşlüler” diyen, (Kur’an’daki İslam s.163) Evet o mübarek insanlar;
sünnet ve sağlam hadisleri makbul görüp; onları derledikleri ve o sağlam
hadislerle ayetleri bir araya getirip, İslam fıkhını, hukukunu ve
ilmihal’lerini bizlere hazırladıkları, Kütüb-ü Sitte dediğimiz altı hadis
kitabında bulunan ve tümüne yakını sahih kabul edilen hadislerin varlığını kabul
ettiklerinden ve o sağlam hadis’leri; kur’an-dan sonra dini kaynak sayıp,
hükümler çıkardıklarından dolayı, o çok değerli İslam alimlerine: “ bunlarınki
Allah’a ve kur’an-a ortak koşmaktır.” (Kur’an-daki İslam s.71 satır: 21) diyen,
Sayın Öztürk gibi; sayıları az olsa da, öyle ölçüsüz, insafsız, ilimde rasih (yüksek anlayış sahibi) olmayan,
sözüm ona alimler ve ilahiyat profesörleri çıktı ki; kendilerini dinde müceddid (yenileyici) zannettikleri
için, yine ileriki sayfalarda göreceğiniz gibi, tahrif etmedikleri hiçbir dini
mes’ele bırakmadılar.
Sayın
Öztürk’ün hocam diye takdim ettiği Sayın profesör Hüseyin Atay: Ceviz Kabuğu
programında ve Sayın Öztürk’ün yanında; “Akıl Kur’an’dan üstündür” iddiasında
bulunurken birisi çıkıp da: Allah, (c.c.) Tevbe sûre’sinin 28. ayetinde: “ Ey iman edenler! Müşrikler ( Allah’a
ortak koşanlar) necistir (pistir.) Bu yüzden bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a
yaklaşmasınlar…” buyurmaktadır. Nasıl oluyor da, bu müşriklerin kafirlerin,
canilerin, teröristlerin, zanilerin, ateistlerin uyuşturucu tutkunlarının
akılları Kur’an’dan üstün oluyor? demediler. Kaldı ki; Kur’an kelamullah’tır,
Allah kelamıdır, Allah’ın sözüdür. Kadimdir, ezelidir, ebedidir, hiçbir akıl
ondan üstün olamaz.
Tabi
bunların arasında bulunan, bunların görüşlerine karşı oldukları halde, çeşitli
nedenlerle seslerini yükseltmeyen çok değerli profesörlerimiz, ilim adamlarımız
da vardır. Onlara selâm olsun. Allah (c.c.) onların selamet ve cesaretlerini
artırsın.
Türkiye’mizde
dini mes’eleleri layıkıyle bilenlerin sayısı çok az olduğu, zihinler tamamen
boş bulunduğundan, bilhassa islami yaşantısı zayıf olan birçok insanlar,
bunların tesiri altında kalmaktadırlar. Daha zararlısı ise: kendileri öğretim
üyeleri olduklarından, kendi görüşlerinde yetiştirecekleri, ilerinin ilim
adamları olacaktır.
Bu
sünnet ve hadisi: ihtiyaçları olduğu zaman kabul edip işlerine gelmediğinde ve
de genelde kabul etmeyen kişiler: nerdeyse kitabı teslim edip, hiçbir şeye
karışmamış ve Kitab’ın yorumunu kendilerine bırakmış bir peygamber ve böyle bir
din tahayyül ederek; Kur’an’ın açıklamalarını kendilerinin yapabileceklerini
zannediyorlar. Halbuki, bu ulvi görevi Cenab-ı Hak, ayeti kerime’lerde
görüleceği gibi, Resulallah’ (s.a.s.)a vermiş, bu hususta mü’minleri de şöylece
uyarmıştır:
“ Andolsun ki Allah mü’minlere, kendilerine
(Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları
temizleyen, onlara Kitab ve Hikmet’i öğreten, kendi içlerinden bir peygamber
göndermekle lutufta bulunmuştur: Oysa onlar daha önceleri ap açık bir
sapıklığın içindeydiler.” (
Al-i İmran: 164)
Diğer ayette Cenab-ı Allah:
“ Nitekim kendi içinizden, size
ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitabı ve hikmeti ve size (daha)
bilmediklerinizi öğreten bir resul
gönderdik.” (Bakara:
151)
Buyururken, yoksa
Sayın Öztürk; “bu resul’ün açıklamasına ihtiyacımız yoktur, bize bu Kur’an yeter, onu
biz açıklarız” mı diyeceksiniz?
Değerli okurlarım.
Zaten bunların dışında Edip Yüksel gibi: Hz. Peygamber (s.a.s.) kitab’ı
getirmiş görevi bitmiş diyorlar. Hatta Tv Kanal 6 da Ceviz Kabuğu programına;
telefonla iştirak eden bir konuşmacı sayın Öztürk’e hitaben: “ Ne
diyorsunuz! Resulullah’ı bir müvezzi’ye (postacıya)mı benzetiyorsunuz?”
demişti de sayın Öztürk de: “ Ne diyorsun Kur’an’a müvezzi (postacı)olmak az bir şeymi?” demişti. Aynı konuşmaya Metin Yüksel de
Amerika’dan telefonla iştirak etmiş: “hocam artık reformu başlatalım.” demiş
sayın Öztürk ise, tebessümlü bir sukutla cevap vermişti…
İnancımız budur ki:
Böyle binlerce reformist gelse de: Allah Nurunu tamamlayacak, Kitabını ve
Dinini ebediyen koruyacaktır. Bu satırları yazabilmemize imkan ve güç veren,
Rahman ve Rahim olan Allah’a (c.c.) sonsuz hamdü senalar ve sevgili
peygamberimiz efendimiz ile aile halkı ve ashabına sonsuz selatu selamlar, bu
yanlış görüşte olan kardeşlerimize ve cümlemize de en güzel hidayetler olsun.
İşte bu yenici
profesörlerin onlarca iddialarından; bu kitapta cevaplandırmaya çalışacağımız
konulardan bazıları:
1-REENKARNASYON: Yani insanlar öldükten
sonra başka bedenlere girerek, günahlardan temizleninceye, tekamül edinceye
kadar; defalarca, dünyaya gelir, yaşar, ölür, tekrar doğar, yaşar, ölür,
tekamülleri tamamlanıncaya kadar bu böyle devam edermiş!
2-KUR’AN’I KERİM: İnsan
ibadetsiz ve cünüb de olsa Kur’an’ı Kerim’i eline alır, okuyabilirmiş; abdestsiz
el sürülmemesi istenen Kur’an; Levhi Mahfuz’daki Kur’anmış!
3-KADIN: Hayız ve nifas (yani adet ve
doğum sonrası) halinde iken de namaz kılar, oruç tutabilirmiş!
4-NAMAZ: Her hangi bir sebepten dolayı
vaktinde kılınamayan namaz, bilahare kaza edilemezmiş!
5-TESETTÜR (ÖRTÜNME): İffeti korumak
için değilmiş ve “ saçının belli bir kısmı açık kalacak bir şekilde örten
kişiler Kur’an’ın beyanına aykırı davranmakla suçlanamazmış” ve saçların
bütünüyle görünmeyecek şekilde kapatılmasını emreden bir ifade yokmuş! Ahzab
suresinin 59. ayetine rağmen, cariye’lerle Hürler arasında giyim farkı yokmuş.
( Kur’an’daki İslam kitabının 529-530 sayfasındaki; sayın Hayrettin Karaman’ın
ve sayın Öztürk’ün kendi iddialarıyla tenakuza
düşüyorlar.)
6-CİLBAB: İnanan kadınların evden
dışarı çıktıklarında: İnanmış Hür
kadınlardan oldukları anlaşılsın, tanınsınlar da cahiller tarafından
kendilerine eziyet edilmesin diye: vücutlarını baştan ayağa örten Cilbab’ın, üzerlerine alınmasını
emreden, Ahzab suresinin 59. ayeti, bu zamanda uygulanmayabilirmiş!
7-PEYGAMBERİMİZ: Peygamber’imizin
ümmi’liğinin okuma yazma bilmemekle hiçbir ilgisi yokmuş. Ümmi kelimesinin
Kur’an dilinde karşılığı, okuma-yazma bilmeyen değil, Ehli Kitab’ın elindeki
belgelere dayalı bilgilerle eğitilmemiş insan demekmiş!
8-HELAL, HARAM: Kur’an’da isimleri
yazılı hayvanlardan başka eti haram olan hiçbir hayvan yokmuş, hadislere
dayanarak yeni haramlar icad etmek Kur’an’ın ruhuna aykırıymış!
9-ŞEFAAT: Kur’an’da kimin şefaat
edeceği ismen belli olmadığı için; kim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)
şefaat edecek derse kafir olurmuş!
10-KUR’AN’DA NASİH-MENSUH: Önceden
helal olan birşey, sonradan gelen ayetlerle yasaklansa, haram edilse dahi; orda
olmazsa başka yerde ve o zamanda olmazsa başka zamanda helal sayılır ve
uygulanabilirmiş!. Nasih ve Mensuh diye birşey yokmuş. Yani önce inmiş bir
ayetin hükmü sonradan gelen ayetle kaldırılamazmış!
Bu
iddiaları, yukarıda sıraladığımız gibi, ilerideki sayfalarda, bölümler halinde
aydınlatmaya çalışacağız. Tabi bu yazılanlar sayın Öztürk’ün yazdığı
Kur’an’daki İslam kitabındaki hata ve yanlışların onda biri değil. Onun için
kitabın kapağına sayın Öztürk’e cevap: 1 diye yazdık. Diğer bölümlerini de
inşallah en yakın tarihlerde cevaplandırmaya çalışacağız. Bu çalışmalarımız
esnasında ve basılma aşamasında bizden maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyen
tüm dostlarımıza şükranlarımı sunar, eksik ve tüm hatalarım için önce Rabbim’in
affını diler, siz okuyucularımın da hoşgörülerinizi, yapıcı ve tamamlayıcı
tenkitlerinizi bildirmenizi beklerim. Bütün övgülerin hepsi her şeyi yoktan var
eden Allah’a (c.c.) sonsuz selat-ü selam’da O’nun resul-ü kibriyası’na ve onun
muhterem aile halkı ile güzide ashabına ve de tüm kurtuluşlar inananlara olsun.
Rabbim, bu hatalı kardeşlerimizi de, bizleri de en doğruya ulaştırsın. Amin.
17 Ekim 1998/Cumartesi
M.Avni
(Avnullah) ÖZMANSUR
Malatya
Not: 1-Düzeltme:
Bundan önce çıkmış bulunan “ Başsız
Şehid” adlı kitabımızın 109. sayfasının 13 ve 25. satırlarında bulunan “Sağındaki” kelimelerinin “ Solundaki”
olarak düzeltilmesini istirham ederiz.
BİRİNCİ BÖLÜM
Değerli
okurlarım, bu bölümde Allah’ın izniyle: Aslen eski Mısır, eski Yunan, Hind ve
Sind’lerin inançlarında yer alan; bilhassa son senelerde Türkiye’mizde, Profesör
Yaşar Nuri Öztürk, Profesör Hüseyin Atay, Prof. Kayserilioğlu, Prof. Süleyman
Ateş ve emsali reformcu(!) Profesörlerin kitaplarında yazdıkları ve defalarca
televizyon programlarında savundukları ve gerçekmiş gibi insanlara savundukları
REENKARNASYON inancı ve diğer sapık görüşlerinin üzerinde duracak; onların
Kur’an ayetlerini yanlış yorumlarla gerçek mânâsından nasıl çıkardıklarını izah
ederek; esasen Kur’an’ın bu yanlış inançların nasıl kökünden reddettiğini
gözler önüne sereceğiz.
Şunu da
ifade edelim ki, onların itirazlarına hiç yer bırakmamak için biz, ayet
meallerini bizzat Süleyman Ateş’in kendi meâlinden aldık.
Savunanların iddiasına göre Reenkarnasyon; yaşayan bir insan, eğer
dünyada tekâmülünü tamamlamadan ölmüş ise: tamamen temizleninceye, tekâmülünü
tamamlayıncaya kadar, öldükten sonra, başka bedenle doğarak yeniden yaşaması,
yine ölüp yine dünyaya başka bir bedenle
doğup yaşaması, yine ölmesi, yani tekâmül edip günahlardan temizleninceye,
cenneti hak edinceye kadar, dünyaya gelip gitmesi imiş!
Şimdi burada; uzun süre
Başbakanlığımızı yapmış bulunan Sn. Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller Bey ile
ilgili; 13 Ocak 1995 tarihli Hürriyet gazetesinde Gülçin Telci Hanım’ın
imzasıyla yayınlanan haberi aynen alıyorum:
“Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller, “Yeniden Hayata
dönüş” teorilerine çok inandığını ve bundan önceki hayatında Rus Çarı olduğunu
söylüyor. Çiller, bütün hayatı boyunca “Reenkarnasyon” (Hayata başka kişilik
altında dönüş) teorileri ile ilgilendiğini, kendisinin daha önceki hayatında
adı çok bilinmeyen bir Rus Çarı (İmparator)
olduğunu öne sürüyor. Özer Bey, Allah üzerine bir de kitap yazdığını
belirtiyor. Daha önceleri off the record olarak söyleyen Çiller, son günlerde
bu tutumunu değiştirerek açıkça anlatıyor;
BAŞBAKANLIK
Konutu’nda gazetecilere önceki gün Allah’la
görüşüyorum” açıklaması yapan Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’in
öldükten sonra yeniden doğmaya (Reenkarnasyon)’a inanan bir kişi olduğu ortaya
çıktı.
Yakın
çevresine,” ilk hayatında bir Rus çarıydım” açıklaması yapan Özer bey’in bu
konu açıldığında şu açıklamayı yaptığı öğrenildi:
“
Ben bundan bir önceki hayatımda, steplerde yaşadığıma eminim. Daha önceki
hayatımda bir Rus çarıydım. Ama öyle çok önemlilerden değil. Daha az tanınmış
bir Rus çarıydım. Çok şaşaalı bir yaşantı içindeydim. Rusya’yı hiç görmedim
ama, oradaki her şey bana o kadar yakın ve doğal geliyor ki…”
KİTAP YAZIYOR: Özer Çiller’in din
konusunda yeni bir kitap hazırlığı içinde olduğu belirtildi. Özer Çiller’in yeni
kitabı ALLAH konusunda olacak. Çiller’in eski ortağı Bilger Duruman da Kur’an’ı
Kerim için kılavuz yazıyor. Özer Uçuran Çiller, “Mutlu ve Başarılı Olma Sanatı”
isimli kitabında yeniden yaşamla ilgili düşüncelerini aktarmış ve “Yaşayan ölüler ve ölüpte seneler sonra
gömülenler sınıfına girmek istemiyorsanız, ruhsal dünyanızı geliştirmek
zorundasınız” demişti.” (Burada Gülçin Hanım’ın gazete haberi bitti)
Değerli okurlarım. Bu reformcu profesörlerin reklam ve
propagandaları neticesinde, Çiller gibi temiz inancını kaybetmiş
kardeşlerimizin sayılarının artmamamsı ve Allah’ın onlara hidayet vermesi
dileğiyle, ana mevzuumuz olan Reenkarnasyonu: Kur’an’daki İslam kitabında savunan Yaşar Nuri Öztürk’ün, kendi
kitabından ilgili sayfaları aynen alarak eleştirmeye çalışacağız. Burada
ayetler üzerindeki tartışmalara girmeden önce onlara sorarız; herkes
temizlenecek cennete girecekse, cehennemdekiler kimlerdir.?
Öldükten sonra dünyaya tekrar gelmek
suretiyle ateşi, yani cehennemi ve ahiretteki olayları gözleriyle gören kimse
için, gaybe iman diye bir şey kalır mı?
Ve de o adam için imtihan söz konusu olur mu.? Kaldı ki, Bakara suresinin 3.
ayetinde
b £à¡ß ë
ñì¨Ü £_Ûa æì¢àî©Ô¢í ë ¡k¤î ̤Ûb¡2 æì¢ä¡ß¤ªì¢í
åí©Æ £Û a :
= æì¢Ô¡1¤ä¢í
¤á¢çb ä¤Ó 9 0
“Onlar ki; gaybe inanırlar; namaz kılarlar, kendilerine
verdiğimiz rızıktan dağıtırlar.” Buyrulmakla Kur’an, en başta gaybe imanın,
ehemmiyetini ve önemini belirtiyor.
Aslında onların bu yanlış görüş ve
iddialarını reddetmeye Taha suresinin 55. ayeti kâfidir. İşte ayet:
¤á¢Ø¢u¡`¤_¢ã bè¤ä¡ß ë
¤á¢×¢ î©È¢ã b èî©Ï ë ¤á¢×b ä¤Ô Ü b è¤ä¡ß :
:ô¨`¤¢a ¦ñ 0b m
“Sizi ondan (yerden) yarattık, yine oraya döndürürüz ve
sizi BİR KEZ daha ondan çıkarırız.” (20/55)
Görüldüğü gibi Allah (c.c.) bizim
temizleninceye kadar değil, bir kez topraktan
çıkarılacağımızı gayet net ve herkesin anlayacağı şekilde bildirmektedir. Bu
açık bilgiyi sunduktan sonra; onların yararlanmak istedikleri ayetlere ve
iddialara gelelim:
Yaşar Nuri Öztürk’ün, Kur’an’daki İslâm isimli kitabının,
önce REENKARNASYON ile ilgili bölümlerini, ayrı ayrı sayfalardan buraya aynen
alıyorum: Her bölümü ayrı ayrı okuyarak cevaplandıracağız. Zaten kendisi,
göreceğiniz gibi ilgilendirdiği ayetleri topluca ele alıp davasını savunmamış,
kitabında ilgilendirdiği ayetler gelince ayrı ayrı yerlerde savunmuş ve de
bunları, soru cevap şekline sokmuş, yani önce soruyu yazmış altına da cevap
demiş. Soru yerine (s harfini cevap yerine (c) harfini kullanmış. Soruların
yanındaki ayetlerin sure imini yazmamış, sade sure numarasını yazmış. İyi
anlaşılsın diye biz, sure ismini de yazdık.
Ayrıca,adı geçen kitaptan aldığımız
bölümlerin hepsini karışıklık olmasın, iyice anlaşılsın diye iki taraftan
girintili (dar), italik ve bazı bölümlerini de siyah yazıyla yazdık. Ayrıca
ayet ve hadisleri de siyah yazdık. Yardım ve başarı Allah’tandır.
KUR’AN’DAKİ
İSLÂM: Sayfa 152-153
Fatır Suresi Ayet: 37
S-37 Ayetteki azaptan kurtulmak isteyişi ve
buna verilen cevabı değerlendirir misiniz?
C-Önce ayeti görelim: “Onlar o cehennem ateşinde: ‘Rabbimiz bizi
çıkar, önce yaptığımızdan başka iyi işler yapalım’ diye feryat ederler. Biz
sizi, öğüt alacak olanın öğüt alabileceği bir ömürle yaşatmadık mı? Ve size
uyarıcı da geldi. Öyle ise tadın azabı; artık zalimlerin hiçbir yardımcısı
yoktur.”
Ayetten anlaşılıyor ki, yeni bir
imkan verilmesini isteyenler daha önce kendilerine yeterli süre verildiği için
red cevabı almaktadırlar. Bu süre verilmemiş olsaydı tekrar dünya planına
gönderilebileceklerdi. Açıktır ki, bu ayetin muhatabı olmak bakımından dünyada
yirmibeşyıl kalanla yüzyıl kalan aynı tutulamaz.
Böyle bir şey Allah’ın adaletine
ters düşer. Geri dönüşe red cevabı verilmesi için dünyada kalışın “öğüt alanın,
onu alması için gerekli bir süre”yi bulması lazımdır.
Şunu da söyleyelim ki, Kur’an ömür kavramını insanın tekâmülünü
tamamlaması için gerekli olan süre anlamında kullanmaktadır. Buna muammer olmak da deniyor. 11. ayet bu sürenin bir kitapta
belirlendiğini ve hiç kimsenin bu belirlenen süresinin o kitaptaki kayıtlar
aksine kısaltılamayacağını
söylemektedir. Sürenin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Cenab-ı Hak
bilir. Kişinin mahşer hesabı işte bu sürenin tamamlanması sonunda görülecektir.
İmkanları iyi kullanamayarak ömrü,
yani kendisine verilen süreyi heder edenler “erzel-i ömr’e” yani tekâmül
için belirlenen çizginin başlangıç noktasına geri çevrilirler. Yasin suresi 68.
ayet de bu espiriye dikkat çeker. “Kime
uzun ömür veriyorsak onun yaratılışını baş aşağı geri çeviriyoruz hâlâ akıl
etmiyorlar mı?” (Kur’an’daki İslam Sayfa: 152-153)
Burada
sayın Öztürk gözü açıklık ederek tam aleyhinde bizim öne süreceğimiz ayeti
alarak sanki, ayette “ Biz öğüt alacak
olanın öğüt alabileceği bir ömür için dünyaya DEFALARCA GÖNDERİLMEDİK Mİ?” denmiş
gibi ayeti saptırarak Daha önce
kendilerine yeterli süre (yani birkaç kez dünyaya geliş gidiş süresi) verildiği
için red cevabı almaktadırlar. Bu süre verilmemiş olsaydı tekrar dünya planına
gönderilebileceklerdi.” diyor. Sayfanın altına doğru da: “sürenin dünyaya kaç kez gelmekle
tamamlanacağını Cenab-ı Hak bilir. Kişinin mahşer hesabı işte bu sürenin
tamamlanması sonunda görülecektir.” diyor. Bir de “yirmibeşyıl kalanla yüzyıl kalan aynı tutulamaz. Böyle bir şey
Allah’ın adaletine ters düşer.” diyerek neredeyse haşa Allah’ı tehdit
ediyor.
Ayeti
kerimede Allah (c.c.) “sizi defalarca yaşatmadık mı?” demiyor tam aksine “Öğüt alanın, öğüt alabileceği bir ömürle
yaşatmadık mı” diyerek ömrün bir
defa olduğunu vurguluyor. Ve çıkış isteklerini reddederek, “Öyle ise tadın azabı, zalimlerin hiçbir
yardımcısı yoktur.” diyerek onları azarlıyor.
Şimdi
Öztürk’e sorarız; hani ölenler tekâmül edip temizleninceye kadar Reenkarne
olacaklardı.? Bu ayette sözü geçenler niçin tekâmül edip temizlenmemişler,
ateşe atılıyorlar.?
Hani
Reenkarnasyon onları temizleyip tekâmül ettirecekti.! Sen diyorsun ki “ bunlara önce süre verilmiş dünyaya birkaç
kez gelmiş gitmişler de, onun için dünyaya tekrar dönüş istekleri kabul
edilmedi.” Bunların gelip
gittiklerini nasıl uyduruyor, Allah’ın ayetlerinin manasını nasıl tahrif
ediyorsun.?
Taha suresindeki “Bizi sizi, öğüt alacak olanınöğüt alabileceği bir ömürle yaşatmadık
mı.?” Bu ayette senin dediğin gibi dünyaya bir çok defa gidip gelmek asla
mevzuu bahis değildir. Ancak doğumdan ölüme kadar geçen süre anlatılmaktadır.
Bu ayetin tefsiri mahiyetindeki hadisleri ve ayeti kerimeyi Riyazüssalihinden
buraya aynen alıyorum.
1.
Hadis: “İbn-i Abbas ve muhakkik alimler, bu ayetin
manasının: “Sizi altmış sene yaşatmadık mı?” “demek olduğunu söylediler.” Bu
sözü ileried zikredeceğimiz hadis de te’yid ediyor. Bir kavle göre onsekiz,
diğer bir kavle göre kırk yıldır. Bu sonuncu söz Hasan, Kelbi ve Mesruk’undur.
Bu kavil İbn-i Abbas’dan da rivayet edilmiştir.
Medinelilerin kırk yaşına vardıklarında; ibadetle
uğraşmak için, başka işlerden el çektiklerin de rivayet ettiler. Bazıları “
büluğ çağına kadar yaşatmadık mı?” manasındadır, dediler.
Allah’u
Teala’nın “size Nezir de geldi” kavlindeki nezirden murad, Muhammed
Aleyhisselam olduğunu İbn-i Abbas ve Cumhuru Ulema söylediler. (Riyazüssalihin Cilt 1 Sahife: 147-148)
2.
Hadis: Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine
göre, Peygamber (a.s.) şöyle demiştir:
“Allah’u Teala, ölümünü altmış sene te’hir ettiği kimse
için mazeret beyan etmeye meydan bırakmamıştır.” Buhari (Riyazüssalihin cilt 1 Hadis no: 112)
Fakat kırk yaş
görüşünü te’yid eden, doğrulayan Ahkaf suresinin 15. ayetini alıyorum.
¢é¤n Ü à y b6¦ãb ¤y¡a ¡é¤í
¡Ûa ì¡2 æb ¤ã¡üa b ä¤î £" ë ë :Q
æì¢r¨Ü q ¢é¢Ûb _¡Ï ë
¢é¢Ü¤à y ë b6¦ç¤`¢× ¢é¤n È " ë ë b¦ç¤`¢×
¢é¢£ß¢a
4b Ó =¦ò ä
åî©È 2¤0 a Í Ü 2 ë ¢ê £ ¢( a
Í Ü 2 a !¡a ¬ó¨£n y a6¦`¤è (
ó¨Ü Ç ë £ó Ü Ç
o¤à Ȥã a ¬ó©n £Ûa Ù n à¤È¡ã
`¢Ø¤( a ¤æ a ¬ó©ä¤Ç¡9¤ë a ¡£l 0
7ó©n £í¡£0¢! ó©Ï ó©Û ¤|¡Ü¤" a ë
¢éî¨"¤` m b¦z¡Ûb " 3 à¤Ç a ¤æ a ë
£ô ¡Ûa ë
: åî©à¡Ü¤¢à¤Ûa å¡ß ó©£ã¡a ë
Ù¤î Û¡a ¢o¤j¢m ó©£ã¡a
“Biz insana, ana
babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle
doğurdu. ( ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay
sürdü. Nihayet (insan) güçlü çağına
erip KIRK YAŞINA varınca “Ya Rabb’i, dedi, beni, bana ve anama, babama verdiğin
nimete şükretmeye razı olacağın yararlı işler yapmaya sevk eyle. Benim için,
zürriyetim için de salahı devam ettir. (benden gelecek olanları da iyi
insanlar yap.) ben sana yüz tuttum ve
ben (sana) teslim olanlardanım.” 46/15
Görüldüğü gibi bu
ayeti kerime, insanın en güçlü, en düşünceli ve en olgun yaşının kırk olduğunu açık bir şekilde ifade
etmektedir. 18 yaş ise; hem dini konularda sorumluluk yüklendiği, hem de medeni
kanunlarda sorumluluk yüklendiği göreve ve yükümlülüklerin başladığı bir yaş
sınırıdır ve her yönüyle gerek dünya işlerinde, gerek ahiret işlerinde akıl
baliğ olmuş, rüştüne ermiştir. Bu yaştan yani akıl baliğ olup rüştüne ermeden
önce ölenler ise; zaten mükellef olmadıklarından sorumlu tutulmazlar. Siz bazı
profesörlerin dediği gibi dünyaya birkaç kez gelip gitmek söz konusu değildir.
KUR’AN’DAKİ İSLAM: Sayfa: 160-161
Vakıa Suresi ayet: 60-62
S-60-62. ayetlerdeki “ölüm ve tekrar yaratılma”
kavramlarına ne dersiniz.?
C-Önce ayetleri
görelim: “Aranızda ölümü biz takdir
ettik ve biz yerinize diğer benzerlerinizi getirmemiz ve sizi bilemeyeceğiniz
bir yaratılışta ve suretlerde tekrar yapılandırmamız hususunda önüne
geçilecekler de değiliz.”(Ayrıca Bk.İnsan,28)
Bu
ayetlerden mahşerdeki yaratılış anlaşılabileceği gibi, dünyada yeniden
bedenlenme yani Reenkarnasyon da
anlaşılabilir. Hatta ayetler ikinci manayı anlamaya daha uygundur. Nitekim Fahrettin Razi’ den Elmalılı’ya kadar birçok müfessir
getirdikleri açıklamalarla da ikinci manayı ortaya koymuş, ancak geleneksel
kabule uyarak Reenkarnasyon’dan
bahsetmemişlerdir. Kur’an’ı tabuların ve peşin fikirlerin cenderesine girmeden
anlamayı esas alan Süleyman Ateş bu
müstesna tavrını burada da sergilemiş ve ayetleri açıklarken şu satırları
yazmıştır.
“Birinci
ayette, yeniden yaratılacak insanın bedeninin, bu bedenin aynı değil, benzeri
olacağı: “Sizi bilmediğiniz bir biçimde
yaparız” anlamındaki ikinci cümleden de yeniden yaratılacak insanın bilinmeyen
bir biçimde yaratılacağı anlaşılır. Daha önce geçen benzeri ayetlerle
karşılaştırılırsa bu ayetlerden de kemal bulmadan ölmüş insan ruhunun,
bilinmeyen bir zamanda ve bilinmeyen bir biçimde yeni bir bedene sokulup
bedensel hayata getirileceği manası çıkarılabilir.”
“Bu
ayetler, olgunluk kazanmış mümin insanlara değil, ahireti inkar eden kemal
bulmamış cehennem halkına hitaptır. Bundan, kemal bulmamış inkarcı insanların,
kemal bulmak üzere tekrar bedenlere sokularak yeniden yaratılacağı anlaşılır.
Bu takdirde ba’s (yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra diriltme)
olayı, kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, Huld Cennetine gittiklerinden bedensel
hayata dönmezler. Ba’s, kemal bulmamış ruhların, kemal bulmak üzere bedensel
hayata getirilmesidir ki bedenden bedene geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın
ızdırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. İşte bu gelip gitmeler ruhu
pişirip olgunlaştıracak olan cehennem hayatıdır.
Her
bedensel hayatta yapılanlar, ruhun daha sonraki hayatının mahiyetini çizer.
Kötülüklerden korunan ve Allah’a ibadetle olgunlaşan ruh, ebedilik cennetine
girer, bir daha, gerçekte azab olan bu bedensel hayata dönmez. Ama
olgunlaşmayan ruhlar, olgunlaşıncaya dek yeni bedenlere sokularak dünyaya getirilirler.
Olgunlaşmanın tek yolu da Allah’a ibadet ve güzel ahlaktır.
Ayetlerden
bu mana anlaşılabilir ama tenasuh
(Reenkarnasyon) demek olan bu açıklama, cumhurun anlayışına aykırıdır. Bu
bakımdan bu mananın muhtemel olmakla beraber, cumhurca ayetlere böyle bir mana
verilmediğini belirtmemiz gerekir.” (Ateş: 9/238) Kur’an’daki İslam sayfa:
160-161
Sayın Öztürk; yukarıda görüldüğü gibi yine ayetlerin
manasını saptırıyor ve aynı davranışı Süleyman Ateş’le beraber sürdürüyorsunuz!
Vakıâ suresinin 60-61. ayetlerinin
meallerini yazdıktan sonra parantez içinde (ayrıca bk.insan 28) dediğiniz için
önce yine Ateş’ten insan suresi 28. ayetin mealini alıyorum:
b ä¤÷¡( a !¡a ë
7¤á¢ç `¤ a ¬b ã¤& ( ë
¤á¢çb ä¤Ô Ü ¢å¤z ã :
:5í© ¤j m
¤á¢è Ûb r¤ß a ¬b ä¤Û £ 2
“Biz
onları yarattık, yapılarını sıkıca bağladık (vücut
parçalarlını birbirine sıkı sıkıya bağladık, eklemlerini, damarlarını sağlam
yaptık). dilediğimiz zaman onları
benzerleri ile değiştiririz.” (İnsan:28)
= åî©Óì¢j¤ à¡2
¢å¤z ã b ß ë p¤ì à¤Ûa ¢á¢Ø ä¤î 2
b ã¤0 £ Ó ¢å¤z ã :
Bu gelen ayetler de vakıa suresinin meali:
“Aranızda
ölümü takdir eden (ne zaman öleceğinizi belirleyen) biziz. Ve bizim önümüze geçilmiş değildir. (kimse bizim tayin
ettiğimiz vakti geçemez).” (Vakıa: 60)
æì¢à Ü¤È müb ß ó©Ï ¤á¢Ø ÷¡'¤ä¢ã ë
¤á¢Ø Ûb r¤ß a 4¡£ j¢ã ¤æ a ó¬¨Ü Ç :
“(size böyle ölümü takdir ettik) Ki, sizin yerinize benzerlerinizi
getirelim ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa edelim.” (Vakıa:
61)
æë¢` £× Æ m
ü¤ì Ü Ï ó¨Û@ë¢üa ñ b¤' £äÛa ¢á¢n¤à¡Ü Ç ¤ Ô Û ë
“Andolsun ilk yaratmayı bildiniz. (bunu) düşünüp ibret almanız
gerekmez mi? (ilk defa yarattığımızı gördüğünüzden dolayı yeniden
yaratabileceğimizi de anlamanız icab eder).” (Vakıa: 62)
Burada
da göz göre göre, yıllarca önce ahirete gitmiş olan değerli müfessirlerden
Fahreddin Er-Razi’ye ve Elmalılı Hamdi Yazır’a iftira ediyorsun! Bu ayetlerin
tefsirinde ne tenasuh, ne de Reenkarnasyon lafları senin de bildiğin gibi
katiyen geçmiyor. Çok uzar diye tefsirdeki bölümleri buraya almıyorum. Fakat
sen sayın Öztürk, var olduğunu iddia ettiğine göre; işte onların sözleri diye
iki cümle ile de olsa birer örnek alıp yazman gerekmez miydi?
Sayın
Süleyman Ateş’e gelince, yukarıda şöyle söylüyor. “Ba’s kemal bulmamış ruhların, kemal bulmak üzere bedensel hayata
getirilmesidir. Ki bedenden beden geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın
ızdırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. İşte bu gelip gitmeler ruhu
pişirip olgunlaştıracak olan cehennem hayatıdır. Her bedensel hayatta
yapılanlar, ruhun daha sonraki hayatının mahiyetini çizer…Olgunlaşmayan ruhlar,
olgunlaşıncaya dek yeni bedenlere sokularak dünyaya getirilirler…”
Sayın Ateş’in söylediğini cahil bir insan dahi söylemez. Çünkü, en cahil
insanlar dahi, şu hadis-i şerifi mealen bilirler. İşte hadis:
Ebu
Hureyre (r.a)’den ‘Peygamber (a.s.) Şöyle buyurmuştur:’ “ Dünya mü’minin
hapishanesi, kâfirin cennetidir.” (Müslim, Tirmizi,Tac.Terc.C.5 Ha.no: 504)
Ateş
Hoca, Peygamberimiz Efendimizin kâfirler için cennet dediğine cehennem diyor. Sayın Ateş’e sorarız: Eğer dünyada
bedenlenmek cehennemde yanmaksa,
ahirette cehennemde dişleri açıkta kalacak şekilde yüzlerine alevler çarparak
yanmakta olan cehennemlikler; niçin yeniden dünyaya dönmek istiyorlar. “ Her bedene girişi, dünyaya yaşayışı
cehennem azabı” ise dünyadaki bu cehennemin ateşi nerede.? Dersen “sıkıntı ve ızdıraplar onları
olgunlaştıracak,” ahiretteki cehennem ateşinin sıkıntı ve ızdırabı daha
şiddetli olduğu için sizin aklınıza göre orada daha çabuk olgunlaşması gerekmez
mi? Bu garip iddialarla gülünç durumlara nasıl düşüyorsunuz.?
İnsan
suresinde Cenab-ı Hak, “Dilediğimiz zaman onları benzerleri ile
değiştiririz.” buyuruyor. Elbette bizler öleceğiz; yerimize ağzı, gözü,
eli, ayağı yani kaba hatlarla bizler gibi insanlar getirilecektir. Yani insan
nesli kıyamete kadar kesilmeyip devam edcektir. Yine Vakıa suresinde de…
“Sizin yerinize benzerlerinizi getirelim. Ve sizi bilmediğiniz bir biçimde
yeniden inşa edelim.”
Yine
bu ayette de ölenlerin yerine benzerlerimizin getirileceği, yani insan neslinin
devam edeceği; bizlerin ise ölümümüzden sonra, ahiret hayatımız için; oranın
şartlarına uygun ve ölümsüz hayat sürebilecek; (cennetin genişliği yerle gökler
kadar olduğuna göre) belki de, ışık hızıyla hareket edebilecek, yediği, içtiği
pislik olmayan, sümüğü, balgamı bulunmayan, yedikleri içtikleri buhar ve güzel
kokulu ter ile vücuttan çıkan, bilemediğimiz, tahmin edemediğimiz güzellikte
bir yaratılışla yaratılacağız.
Bu
ayetlerin de Reenkarnasyon’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Sayın
Ateş! Sen diyorsun ki; “olgunlaşıncaya
kadar yeni bedenle gelip gidecekler” yani bu hesaba göre herkes cennete
girecek. Cehennem boş kalacak!
Bakalım
Allah (c.c.) ne buyuruyor:
£æì¢È u¤`¢m
¤á¢Ø¡£2 0 ó¨Û¡aá¢q ¤á¢Ø¡2 3¡£×¢ë ô©Æ £Ûa ¡p¤ì à¤Ûa
¢Ù Ü ß ¤á¢Øî¨£Ï ì n í ¤3¢Ó :
:; “De
ki: ‘Üzerinize vekil edilen ölüm meleği, canınızı alır, sonra Rabbinize
döndürülürsünüz’ ” (Secde: 11)
¤ä¡Ç ¤á¡è¡@¢ªë¢0
a좡×b ã æì¢ß¡`¤v¢à¤Ûa ¡!¡a ô¬¨` m ¤ì Û ë :
b¦z¡Ûb "
¤3 à¤È ã b ä¤È¡u¤0b Ï b ä¤È¡à ë
b ã¤` _¤2 a ¬b ä £2 0 6¤á¡è¡£2 0
: æì¢ä¡Óì¢ß b £ã¡a
“Rablerinin huzurunda (utançtan) başlarını öne eğmiş; ‘Rabbimiz gördük,
işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık’ demekte
olan suçluları bir görsen” (Secde: 12)
£Õ y ¤å¡Ø¨Û ë
b èí¨ ¢ç §¤1 ã £3¢× b ä¤î m¨ü b ä¤÷¡(
¤ì Û ë :
åî©È à¤u a
¡b £äÛa ë ¡ò £ä¡v¤Ûa å¡ß á £ä è u
£å ÷ Ü¤ß ü ó©£ä¡ß ¢4¤ì Ô¤Ûa
“Dileseydik herkese hidayeti
verirdik, fakat Benden ‘mutlaka cehennemi, cinlerden ve insanlardan bir kısmı
ile tamamen dolduracağım’ sözü çıkmıştır.” (Secde:
13)
b £ã¡a a7 ƨç
¤á¢Ø¡ß¤ì í õ¬b Ô¡Û ¤á¢nî,© ã b à¡2 aì¢Óë¢Æ Ï :
æì¢Ü à¤È m ¤á¢n¤ä¢×
b à¡2 ¡ ¤Ü¢_¤Ûa la Æ Ç aì¢Óë¢! ë
¤á¢×b äî,© ã
“Bu gününüzle karşılaşmayı
unutmanızın cezasını tadın biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınızdan ötürü ebedi
azabı tadın” (Secde: 14)
Burada
da; 12. ayette görüldüğü gibi geri dönmek isteyenlere 14. ayette verilen cevap:
“Biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınızdan
ötürü ebedi azabı tadın” buyrulmaktadır.
Allah
(c.c.) bunlara bu şekilde hitab ettikten sonra Sayın Profesörler yoksa sizler
mi onları cehennemden çıkarıp Reenkarne olmak üzere dünyaya döndüreceksiniz!?
KUR’AN’DAKİ
İSLAM Sayfa: 248-250
Mü’min
Sûresi: Ayet 11
S-11.
Ayette Reenkarnasyona bir işaret var mıdır.?
C- “Evet, vardır. Bu
ayet azap çekmekte olan bazı kişilerin şöyle feryat ettiklerini bildiriyor: “Ey Rabbimiz, Bizi iki kez öldürdün ve iki
kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Bundan çıkmak için bir başka
yol daha var mı.?”
Görüldüğü gibi,
ayette iki defa öldürülüp diriltilen ve tekrar diriltilmek isteyen bir topluluk
söz konusu edilmektedir. Buradaki iki defa öldürülüp iki defa diriltilmeyi
ayete parantez içi ilaveler yaparak istedikleri anlamlarla çekenlerin kendi
kanaatleri Allah’ın kitabına sokmaktan başka hiçbir dayanakları yoktur. Bu ayet
ve benzeri birçok ayet bazı insanların ikinci, üçüncü kez bedenlenmek üzere
dünyaya geri gönderildiklerini göstermektedir. Saffat suresi 54-61. ayetlerde
biri cehennemde, biri cennete iki arkadaş şöyle konuşturulmaktadır. “Bakarmısınız, dedi. Baktı, onu cehennemin
tam ortasında gördü. Dedi ki: ‘Vallahi,az kalsın beni de oralara indirecektin.
Rabbimin nimeti olmasaydı şimdi bende elbette oradakilerdendim. Biz
cennetlikler tekrar ölecek miyiz? Hayır, yalnız ilk ölümümüz. Ve biz azaba da
uğratılmayacağız. Gerçekten de bu büyük başarının ta kendisidir. Çalışanlar
böylesi için çalışsınlar.”
Görüldüğü gibi
ayette cennet ehli yani tekâmülünü tamamlamış olanların tekrar
döndürülmeyecekleri söylenerek cehennem ehli ile bir farklarının da bu olduğuna dikkat çekilmektedir. Duhan
suresi 56. ayet, cennet ehlinin ikinci kez öldürülmemelerini yine Allah’ın bir
lütfu olarak gündeme getirmektedir: “Orada
ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Allah onları senin Rabbinden bir lütuf olarak
cehennem azabından korumuştur.”
Müfessir
Süleyman Ateş, Furkan suresinin 13-14. ayetlerinde işaret ettiğimiz yönde
değerlendirerek şu açıklamayı yapıyor: “Cennet hayatında ölüm yoktur. Cehennem
azabından kurtulmuş olanlar ölümsüz olarak o nimet ve ikram içinde sonsuzca kalırlar.”
“Cennetliklerin ölmeyecekleri vurgulanırken cehennemlikler hakkında böyle bir
açıklama yapılmamıştır. Hatta tersine oradakilerin ölümü temenni edecekleri, “Orada ölümü çağırırlar; kendilerine:
‘bugün bir tek ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın’ (Furkan suresi, 13-14)
ayetleri ile belirtilir.”
Tefsirlere göre bu ifadelerde,
cehennem azabının korkunçluğu anlatılmaktadır. Yani o azap öyle korkunçtur ki
orada bulunan ölmeyi yaşamaya yeğleyecek, ölüpte kurtulmayı dileyecek ama bu
mümkün olmayacaktır: ‘O, en büyük ateşe
girer, sonra onun içinde, ne ölür nede yaşar,’ (A’la suresi: 12-13)
ayetleri de bu anlamı güçlendirmektedir.
Belki de bu ayetlerde, dünyada
olgunlaşıp bedenin ölümünden sonra, cennete giden ruhların bir daha dünyadaki
bedensel hayata dönmeyecekleri; fakat dünyada olgunlaşmadan bedenden ayrılan
ruhların, bir süre ruhsal azaptan sonra bedene dönüp tekrar ölecekleri, ta ruh
olgunluğuna erişinceyedek birkaç kez bedensel hayata dönüp ölümü tadacakları;
ancak olgunlaşmış olan ruhların bedenden ayrıldıktan sonra: “Allah’ı nasıl tanımazsınız ki siz ölüler
idiniz O sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek; sonra O’na
döndürüleceksiniz.’ (Bakara suresi: 28)
‘Sonra
onu öldürdü, kabre koydurdu, Sonra dilediği zaman onu yeniden DİRİLTTİ.’ (Abese
suresi: 21-22) ayetlerinin zahirinden de bu mana anlaşılmaktadır. Gerçeği Allah
bilir.
“İnsanlar, belli yönde şartlanmış
olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamını tevil
etme yolunun tutmuşlar.” (Ateş,8/318)
Ateş’e göre Bakara 28, Vakıa 60-61,
İnsan 28, Abese 19-22. ayetlerde de tekrar bedenlenmeye işaret vardır. Ateş,
şunu da ekliyor: “Derileri piştikçe
azabı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz.” (Nisa,56) ayeti ünlü
İslami düşünce ekolu İhvanus-Safa tarafından tekrar bedenlenmeye delil olarak
değerlendirilmiştir.” (Ateş,8/202) Kur’an’daki İslam: 248-250
Sayın
Öztürk, bu sayfanın başında yine ayete ilaveler yaparak, ayeti tahrif etmişsin!
Mü’min suresinin 11. ayeti Ateş’in mealinde şöyle: “Dediler ki, Rabbimiz bizi iki kez öldürdün ve bizi iki kez dirilttin
ve günahlarımızı itiraf ettik şimdi (şu ateşten) çıkmak için (bize) bir yol
var mı (acaba) ?” evet ayetin
metni bu. Peki sen bu ayette “bir başka
yol daha” kelimelerini nerden
çıkardın? Sanki bir defa çıkılmış da bir başka yol daha isteniyormuş gibi.
Ayrıca abese suresinin 21-22. ayetlerindeki mana, bütün meal ve tefsirlerde:
“Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu.
Sonra dilediği zaman onu yeniden DİRİLTECEK” iken; nasıl oluyor da Sayın Öztürk sen, “onu yeniden DİRİLTTİ” diyebiliyorsun? Bu yaptığın işler günah
olmuyor mu.?
“Parantez içi ilavelerle ayetler yönlendiriliyor” diyorsun.
Bu davranış gayet asil bir davranıştır. Ayetlerin anlaşılması için bazı
kelimeler izah edilmek üzere parantez açılıyor.
Bunun
mânası parantez içindeki kelimeler ayet değil, bizim izahımız demektir. Ve
herkes böyle bilmekte ve anlamaktadır. Böyle yapanların biri de Sayın Süleyman Ateş’dir ve iyi
yapmıştır. Ya sen! Parantez içine almadan ayetin kendisiymiş gibi ayetle ilgisi
olmayan kelimeleri nasıl karıştırıyor, v ede kendi sözlerini ayet diye nasıl
okutuyorsun.?
Bu
ayetteki; “iki kez ölmek, iki kez
dirilmek” ile Reenkarnasyon’un uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.
Hiçbir müfessir buna böyle bir mana vermemiştir. Reformcu profesörler müstesna!
Aşağıda
büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır Efendinin tefsirinde de görüleceği gibi; birinci ölüm normal
yaşamın sonundaki ölümdür. İlk diriliş, ilk hesabı vermek için kabirde
dirilmektir; ikinci ölüm bir müddet azap gördükten sonra mezarda ölmektir.
İkinci dirilmek ise, kıyamet koptuğunda herkesle beraber kabirden çıkarak
Allah’ın huzuruna, mahşer yerine gitmektir.
Bakın
büyük müfessir Elmalılı bu ayet için ne diyor:
“Diyecekler ki: Ya Rabbena bizi iki kez öldürdün iki de dirilttin yani iki ölüm
öldürdün iki dirim dirilttin. Buradan azabı kabre istidlal edilmiştir.
Deniliyor ki birinci öldürme dünya hayatını bitiren ilk ölüm; ikinci öldürme
kabirdeki birinci ihyayı (diriltmeyi) takibeden ölüm, ikinci ihya (dirilme) da
ba’s (yani mahşerdeki diriliş) şu halde dünya hayatı kâle alınmamıştır.
Çünkü dünyada inkar ettiklerini
ikrar ile itirafı zünub ediyorlar (günahlarının itiraf ediyorlar)
denilmektedir. (Elmalılı C.6 Sh.4148-49)
Diğer
ayetlere gelince elbette gerçek mü’minler ilk ölümden sonra ayetlerde görüldüğü
gibi ikinci ölümü, kabir azabını görmeden direkt cennet sefası ile
müjdeleniyorlar. Bakın daha hayatta iken Allah (c.c.) Hadid suresinde, onları
nasıl müjdeliyor:
> æì¢Ôí©£¡£Ûa ¢á¢ç Ù¡÷¬¨Û¯ë¢a
¬©é¡Ü¢¢ ë ¡é¨£ÜÛb¡2 aì¢ä ߨa åí© £Ûa ë
åí© £Ûa ë
6¤á¢ç¢ì¢ã ë ¤á¢ç¢¤u a ¤á¢è Û 6¤á¡è¡£2
¤ä¡Ç ¢õ¬a 袣'Ûa ë
;¡áî©z v¤Ûa
¢lb z¤ a Ù¡÷¬¨Û¯ë¢a ¬b ä¡mb í¨b¡2
aì¢2 £ × ë aë¢ 1 ×
“Allah’a ve Resullerine inananlar,
iste Rablerinin yanında onlar, sıdıklar ve şehidlerdir, onların mükâfatları ve
nurları vardır. İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, onlar da cehennem
halkıdır.” (57/19)
Yukarıda
almış olduğum saffat suresinin 54 ve 61. ayetleri sizin iddianızı tamamen
reddetmekte, dünyada ilk ölümden başka ölüm olmadığını bildirmektedir. Yine
onun gibi duhan suresinin yukarıda geçen 56. ayetinde de:
7ó¨Ûë@¢üa
ò m¤ì à¤Ûa ü¡a p¤ì à¤Ûa b èî©Ï
æì¢Óë¢Æ íü :
:=¡áî©z v¤Ûa
la Æ Ç ¤á¢èî¨Ó ë ë
“Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar,
Allah (c.c.) onları senin Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından
korumuştur.” Buyurarak Reenkarnasyonu reddetmektedir.
KUR’AN’DAKİ
İSLAM: Sayfa: 257-258
Şura suresi ayet: 30
S-30 Ayette, “Dert
ve kederlerin insan elinin ürünü olduğu” söyleniyor. Bu ne demektir.?
C-30 “Şöyle deniyor: “Size
gelip çatan herhangi bir musibet yalnız ve yalnız kendi ellerinizin ürettikleri
yüzündendir. Allah bunların bir çoğunu da affediyor.”İnsanı rahatsız eden,
ona huzursuzluk ve mutsuzluk veren her şey (seyyie), Kur’an’ın açık beyanlarına
göre insan elinin ürünüdür böyle olmasaydı Allah’a zulüm izafe edilmiş olurdu.
Allah zulümden münezzehtir. Burada akla gelen ikinci soru şudur: hiçbir kötülük
sergilemeden, hatta kötülük yapmaya imkan dahi bulamadan, bir yığın dert ve
belanın pençesinde kıvranan insanların, mesela çocukların durumları nasıl izah
edilecektir.? Ayetle ilgili olarak bu soru başlangıçtan beri hep sorulmuştur.
Ve gündeme Reenkarnasyon gelmiştir.
Tekrar bedenlenme kabul edildiğinde sorunun cevabı verilmiş olur. Ne yazık ki
tekrar bedenlenme akla Hint düşüncesindeki mahşer inancını kabul etmeyen tenasuhu getirdiği için, çoğu İslam
bilginleri hiç tartışmaya girmeden “böyle
şey olmaz” demiş ve Reenkarnasyonu bir çırpıda reddetmişlerdir. Oysa ki
Reenkarnasyonu kabul, Kur’an’ın Haşir inancını
kabule asla engel değildir. Başka bir ifadeyle, Reenkarnasyonu kabul eden bir
insan otomatik olarak mahşer inancını reddetmek gibi bir duruma kesinlikle
düşmez. Mahşer inancını kabul edip etmemek ayrı bir olaydır. Reenkarnasyonu hiç
kabul etmeden mahşere inanmayan yüzbinlerce insan vardır.
İşin esası şudur: Reenkarnasyonun
varlığı mahşer inancı ile çelişmez. O inanç bütün ihtişam ve açıklığıyla
varlığını korur Reenkarnasyon da
işleyebilir. Bir Ba’s yani kıyametin kopuşundan sonra diriltilme ve hesaba
çekilme keyfiyetidir ve bu keyfiyet dinin omurga iman noktalarından biridir.
İstisnasız bütün insanlar ba’s edilecek ve hayat maceralarının hesabını Hakk’ın
huzurunda vereceklerdir. Ve bu hesap verme Allah’ın bizi o günün şartlarına göre
bir bedene kavuşturmasıyla olacaktır. Kur’an bunu Halk-ı Cedid (yeniden yaratılma), Yani ba’stesi dirilip bedenlenme,
mezarda çürüyüp dağılmış olan bedene girme değildir.
Hal böyle olunca ba’s anına kadar
yani berzah (mahşerle dünya arası
devre) boyunca bir ruhun birkaç kez bedenlenmesi ne ba’sa ne haşre ne de hesaba
çekilmeye ters düşen bir tarafı söz konusu edilemez.
Süleyman
Ateş 30. ayeti açıklarken bu konuyu genişçe tartışmış ve Kur’an’ın daha bir
çok ayetinin Reenkarnasyon’u ifadeye
koyduğunu söylemiştir.” (Kur’an’daki İslam Sayfa: 257)
Sayın
Öztürk, yine buradaki şura suresinin 30. ayetinde de hiç ilgisi olmadığı halde
Reenkarnasyona delil yapmak istiyorsun! Halbuki burada ölmek-dirilmek sözü de geçmiyor. Ve de günahkar mü’minlere hitap
ediyor, onları uyarıyor.
Aynı
zamanda, mü’minlere gelecek bir musibetin onların imtihanları ve sabrettikleri
takdirde derecelerini yükseltilmesi için olduğunu, yani Bakara suresinin 155 ve
157.ayetlerini unutuyorsun. İşte ayetler:
¤Ô ã ë ¡Êì¢v¤Ûa ë
¡Ò¤ì _¤Ûa å¡ß §õ¤ó '¡2
¤á¢Ø £ã ì¢Ü¤j ä Û ë :
= åí©`¡2b £_Ûa
¡`¡£' 2 ë 6¡pa ` à £rÛa ë ¡¢1¤ã üa ë
¡4a ì¤ß üa å¡ß
“Andolsun sizi; korku,açlık, mallar (ınız) dan,
canlar (ınız) dan ve ürünler (iniz)
den eksiltmek gibi şeylerle deneriz:
sabredenleri müjdele.”
b £ã¡a a¬ì¢Ûb Ó
=¥ò jî©_¢ß ¤á¢è¤n 2b " a ¬a !¡a
åí©Æ £Û a :
:6 æì¢È¡ua 0
¡é¤î Û¡a ¬ b£ã¡a ë ¡é¨£Ü¡Û
“Ki onlara bir bela eriştiği zaman
‘biz Allah içiniz ve biz ona döneceğiz’ derler.”
æë¢ n¤è¢à¤Ûa
¢á¢çÙ¡÷¬¨Û¯ë¢a ë ¥ò à¤y 0 ë ¤á¡è¡£2 0 ¤å¡ß
¥pa ì Ü " ¤á¡è¤î Ü Ç Ù¡÷¬¨Û¯ë¢a :
:
“İşte
Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da
onlardır.” (2/155-157)
Görüldüğü gibi ayette geçen
musibetler, imtihan vesilesi ve mü’minleri ödüllendirmek içindir. Yine
bilindiği gibi her Peygamber (a.s.) de çeşitli imtihanlardan geçmişlerdir.
Sayın Öztürk, sen diyorsun ki; “Hiçbir kötülük sergilemeden, hatta kötülük
yapmaya imkan dahi bulamadan, bir yığın dert ve belanın pençesinde kıvranan
insanların, mesela çocukların durumları nasıl izah edilecektir.? Ayetle ilgili
olarak bu soru başlangıçtan beri hep sorulmuştur ve gündeme Reenkarnasyon gelmiştir. Tekrar
bedenlenme kabul edildiğinde sorunun cevabı verilmiş olur. Ne yazık ki, tekrar
bedenlenme akla Hint düşüncesindeki mahşer inancını kabul etmeyen tenasuh’u getirdiği için çoğu İslam
bilginleri hiç tartışmaya girmeden “böyle
bir şey olmaz” demiş ve Reenkarnasyonu bir çırpıda reddetmişlerdir…”
Sayın Öztürk, bu iddialarında, demek istiyorsun ki; önceki
hayatlarında suç işleyenler yeniden dünyaya başka bedenle geldiklerinde önceki
hayatta yaptıklarının cezasını çekiyorlar.!
Yoksa senin bu mantığına göre daha
çocukken kardeşleri tarafından kuyuya atılan, sonra köle diye yoldan geçen
kervana satılan, o küçük yaşına rağmen
yıllarca kölelik yapan sonra iftiraya uğrayıp yine yıllarca zindanda yatan
Peygamberimizin “insanların en mükerremi
Yusuf’ dur, çünkü o peygamber oğlu peygamber oğlu peygamberdir” dediği
Yusuf Aleyhisselam da mı Reenkarne oldu da bir önceki hayatının cezasını ikinci
gelişinde daha çocukken çekmeye başladı.? Yoksa Yusuf (a.s.)’ın acısıyla ağlaya
ağlaya gözlerini kaybeden babası Yakub (a.s.) da mı? Yoksa gözleri ama olan
Şuayb (a.s.) veya yıllarca hastalanıp her şeyini kaybeden Eyyub (a.s.) da mı?
Yoksa babasız doğan, Ruhullah olan ve çocukluğundan itibaren çeşitli iftira ve
zulümlere düçar olup Yahudilerin elinden dağlarda saklanan, taşları başına
yastık eden ve sonunda Yahudilerin işkencelerinden kurtulması için göğe
çıkarılan İsa (a.s.) da mı? Yoksa senin mantığına göre; dünyaya gelmeden
babasını, altı yaşında annesini kaybederek hem yetim hem öksüz kalan kainatın
efendisi, Rahmeten’lil Âlemin olan, Hz. Muhammed (a.s.) da mı önceki hayatından
dolayı eziyetlere düçar kaldılar.?
Tabi ki, hiçbiri değil, bu çileler,
acılar onların iyice olgunlaşması yüksek dereceleri kazanmaları ve sabırlarıyla
tüm insanlığa en güzel birer örnek olmaları içindi.
İşte ayet:
¤å à¡Û ¥ò ä y
¥ñ 줢a ¡é¨£ÜÛa ¡4ì¢ 0 ó©Ï ¤á¢Ø Û æb × ¤
Ô Û :
a6¦`î©r × é¨£ÜÛa
` × ! ë `¡¨üa â¤ì î¤Ûa ë
騣ÜÛa aì¢u¤` í æb ×
“Andolsun Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve
ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok zikreden kimseler için en güzel
bir örnek vardır.” (Ahzab suresi: 21)
Bunlara ilaveten bu görüşümüzü
te’yid eden Hadis-i Şerif meallerini de buraya alıyorum:
1.Hadis: “İnsanlar içinde belası
en çetin olanlar peygamberlerdir. Ondan sonra da efdalden efdale teveccüh eder. Kişi dininin
derecesine göre belalanır. Artık dininde salâbet (ve kuvvet) varsa belası
çetinleşir. Dininde yufkalık (za’f) varsa o da dini miktarınca bela
görür. Bu suretle kula ait bela, yeryüzünde, üzerinde hiçbir günah kalmayarak, yürüyeceği bir
zamana kadar devam eder, gider.” (Buhari, Müslim, Ahmet B.Hanbel, Tirmizi,
İbn-i Hibban, Hakim Saad R.A’dan)
2.Hadis: “Mü’min olan kişiye
yorgunluktan, hastalıktan, meraktan, mahzunluktan, gamdan ezadan, hatta
kendisine batan bir dikenden metevellid herhangi bir musibet gelmeye dursun
ille Cenab-ı Hakk bunlar sebebiyle onun günahlarını bağışlar.” (İbn-i
Hibban, Ebu Hureyre, Ebu Said r.Anhuma, H.B.Ç.Cilt 2 Sh.872)
Sen!
Varlık yüzüğünün, üstünün elmas taşı!
Sen
ki! Ezel nurundan, nurların en üst başı !
Bütün
nurlar nurunun gölgesi olur ancak!
Elbette
bu gözeden, tüm nurlar parlayacak!
“Nurlar saçan bir kandil”, dedi Rabbim şanına!
Seni
yüceltmek için, ta aldırdı yanına!
Mirac
mucizesiyle, Arş’ı A’la’ya çıktın!
İnanan
insanlara, rahmetleri akıttın!
Ne
irfan’lar o anda, açıldı da açıldı!
Ne
rahmetler ve nurlar, saçıldı da saçıldı!
Arş’ı
A’la, melekler, her zerre bu törende;
Buna
benzer bir olay, görülmedi evrende!
Öyle
bir tören ki bu: insan, cin, melek hayran!
Yedi
kat gökler ve Arş, hatta Kürsi’de seyran!
Ne
büyük ikramdır ki, bu yolculuk anında,
Mesafeler
katlandı, sonsuzluk mekanında!
Diğer
Peygamber’ler de, mirac ettiler mutlak!
“Kabe Kavseyn ev edna” sana verildi ancak!
Allah
ve melekleri, salat ediyor sana!
Teslim
olmak, salavat, farz tüm Müslümanlara!
(Kur’an’ın
ve Peygamberimizin çağı aşan mesajları)
KUR’AN’DAKİ
İSLAM: Sayfa: 282-283
Nahl
Suresi ayet: 70
S-70. Ayette sözü edilen yaratılma,
öldürülme ve tekrar ömrün başlangıcına geri götürülme ne demektir.?
C-
“Önce ayeti görelim:
Ayet “Allah sizi yarattı. Sonra öldürüyor. İçinizden bazıları ömrün en basit
ve düşük noktasına geri çevrilir ki, bir şey bildikten sonra hiçbir şey bilmez
hale gelsin.”
Geleneksel müfessir ve mealciler bu
ve Hac suresi 5. ayetteki “erzelil umr” (ömrün
en basit ve düşük noktası), deyimini ihtiyarlık ve bunaklık şeklinde
manalandırarak ayetin bütün esprisini yok etmişlerdir. Bir kere, erzeli ömr’e
atılmaktan veya itilmekten değil, geri götürülmekten bahsediliyor. Yerüddü itilmek, atılmak gibi pejoratif
bir mana ifade etmez. Bir geri çevirme başa döndürme iade eder. Buna göre erzelil umr, ömrün başlangıcı yani
tekâmül sürecinin en düşük noktası demek olur.
İkincisi, insanın ileri yaşlara
kadar yaşatılması, elinin ayağının tutmaz, hafızasının gereğince işlemez hale
gelmesi insan için, bir rezillik ve düşüklük neden olsun? İnsan, ömrünün o noktasında
fıtrat kanunları açısından en saygın ve en olgun dönemindedir. Allah, kulunu
kendisine en yakın olduğu bir döneminde böyle kötü bir sıfatla anmaz.
En iyisini Allah bilir ama, bize
göre bu ayette, mucize bir üslupla yeniden bedenlenme yani Reenkarnasyon gündeme getirilmektedir. Allah insanları yaratır ve
öldürür. Ölenlerden bazıları (hepsi için kural değil) yeniden ömrünün başlangıç
noktasına çevrilir ve ilk hayatında edindiği bilgileri hatırlamayacak bir
biçimde yeniden bedenlenir.” (Kur’an’daki İslam Sayfa: 282-283)
Sayın
Öztürk, yukarıdaki satırlarda da Nahl suresinin 70. ayetinde bulunan erzel-i
ömür kelimesini ihtiyarlık ve bunaklık olduğunu yazan tarih boyunca gelmiş çok
değerli bütün müfessir ve kıymetli meal sahiplerini dışlayarak: “İnsanın ileri yaşlara kadar yaşatılması,
elinin, ayağının tutmaz, hafızasının gereğince işlemez hale gelmesi insan için,
bir rezillik ve düşüklük neden olsun…Bize göre bu ayet mucize bir üslupla
yeniden bedenlenme yani Reenkarnasyon getirmektedir.
Allah insanları yaratır ve öldürür, ölenlerden bazıları yeniden ömrünün
başlangıç noktasına geri çevrilir ve ilk hayatında edindiği bilgileri hatırlamayacak bir biçimde yeniden bedenlenir.” diyorsun.
Bu
gülünç iddialara karşı burada birkaç sual akla geliyor:
1-Eğer yeniden
dünyaya dönecek, bedenlenip yaşayacak ruh, önceki
hayatını hiç hatırlamayacak, bilgisi sıfır olacaksa yani ilk yaşantısını
bilmeyecek ise, yeniden dünyaya gelmesinin ne faydası olacak? İmtihansa zaten
bir ömür yaşadı, aynı karakter ve kabiliyetteki ruh, önceki hayatını bilip
ibret almadıktan sonra on defa gelse gitse ne değişir.!?
Sonra
ayette “Bazılarınızı öldürür,
bazılarınız bildikten sonra hiçbir şey bilmez hale gelsin diye” buyruluyor.
Bunun yaşayan kimse için olduğu aşikardır.
2-Ayette
bildirilen erzelil ümr yaşlılık ve
bunaklık değilse onlara yakıştıramıyorsan; annesinden yeni doğmuş, günahsız,
nur topu gibi masum bebeklere rezil ve düşük kelimesini nasıl yakıştırıyorsun.?
3-Bilhassa
bu asrımızda Allah korkusu azalmış insanların anne ve babalarını, hanımdan
çekindikleri için; ya yalnızlığa yada darülaceze’ye attıklarını ve onların
oralarda evlat ve torun sevgisinden mahrum, ve de perişanlıklar içerisinde göz
yaşı döktüklerini görmüyor musun.?
Bakara suresinin 151. ayetinde:
¤á¢Ø¤î Ü Ç aì¢Ü¤n í
¤á¢Ø¤ä¡ß üì¢ 0 ¤á¢Øî©Ï b ä¤Ü ¤0 a ¬b à × :
¤á¢Ø¢à¡£Ü È¢í ë
ò à¤Ø¡z¤Ûa ë lb n¡Ø¤Ûa ¢á¢Ø¢à¡£Ü È¢í ë
¤á¢Øî©£× R¢í ë b ä¡mb í¨a
6 æì¢à Ü¤È m
aì¢ãì¢Ø m ¤á Ûb ß
“Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi
temizleyen, size kitap ve hikmeti ve size bilmediklerinizi öğreten bir resul
gönderdik.”
İşte bu ayette yüksek vasıfları
Allah tarafından sıralanan ve bize bilmediklerimizi öğreten kâinatın efendisi
Peygamberimiz Efendimiz, erzelil ömrü ihtiyarlıktan dolayı acizlik ve
bunaklık olarak analmış ve aşağıya aldığım hadislerde o şekilde yaşamaktan
Allah’a sığınmıştır. İşte hadisler:
1.Hadis: İbni Mesud (r.a) şöyle
demiştir; Peygamberimiz Efendimiz akşamladığı zaman şöyle dua ederdi. “…Ya Rab
tembellikten, bunaklıktan, cehennemden ve kabirde azap görmekten sana
sığınırım.” Sabahladığı vakitte “Biz sabaha dahil olduk mülk O’nundur; bu günün
hayrını diler, şerrinden sana sığınırım” buyururdu. (Müslim.
Riyazussalihin C.3 H.A.Nu:14)
2.Hadis: Aişe (r.a)’den.
Peygamber (a.s.) şöyle derdi: “Ey Allah’ım tembellikten, fazla ihtiyarlıktan,
günah işlemekten, borçlanmaktan, kabir imtihanından ve azabından, ateşin
fitnesinden ve azabından sana sığınırım. Yine zenginlik fitnesinin şerrinden ve
Mesih Deccal fitnesinden sana sığınırım. Ey Allah’ım, hatalarımı kar ve dolu
suyu ile yıka, beyaz elbisenin kirini temizlediğin gibi kalbimi hatalardan
temizle, doğuyu batıdan uzaklaştırdığın kadar beni de hatalarımdan uzak kıl.” (Buhari
Müslim, E.Davud, Tirmizi, Nesei)
3.Hadis: Zeyd Bin Erkam (r.a.)
şöyle demiştir: ‘Size ancak Resulullahın (s.a.v) dediği gibi diyerek Allah’a
sığınmazınız tavsiye ederim. O şöyle derdi: “Ey Allah’ım!, acizlikten,
tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, fazla ihtiyar olmaktan ve kabir
azabından sana sığınırım. Ey Allah’ım! Nefsime takvasını ver, onu tertemiz
eyle; sen nefsi temizleyenlerin en hayırlısısın; sen onun hem velisi hem
Mevlâsısın. Ey Allah’ım! Faydalı olmayan ilimden, korkmayan kalbden, doymayan
nefisden, kabul olmayan duadan sana sığınırım.” (Müslim,
E.Davud, Tirmizi,Nesei)
4.Hadis: Sa’d (r.a.) şöyle
demiştir: ‘Peygamber (a.s.)’ın Allah’a sığındığı (şu) kelimelerle Allah’a
sığının’: “Ey Allah’ım! Sana korkudan sığınırı, cimrilikten sığınırım, erzeli
ömürden sığınırım ve sana dünya fitnesi ile kabir azabından sığınırım.” (Buhari,
Tirmizi Nesei, Tac Trc.C.5 Sa.227-228)
Yine diyorsun ki: “Hac suresinin 5. ayetinde de, erzeli ömür
yanlış anlaşılmış” daima aynı görüşte olduğunuz, destek için yanına aldığın
Sayın Süleyman Ateş tefsirindeki yanlış ve sapık yorumları dışında mealinde
kasıtlı hata yapmamaya çalışıyor. Onun mealinden Hac suresinin 5. ayetini aynen
alıyorum.
¡s¤È j¤Ûa å¡ß
§k¤í 0 ó©Ï ¤á¢n¤ä¢× ¤æ¡a ¢b £äÛa b 袣í a ¬b í
§ò Ô Ü Ç ¤å¡ß
£á¢q §ò 1¤À¢ã ¤å¡ß £á¢q §la `¢m ¤å¡ß
¤á¢×b ä¤Ô Ü b £ã¡b Ï
¢£`¡Ô¢ã ë 6¤á¢Ø Û å¡£î j¢ä¡Û
§ò Ô £Ü _¢ß ¡`¤î Ë ë §ò Ô £Ü _¢ß
§ò ̤a¢ß ¤å¡ß £á¢q
¤á¢Ø¢u¡`¤_¢ã £á¢q
ó¦£à ¢ß §3 u a ó¬¨Û¡a ¢õ¬b ' ã b ß
¡âb y¤0 üa ó¡Ï
¤á¢Ø¤ä¡ß ë
ó¨£Ï ì n¢í ¤å ß ¤á¢Ø¤ä¡ß ë 7¤á¢× £ ¢( a
a¬ì¢Ì¢Ü¤j n¡Û £á¢q 5¤1¡x
§á¤Ü¡Ç ¡ ¤È 2 ¤å¡ß
á Ü¤È í 5¤î Ø¡Û ¡`¢à¢È¤Ûa ¡4 !¤0 a ó¬¨Û¡a
¢£& `¢í ¤å ß
b è¤î Ü Ç
b ä¤Û R¤ã a ¬a !¡b Ï ¦ñ ¡ßb ç
¤0 üa ô ` m ë b6¦÷¤î (
§wî©è 2 §x¤ë 9 ¡£3¢× ¤å¡ß
¤o n j¤ã a ë ¤o 2 0 ë ¤p £R n¤ça
õ¬b à¤Ûa
“Ey inananlar eğer öldükten sonra
dirilmekten kuşkuda iseniz (bilinki) biz sizi (önce) topraktan, sonra nutfe (sperme) den, sonra alaka (embrio) dan,
sonra yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi)
açıkça gösterelim. Dilediğimizi
belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bir bebek olarak
çıkarıyoruz. Sonra güç (ve kabiliyetler) inize ermeniz için (sizi büyütüyoruz) içinizden kimi öldürülüyor. Kimi de ömrün en kötü çağına (ihtiyarlığa)
itiliyor ki, bilirken bir şey bilmez
hale gelsin. (çocukluğundaki gibi vücutça ve akılca güçsüz bir duruma
düşsün) Yeri de kurumuş ölmüş görürsün
fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel
çiftten bitirir.”
Görüldüğü
gibi Sayın Ateş, ayette geçen erzelil
ömrü, ömrün en kötü çağı, ihtiyarlık olarak ve sahabeye ve Peygamberimize
dayanan en doğru manayı vermiş. Ve sizin gibi burada manayı saptırarak Reenkarnasyon’a bir pay çıkarmamıştır.
Gerçi başka ayetlerde yanlış ve sapık yorumları çoktur ancak ayetin metnine
kendi sözlerini sizin gibi katmamaktadır. Şimdi burada: Fiziki ve tıbbi olara
da vücudun en olgun zamanının kırk yaş olduğunu ve sonra vücudun hücrelerinin
baş aşağı eksilmeye başladığını gösteren ilmi bir belgeyi sunuyorum.
İşte Belge:
HAYATIMIZDA
bir yılı daha geride bıraktığımızda, yaşlandığımızı pek fark etmeyiz. Ancak 365
gün içerisinde vücudumuzda çok büyük değişiklikler oluyor. bir yılda 36
milyon’a yakın beyin hücresi ölüyor, derimiz inceliyor, 100 bin’e yakın saç
kılı kaybediyoruz. Bir yılda vücudumuz şöyle yaşlanıyor;
KALP:
Kalbimiz vücudumuzun her yerine, her yıl yaklaşık 2 milyon 270 bin litre kan
pompalıyor. Dinlenme anında bile kalp dakikada 80 kez atıyor. Kalp vücuda 1
dakikada yaklaşık 5 litre kan pompalıyor. Bir insan 1 yıl boyunca hiçbir şey
yapmadan yatsa bile, kalp 42 milyon kez atıyor. Her yıl kalp bir parça
küçülüyor ve kalp damarları daralıyor. Kan basıncı 30-70 arasında yüzde 20-30
oranında artıyor.
KAN:
Vücudumuzda sürekli temizlenerek yenilenen 5 litre kan dolaşıyor. Kanın yüzde
40’ını milyonlarca alyuvarlar oluşturuyor. Kanın yüzde 5’ini de kan pulcukları
teşkil eder. 25 yaşından itibaren içinde oksijen bulunan kanın miktarı azalır.
Bu kanın miktarı, her yılda yüzde 5-10 oranında azalır ve bu nedenle insan her
yeni yaşla beraber daha çabuk yorulur.
KASLAR:
30-70 yaşlarındaki bir kadın, kaslarının yüzde 35’ini kaybeder. Kadının gücü
20-70 yaş arasında üçte bir oranında azalır. Buna karşılık her yıl vücuttaki
yağ miktarı artar. İnsanların çoğu 30-40 yaşları arasında yaklaşık beş kilo
şişmanlar. Bu yağlar genellikle kalçada birikir. 50 yaşın ortalarından itibaren
İNSAN KÜÇÜLMEYE BAŞLAR.
SİNDİRİM
SİSTEMİ: Günde 2 bin kalori yakan bir kadın, yılda 730 bin kalori yakar. Bu
miktar yaklaşık 1460 paket çikolata veya yaklaşık 12 bin elmanın verdiği
kaloriye eşittir. Her 10 yılda bir insan vücudunun yaktığı kalori miktarı yüzde
2 oranında azalır. 70 yaşındaki bir insanın 700 kaloriye daha az ihtiyaç
vardır. Vücut bir yılda yaklaşık 627 litre sıvı sindirir.
TERLEME:
Dücut her gün yaklaşık 0,57 litre su kaybeder. Bir yılda 208 adet bir litrelik
kola şişesine denk gelir. Terleme ile vücut ağırlığının sadece yüzde 1-2
oranındaki su kaybı insanın kondisyonunun yüzde 5-8 oranında düşürür.
CİLT:
Derideki hücrelerin yenilenmesi her geçen yılla yavaşlar. Cilt esnekliğini
kaybeder. Çabuk kurumaya başlar. Bunun sonunda 20 yaşın sonlarlında ciltteki,
50 yaşından itibaren de ağız çevresindeki ilk kırışıklıklar ortaya çıkar.
SAÇLAR:
Sağlıklı bir saç, ayda 1,27, yılda 15 cm. uzar. Yetişkinler de her gün 150-300
adet saç kılı dökülür. Bir yılda 100 bin adet dökülür. Gençlerde dökülen
saçların yerine yenisi çıkar. Ancak bu sürecin hızı özellikle her yıl azalır.
30 yaşından itibaren boya pigmenti melanin miktarını azalması nedeniyle saçlar
beyazlaşmaya başlar. 50 yaşındaki her iki kadından birinin saçları beyazdır.
AYAK
TIRNAKLARI: Ayak tırnaklarının uzama süresi el tırnaklarını uzama süresinin iki
katıdır. Ayak tırnakları, kırılmamamsı ve kesilmemesi halinde yılda 2,5 cm
uzar.
EL
TIRNAKLARI: Sağlıklı el tırnakları bir yılda 5 cm uzar. Tırnaklar da ölü
hücrelerden oluşur.
BEYİN:
Her yıl, toplam 100 milyon beyin hücresinden 36 milyonu ölür. Sinir sisteminin
çalışmasını sağlayan milyonlarca beyin hücresinin en aktif oldukları yaşlar
yetişkinlik çağlarıdır.
KEMİKLER:
Kemikler, 35 yaşından itibaren güçlerini kaybeder. 40 yaşından itibaren her yıl
kemik maddesi yüzde 1-1,5 oranında azalmaya başlar.
Bu
bilimsel belgede de görüldüğü gibi; kırk yaşından itibaren her yıl kemik
maddesi yüzde 1-1,5 oranında azalmaya başlıyor. Bir yılda 36 milyona yakın
beyin hücresi ölüyor ve insanlar bildiklerini bilmez hale geliyorlar ve erzelil ömre ulaşıyorlar. Tekrar
ediyorum erzelil ömrün sizin iddia
ettiğiniz gibi Reenkarnasyon’la hiçbir
ilgisi yoktur.
KUR’AN’DAKİ İSLAM: Sayfa: 291-292
Nuh
suresi ayet: 17-18
S-17 ve 18. ayetlerde sözü edilen,
yerden tekrar tekrar çıkarılmayı açıklar mısınız.?
C-“Şöyle deniyor: “Allah sizi yerden bir bitki fışkırtır gibi fışkırttı. Sonra yine oraya
geri çevirecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.”
Bu ayetler
insanın yaratılış sırrına dikkat çekerek onu Hakk’ın kudreti üzerinde düşünmeye
çağırıyor. Bizim anladığımız budur!
Bu ayetlerde Reenkarnasyon’u anlayan bilginlerde vardır. Muhyiddin İbn Arabi (Ölm.1240) Bunların başında gelir. Müfessir Süleyman Ateş de ayetleri böyle
yorumlamıştır. Şöyle diyor: “insanı temelde topraktan çeşitli aşamalardan
(bitki-sperm-insan aşamalarından) geçirerek yaratan Allah, ölümle tekrar
toprağa döndürür; ama aynı olguyu tekrarlar, inanan insanlar değil, Hz. Nuh’un
hitab ettiği, irşada çalıştığı müşrik insanlardır. İşte onara hitaben: ‘Sonra sizi tekrar toprağa döndürüyor ve
bir kez daha oradan çıkarıyor.’ (18) buyuruluyor. Müşrik suçlu insanın,
cezasını çekip olgunlaşmak üzere yeniden topraktan çıkarılıp yaratılacağı
belirtiliyor.”
“Bu anlatımda iki ihtimal vardır,
insan kıyamette yeniden bedene sokulup topraktan çıkarılacaktır. Müfessirlerin
büyük çoğunluğunun kanaatine göre Haşr, şu toprak üzerinde olacaktır. Bu
takdirde ayette bedenden ayrılan insan ruhunun, yeniden bedene sokulup, haşrin
olacağı bu dünyaya yeniden getirileceği anlatılmıştır. Bu ikinci anlamı
güçlendiren birkaç ayet vardır. Vakıa suresinin: ‘Aranızda ölümü takdir eden biziz, Bizim önümüze geçilmez. (size
ölümü takdir ettik) Ki sizi
benzerlerinizle değiştirelim ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yeniden yapalım.’
(60/61)
““Yahut ayette şu anlam olabilir:
Toprağa karışan insan bedeni toprakta çözülür, toprağı besleyen gübre olur.
Sonra bitkilere hayat verir. Yeniden bitkiler insan bedeninde sperm haline
gelir. Sperm rahm’e düşer, aradan uzun süre geçtikten sonra tekrar insan olur.
“ Ama böyle yaratılan insanın bedenidir. Anne karnında bedene ruh üflenir ki
bunun mahiyetini biz bilmeyiz.” (Süleyman Ateş 10/83)” (Kur’an’daki İslam Sayfa:
291)
Sayın
Öztürk, burada da kendi sözlerini hiç parantez kullanmadan ayetlere ilave
etmişsin. Muhyiddin Arabi’den tek satır olsun örnek almadan 700 yıl önce
yaşamış bir İslam büyüğüne de iftira ediyorsun. Şimdi aynı ayeti Ateş’in
mealinden alıyorum.
“Allah sizi yerden bir bitki olarak
bitirdi. Sonra oraya geri çevirecek ve tekrar oradan çıkaracaktır.”
Bu
doğru manaya sen “yerden bitki fışkırtır
gibi” sözünü neden ilave ediyorsun.?
Bu
ayetteki mana: Herkesin bildiği gibi Allah Adem (a.s.)’ı topraktan yarattı.
Neslinin vücudunu da topraktan gelen çeşitli hayvani ve nebati gıdalarla ana
rahminde geliştirerek büyütüyor. Fakat; Ateş’in de itiraf ettiği gibi ona, ana
rahminde ruh üfleniyor sonra ömrünün
sonunda tekrar ölüyor. Mahşerde tekrar dirilecek. Ancak; Ateş’in “Aynı olguyu tekrarlar” şeklindeki
ifadesi de kendi görüşü olsa da, ayetle hiçbir
ilgisi olmayan bir ilave ve saptırmadır. Görüldüğü gibi bu ayetinde Reenkarnasyon’la uzaktan yakından
hiçbir ilgisi yoktur.
KUR’AN’DAKİ İSLAM: Sayfa:
312-313
Mü’minun suresi ayet: 99,100-105,108
S-99-100
ve 105-108. ayetlerde Reenkarnasyonun mümkün olmayacağına ilişkin deliller var
mıdır?
C-
Bu ayetlerde dünyaya tekrar geri dönmek isteyenlere red cevabı verildiği
söyleniyor. Ancak bu Reenkarnasyon’un hiç
olmadığına değil, sürekli dünyaya geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu
isteklerinin reddedildiğine delildir. Elbetteki dünyaya tekrar dönmemesine
karar verilenlerin bu yoldaki istekleri reddedilecektir. Ama bu onların daha
önce Reenkarne olmadıklarını veya
başkalarının dünyaya tekrar gönderilmediğini ifade etmez; geri gelmenin herkes
için kural olmadığını belgeler.
Kur’an
Reenkarnasyonun herkes için mutlaka işleyen sürekli bir mekanizma olduğunu
kabul etmemekle birlikte bazı ruhların Reenkarne olduklarını açıkça
göstermektedir. Burada önemli olan nokta, Reenkarnasyon meselesi Hint sistemlerinde veya bazı çağdaş
spiritüalist anlayışlarda esas alınan haşir
inancını inkar şekline büründürmemektir. Esasen İslam bilginleri çoğunluğunun
Reenkarnasyon’a bir çırpıda karşı
çıkışlarının arkasında Kur’an’ın haşir
inancının zedelenmesi endişesi vardır. Onlar bu endişenin itişiyle Reenkarnasyon’a delil olacak ayetleri
parantez içi ilaveler yaparak veya acaip tevillere giderek anlam kaymalarına
uğratmışlardır. Onların bu tavırlarına saygı duyabiliriz fakat Kur’an’ın Reenkarnasyon’u toptan reddettiğini
söyleyerek şunun bunun hatırı için
Kur’an’ın beyanlarını görmezlikten gelemeyiz.
Reenkarnasyon’a
delil veren ayetlerde Nahl 70, Hac 5, Mü’min 11. ayetler, ait oldukları
yerlerde değerlendirilmiştir. Burada üzerinde duracağımız ayet, Bakara
suresinin 28. ayetidir. Şöyle deniyor: “Allah’a
nasıl nankörlük ediyorsunuz? Siz ölülerdiniz O sizi diriltti sonra sizi
öldürüyor. Sonra yine diriltiyor. Sonra O’na döndürülüyorsunuz.” Görüldüğü
gibi burada birbiri ardınca iki ölüm iki dirilmeden ve nihayet Allah’a
döndürülmekten bahsediliyor. (Bu konuda Kur’an’ın diğer verileriyle ilgili
hadislerin değerlendirilişi için Bk.BTK.
Mesh maddesi ve kendi dilinden
Hz.Muhammed) (Kur’an’daki İslam sayfa: 312)
Sayın
Öztürk, her bölümde verdiğin cevabın baş tarafında önce ayeti görelim diyerek,
ayet meallerini alıp, saptırma yorumlar yaptığın halde, burada yukarıda
numarasını verdiğin ayetlerin meallerini vermedin, yani ayetlerin aslını
okuyuculardan gizleyerek manalarını çarpıtıp mü’minleri aldatmak için, Reenkarnasyon sapkınlığına yol
arıyorsun. İşte okuyuculardan sakladığın ayetlerin yine arkadaşın Süleyman
Ateş’ten mealleri:
=¡æì¢È¡u¤a ¡£l
4b Ó ¢p¤ì à¤Ûa ¢á¢ç y a õ¬b u
a ¡a ¬ó¨£n y
“Nihayet onlardan birine ölüm
geldiği zaman: ‘Rabbim der! Beni (dünyaya)
geri döndürünüz.!” (23/99)
b è £ã¡a 65 ×
¢o¤× ` m b àî©Ï b¦z¡Ûb " ¢3 à¤Ç a
¬ó©£Ü È Û :
: æì¢r Ȥj¢í ¡â¤ì í
ó¨Û¡a ¥_ 9¤` 2 ¤á¡è¡ö¬a 0 ë ¤å¡ß ë b6 è¢Ü¡ö¬b Ó
ì¢ç ¥ò à¡Ü ×
“Ki terk ettiğim dünyada yaralı bir
iş yapayım.’ Hayır, bu onun söylediği, (olmayacak)
bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri (kıyamet)
gün (ün) e kadar (geriye dönmelerine
engel olan) bir perde vardır.” (23/100)
: æì¢z¡Ûb × b èî©Ï
¤á¢ç ë ¢0b £äÛa ¢á¢è çì¢u¢ë ¢| 1¤Ü m
“(Orada
onların) Yüzlerini ateş yalar, öyle ki (ateşin)
içinde (dehşetten dudakları gerilir
de) dişleri açıkta kalır.” (23/104)
æì¢2¡£Æ Ø¢m b è¡2
¤á¢n¤ä¢Ø Ï ¤á¢Ø¤î Ü Ç ó¨Ü¤n¢m ó©mb í¨a ¤å¢Ø m
¤á Û a
“Ayetlerimiz size okunurdu da siz onları
yalanlardınız değil mi.?” (23/105)
åî©£Û¬b " b¦ß¤ì Ó
b £ä¢× ë b ä¢m ì¤Ô¡( b ä¤î Ü Ç
¤o j Ü Ë b ä £2 0 aì¢Ûb Ó
“Rabbimiz, dediler bahtsızlığımız bizi
yendi. Biz sapık bir topluluk olduk.” (23/106)
æì¢à¡Ûb Ã
b £ã¡b Ï b 㤠¢Ç ¤æ¡b Ï b è¤ä¡ß b ä¤u¡`¤ a
¬b ä £2 0
“Rabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha
(yaptığımız kötü işlere) dönersek
artık biz gerçekten zalimlerdeniz.” (23/107)
¡æì¢à¡£Ü Ø¢m ü ë
b èî©Ï a@¢ªì ¤a 4b Ó
“Buyurdu ki: ‘sinin orada, benimle
konuşmayın!” (23/108)
Yukarıdaki
ayetlerde görüldüğü gibi kafirlerin, inkarcıların dünyaya dönüş istekleri
şiddetle reddedilmekte ateşin içindekilere “sinin
orada konuşmayın” buyrulmaktadır. Sayın Öztürk ve sayın Prof’lar! Bu kadar
açık ve net ayetler varken, Allah’ın (c.c.) yapmadığı ve reddettiği bir olayı, iftira ederek, nasıl Allah’a yakıştırmaya
çalışıyorsunuz. Allah’ın huzuruna hangi yüzle çıkacaksınız.?
Bir de
bakara suresinin 28. ayetini alıyor, onu manasından kaydırmaya çalışmıyorsunuz.
İşte ayet meali yine Ateş’ten:
£á¢q
7¤á¢×b î¤y b Ï b¦ma ì¤ß a ¤á¢n¤ä¢× ë ¡é¨£ÜÛb¡2
æë¢`¢1¤Ø m Ѥî ×
æì¢È u¤`¢m ¡é¤î Û¡a
£á¢q ¤á¢Øî©î¤z¢í £á¢q ¤á¢Ø¢nî©à¢í
“Allah’ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölüler idiniz O
sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek; sonra O’na döndürüleceksiniz.” (2/28)
Görüldüğü gibi ayet, gayet açık ve
net. Ana rahminde ölü bedenimize ruh üflemek suretiyle bizi diriltti.
Yaşamımız sonunda tekrar öldürecek,
mahşerde kıyamet kopunca tekrar diriltecek ve huzuruna çıkacağız. Reenkarnasyon
bu ayetin neresinde var? Değerli okurlarım, Reenkarnasyon yani
temizleninceye kadar aynı ruhun başka bedenlerle dünyaya gelip yaşamasını
reddeden ayetleri gördük. Şimdi yeni ayetlere gelmeden önce, alken bir
düşünelim; eğer ruhlar temizleninceye kadar dünyaya gelselerdi cehenneme lüzum
kalır mıydı, yahut cehennemde kimse olur muydu.? Halbuki Allah (c.c.)
cehennemde yanmakta olanların isteklerinin reddedildiğini defalarca
bildirmektedir. İkinci husus bir kişi ahireti, ateşi gördükten sonra, dünyaya
geri gönderilse onun için imtihan mevzuu bahis olur mu.? Ve ona kopya verilmiş
olmaz mı.? Çünkü imtihanın özelliği gaybe (bilinmeyene ve görülmeyene) imandır.
İnsanlardan istenen şeyler: Ahiret alemi, cennet, cehennem, melekler vesaireye
inanmaktır.
Bunları gözüyle gören kişi için,
bunlara inanıp inanmadığı nasıl imtihan suali olabilir.? O zaten bunları ölünce
bizzat görmüş oldu. Bu ne kadar yakışıksız ve asılsız bir iddiadır. Ayrıca,
aynı ruhlar gitse gelse insan nüfusu bu kadar artar mıydı.? Her yönüyle yanlış!
Burada Öztürk ve yandaşı Profların
görmek ve göstermek istemedikleri; iddialarını çürüten diğer ayetlere
geliyorum.itiraz yeri kalmasın diye de, yine Süleyman Ateş’in kendi mealinden
alıyorum.
Bakınız mü’minun suresinde; İnsanın
ana rahmindeki gelişmesini doğuncaya kadar ve de yaşayıp öldükten sonra tekrar
dirilinceye kadar bütün gelişimini bu ayetlerde nasıl sıralamaktadır:
7§åî©x ¤å¡ß §ò Û5¢ ¤å¡ß
æb ¤ã¡üa b ä¤Ô Ü ¤ Ô Û ë
“Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık.” (23/12)
åî©Ø ß §0a ` Ó ó©Ï
¦ò 1¤À¢ã ¢êb ä¤Ü È u £á¢q
“Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk.” (23/13)
¦ò ̤a¢ß
ò Ô Ü È¤Ûa b ä¤Ô Ü _ Ï
¦ò Ô Ü Ç ò 1¤À¢£äÛa b ä¤Ô Ü
£á¢q
£á¢q b>¦à¤z Û
âb ġȤÛa b ã¤ì Ø Ï b¦ßb Ä¡Ç
ò ̤a¢à¤Ûa b ä¤Ô Ü _ Ï
åî©Ô¡Ûb _¤Ûa
¢å ¤y a ¢é¨£ÜÛa Ú 0b j n Ï
6 ` ¨a b¦Ô¤Ü ¢êb ã¤b '¤ã a
“Sonra nutfeyi alaka (emriyo)’ya çevirdik, alaka (embriyo)’yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir
çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka
bir yaratık yaptık. yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir.” (23/14)
æì¢n¡£î à Û
Ù¡Û¨! ¤È 2 ¤á¢Ø £ã¡a £á¢q
“Sonra siz, bununu ardından öleceksiniz.” (23/15)
æì¢r Ȥj¢m
¡ò à¨î¡Ô¤Ûa â¤ì í ¤á¢Ø £ã¡a £á¢q
“Sonra siz kıyamet günü muhakkak
dirileceksiniz.” (23/16)
Son
ayette görüldüğü gibi “Öldükten sonra, siz kıyamet günü tekrar
dirileceksiniz.” buyrulmaktadır.
æë¢` '¤z¢m ¡é¨£ÜÛa
ó Û¡ü ¤á¢n¤Ü¡n¢Ó ¤ë a ¤á¢£n¢ß ¤å¡÷ Û ë
Diğer
ayette; “Ölür veya öldürülürseniz
elbette Allah’ (ın huzurun)’a
çıkarılacaksınız.” (3/158)
Yani
dünyaya geri dönüş ve Reenkarnasyon olayı
katiyen yoktur. Bu gelecek ayetlerde ise; dünyaya birkaç defa gelip gitmek
şöyle dursun, pek az belki bir saat kaldıkları ifadesi vardır.
“(Kıyamet) Saat (ı) başladığı gün
suçlular bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar (dünyada
da hakdan) böyle çevriliyorlardı.”
¤á¢n¤r¡j Û ¤ Ô Û
æb àí©üa ë á¤Ü¡È¤Ûa aì¢m@ë¢a åí©Æ £Ûa
4b Ó ë
¡s¤È j¤Ûa ¢â¤ì í
a ƨè Ï ¡9s¤È j¤Ûa ¡â¤ì í ó¨Û¡a ¡é¨£ÜÛa ¡lb n¡× ó©Ï
æì¢à Ü¤È mü ¤á¢n¤ä¢× ¤á¢Ø £ä¡Ø¨Û ë
“Kendilerine bilgi ve iman
verilenler dediler ki; ‘andolsun siz Allah’ın yazgısınca, ta yeniden dirilme
gününe kadar kaldınız. İşte bu da dirilme günüdür fakat siz bilmiyordunuz.’” (30/56)
åî©ä¡ & Ç
¡¤0 üa ó¡Ï ¤á¢n¤r¡j Û ¤á × 4b Ó
“Ve buyurdu: ‘arzda yıllar sayısınca ne
kadar kaldınız.?” (23/112)
åí©£&¬b ȤÛa
¡3 ÷¤ Ï §â¤ì í S¤È 2 ¤ë a b¦ß¤ì í
b ä¤r¡j Û aì¢Ûb Ó
“(Herhalde) ‘Bir gün yahut
günün bir kısmı kadar kaldık; sayabilenlere sor’ dediler.” (23/113)
æì¢à Ü¤È m ¤á¢n¤ä¢× ¤á¢Ø £ã a
¤ì Û 5î©Ü Ó ü¡a ¤á¢n¤r¡j Û ¤æ¡a 4b Ó
“Buyurdu ki ‘sadece az bir zaman kaldınız.
Keşke bilseydiniz.” (23/114)
æì¢È u¤`¢mü
b ä¤î Û¡a ¤á¢Ø £ã a ë b¦r j Ç
¤á¢×b ä¤Ô Ü b à £ã a
¤á¢n¤j¡ z Ï a
“Bizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence
olarak yarattığımızı mı sandınız.?” (23/115)
A’raf
suresinde ise şöyle buyrulmaktadır:
¦ò à¤y 0 ë ô¦ ¢ç
§á¤Ü¡Ç ó¨Ü Ç ¢êb ä¤Ü £_ Ï §lb n¡Ø¡2 ¤á¢çb ä¤÷¡u ¤
Ô Û ë
æì¢ä¡ß¤ªì¢í §â¤ì Ô¡Û
“Gerçekten onlara, bilgiye göre
açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap
getirdik.” (7/52)
¢4ì¢Ô í ¢é¢Üí©ë¤b m
ó©m¤b í â¤ì í 6¢é Üí©ë¤b m ü¡a æë¢`¢Ä¤ä í
¤3 ç
7¡£Õ z¤Ûb¡2 b 䣡2 0
¢3¢¢0 ¤p õ¬b u ¤ Ó ¢3¤j Ó ¤å¡ß ¢êì¢ ã
åí©Æ £Ûa
3 à¤È ä Ï
¢£& `¢ã ¤ë a ¬b ä Û aì¢È 1¤' î Ï
õ¬b È 1¢( ¤å¡ß b ä Û ¤3 è Ï
¤á¢è¤ä Ç
£3 " ë ¤á¢è ¢1¤ã a a묢`¡ ¤ Ó
6¢3 à¤È ã b £ä¢× ô©Æ £Ûa `¤î Ë
; æë¢` n¤1 í
aì¢ãb ×b ß
“İlla
o’nun te’vilini mi gözetiyorlar.? O’nun te’vili geldiği gün, önceden onu
unutmuş olanlar derler ki; ‘doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi
bizim şefaatçılarımız var mı.? Ki; bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri
döndürül (up dünyaya
gönderil) memiz mümkün mü ki, (orada
eski) yaptıklarımızdan başkasını
yapalım.?’ Onlar kendilerini ziyana soktular ve uydurdukları şeyler, kendilerinden
saptı, kaybolup gitti.” (7/53)
Bakara suresinde ise:
a¢ë a 0 ë
aì¢È j £ma åí©Æ £Ûa å¡ß aì¢È¡j¢£ma
åí©Æ £Ûa a £` j m ¤!¡a
:¢lb j¤ üa ¢á¡è¡2
¤o È £À Ô m ë la Æ È¤Ûa
a £` j n ä Ï
¦ñ £` × b ä Û £æ a ¤ì Û
aì¢È j £ma åí©Æ £Ûa 4b Ó ë :
¤á¢è Ûb à¤Ç a
¢é¨£ÜÛa ¢á¡èí©`¢í Ù¡Û¨Æ × 6b £ä¡ß a@¢ªë £` j m
b à × ¤á¢è¤ä¡ß
;¡0b £äÛa å¡ß
åî©u¡0b _¡2 ¤á¢ç b ß ë 6¤á¡è¤î Ü Ç
§pa ` y
“İşte uyulanlar (kendilerine) uyanlardan uzak durdular, azabı gördüler,
aralarındaki bağlar kesildi. Uyanlar, şöyle dediler; ‘Ah keşke bir daha dünyaya
gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzak durdukları gibi bizde
onlardan uzak dursaydık.’ Böylece Allah, onlara işledikleri bütün fiilleri
hasretler (pişmanlıklar) olarak
gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değillerdir.” (2/166-167)
Bu
ayette de görüldüğü gibi dünyaya geri dönmeyecekler ve ateşten de
çıkamayacaklardır. Sayın Proflar gücünüz varsa onları ateşten çıkarınız,
Reenkarne ederek dünyaya geri döndürünüz.!
Zümer
suresinde:
¡é¨£ÜÛa ¡k¤ä u ó©Ï
¢o¤x £` Ï b ß ó¨Ü Ç ó¨m `¤ y b í
¥¤1 ã 4ì¢Ô m ¤æ a
åí©`¡b £Ûa å¡à Û
¢o¤ä¢× ¤æ¡a ë
“(O gün günahkar) Nefsin şöyle demesinden sakının: ‘Allah’ın yanında kusur edişimden
dolayı vah (bana) hakikaten ben alay
edenlerdendim.’” (39/56)
= åî©Ô £n¢à¤Ûa å¡ß
¢o¤ä¢Ø Û ó©äí¨ ç 騣ÜÛa £æ a ¤ì Û
4ì¢Ô m ¤ë a
“Yahut şöyle demesinden: ‘Allah bana
hidayet etseydi elbet bende korunanlardan olurdum.’” (39/57)
æì¢× b Ï
¦ñ £` × ó©Û £æ a ¤ì Û la Æ È¤Ûa
ô ` m åî©y 4ì¢Ô m ¤ë a
åî©ä¡¤z¢à¤Ûa å¡ß
“Yahut azabı gördüğü zaman: ‘Keşke benim
için bir kez daha (dünyaya) dönüş
olsaydı da güzel hareket edenlerden olsaydım!’ demesinden” (39/58)
o¤ä¢× ë
p¤` j¤Ø n¤a ë b è¡2 o¤2 £Æ Ø Ï
ó©mb í¨a Ù¤m õ¬b u ¤ Ó ó¨Ü 2
åí©`¡Ïb ؤÛa å¡ß
“Allah şöyle buyurur: ‘Evet ya sana ayetlerim geldi de, sen
onları yalanladın, büyüklük tasladın ve nankörlerden oldun.’” (39/59)
Yine mü’minun suresinde:
åî©£Û¬b " b¦ß¤ì Ó b £ä¢× ë
b ä¢m ì¤Ô¡( b ä¤î Ü Ç ¤o j Ü Ë
b ä £2 0 aì¢Ûb Ó
“Rabbimiz!
dediler. ‘Bahtsızlığız bizi yendi, biz sapık bir topluluk olduk.” (23/106)
æì¢à¡Ûb Ã
b £ã¡b Ï b 㤠¢Ç ¤æ¡b Ï b è¤ä¡ß b ä¤u¡`¤ a
¬b ä £2 0
“
‘Rabbimiz bizi bundan çıkar, eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimlerdeniz.’” (23/107)
æì¢à¡£Ü Ø¢m ü ë
b èî©Ï a@¢ªì ¤a 4b Ó
“Buyurdu
ki; ‘Sinin orada Benimle konuşmayın.’” (23/108)
Kehf suresinde ise, kafirlerin hali
şöyle anlatılır:
¤á Û ë
b çì¢È¡Óa ì¢ß ¤á¢è £ã a a¬ì¢£ä Ä Ï
0b £äÛa æì¢ß¡`¤v¢à¤Ûa a 0 ë
b;¦Ï¡`¤_ ß b è¤ä Ç
aë¢ ¡v í
“Suçlular
ateşi gördüler. Artık içine düşeceklerini iyice analdılar, fakat ondan kaçacak
bir yer bulamadılar.” (18/53)
Şura suresinde ise:
ô ` m ë 6©ê¡
¤È 2 ¤å¡ß §£ó¡Û ë ¤å¡ß ¢é Ûb à Ï ¢é¨£ÜÛa ¡3¡Ü¤a¢í
¤å ß ë
§£& ` ß ó¨Û¡a
¤3 ç æì¢Ûì¢Ô í la Æ È¤Ûa a¢ë a 0
b £à Û åî©à¡Ûb £ÄÛa
7§3î©j ¤å¡ß
“Allah
kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun, Allah’dan sonra bir dostu olmaz. Azabı
gördükleri zaman zalimlerin ‘geri dönecek bir yol var mı.?’ dediklerini bir
görsen.” (42/44)
æë¢`¢Ä¤ä í ¡£4¢£ÆÛa
å¡ß åî©È¡(b b è¤î Ü Ç
æì¢" `¤È¢í ¤á¢èí¨` m ë
åí©`¡b _¤Ûa £æ¡a
a¬ì¢ä ߨa åí©Æ £Ûa 4b Ó ë §6£ó¡1
§Ò¤` x ¤å¡ß
¬ü a 6¡ò à¨î¡Ô¤Ûa
â¤ì í ¤á¡èî©Ü¤ç a ë ¤á¢è ¢1¤ã a a¬ë¢`¡
åí©Æ £Ûa
§áî©Ô¢ß §la Æ Ç ó©Ï
åî©à¡Ûb £ÄÛa £æ¡a
“Yine
onları görürsün: aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette ateşe sunulurlarken;
göz ucuyla gizli, gizli bakarlar. İnananlar da (o zaman): ‘İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet
günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır. Bakın gerçekten zalimler
sürekli bir azab içindedirler.’ derler.” (42/45)
Buyrulmakla dünyaya geri dönmenin
hiç mümkün olmadığını, dönmek isteyenlerin de ateşe girdiklerini herkesin
anlayacağı şekilde Allah (c.c.) açık ve net olarak bildirmektedir.
Taha suresinde ise:
¦ñ 0b m ¤á¢Ø¢u¡`¤_¢ã
bè¤ä¡ß ë ¤á¢×¢ î©È¢ã b èî©Ï ë ¤á¢×b ä¤Ô Ü
b è¤ä¡ß
ô¨`¤¢a
“Sizi
ondan (yani
yerden) yarattık, yine oraya döndürürüz. Ve sizi BİR KEZ daha ordan çıkarırız.” (20/55) Buyurarak
bütün insanların öldükten, toprağa gömüldükten sonra, ancak mahşerde bir kere
yerden çıkarılacağını “apaçık”, hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde
bildirmektedir.
Buraya kadar okuduğumuz ayetlerin
hepsi insanın tekrar dünyaya dönüp yaşamasını yani Reenkarnasyon’u reddetmektedir.
Dönmek isteyenlere “girin ateşe tadın azabı” buyrulmaktadır. Bunlardan
başka o kafirlerin karakterlerini açıklayan En’am suresinin ayetlerinde ise:
her şeyi yoktan var eden, daha olamadan olacak her şeyi bilen Allah (c.c.)
şöyle buyurmaktadır:
b ä n¤î Û b í
aì¢Ûb Ô Ï ¡0b £äÛa ó Ü Ç aì¢1¡Ó¢ë ¤!¡a ô¬¨` m
¤ì Û ë
åî©ä¡ß¤ªì¢à¤Ûa å¡ß
æì¢Ø ã ë b ä¡£2 0 ¡pb í¨b¡2 l¡£Æ Ø¢ã
ü ë ¢£& `¢ã
“Onların ateşlerin başında
durdurulmuş iken; ‘ah ne olurdu, keşke biz (dünyaya) geri çevrilseydik
de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık, inananlardan olsaydık’ dediklerini
bir görsen.!” (6/27)
a뢣&¢0 ¤ì Û ë
6¢3¤j Ó ¤å¡ß æì¢1¤_¢í aì¢ãb × b ß ¤á¢è Û a
2 ¤3 2
æì¢2¡!b Ø Û
¤á¢è £ã¡a ë ¢é¤ä Ç aì¢è¢ã b à¡Û aë¢&b È Û
“Hayır daha önce gizlemekte
oldukları onlara göründü, geri gönderilselerdi, yine men olundukları şeyi
yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancılardır.” (6/28)
Burada görüldüğü gibi onların
kabiliyetlerini bilen yaratıcı “Onlar geri gönderilselerdi yine men
olundukları şeyi yapmaya dönerlerdi.” buyurarak, geri dönme işinin katiyen
mümkün olmayacağını dönseler de aynı yasakları çiğneyeceklerini açık bir şekilde
bildirmek de ve son mührü basmakta iken Sayın Proflar buna nasıl karşı
çıkıyorsunuz.? Yoksa ‘Onlara biz kefiliz dünyaya dönerlerse bir daha yasakları
yapmazlar. Ey Rabbimiz senin tahmini bilgin yanlış, biz daha doğrusunu
biliyoruz mu diyeceksiniz.? Size yazıklar olsun…!.
Bize göre Reenkarnasyon; kafir
cinlerin oyunundan başka bir şey değildir. Zira atlmışbeş milyon Türkiye’mizde
Reenkarne olan kişiler olarak televizyon kameralarına çıkardıkları insan sayısı
yıllardan beri bir elin parmak sayısını geçmemektedir. Onlar da her hallerinden
belli ki, ruhları ve kişilikleri zayıf kimselerdir. Bazılarını televizyonda
izledim. 1997 yılında bir tanesi profesör Kayserilioğlu ile sahneye gelmişti. “Ben Kıbrıs’ta yaşıyordum kayık devrildi,
boğularak öldüm, sonra Türkiye’de doğdum. Eski mahallemi ve evimi bulabilirim” diyordu.
Fakat böyle bir teşebbüste bulunmamıştı, her halinden ruh hastası olduğu
belliydi.
26-6-1998 tarihinde ise saat
15:00’de Atv. Kanalında yapılan bir programda, Reenkarnasyon’u savunanlar:
Hikmet Özen isminde yirmibeş yaşında bir genci konuşturuyorlardı, program önce
başlamıştı, ben televizyonu açtığımda; Hikmet kendisinin “yirmibeş yıl önce, yirmibeş
yaşında iken öldüğünü, aynı yıl yeniden başka bir anneden doğduğunu, şimdi
yirmibeş yaşına yeniden geldiğini bu günlerde yirmibeş yıl evvel oğlu ölmüş bir
eve giderek ben sizin ölen oğlunuzum dediğini, bu durum üzerine evin hanımı “
eğer benim oğlum isen, benim ölen oğlumun arkadaşlarının duvarda resimleri var.
Hadi onarlın isimlerini söyle” dediklerini,
anlattıktan sonra şunu da itiraf etti:
“Resimlere baktığım zaman, onların hiç
birisini tanımıyordum, fakat bir ses bana; “şöyle, şöyle söyle.” diye
fısıldıyordu. Bende o isimleri söyleyince tamam bildin dediler ve hayrette
kaldılar. Ben onlardan mirasımı alacağım.” diyordu.
Bir gün sonra; aynı Atv kanalı, yine
yaptıkları bir programda aynı iddialı genci getirmişlerdi. Ama bu defa yanında;
psikiytarist bir bayan ile psikiytarist profesör doktor Adnan bey vardı:
Televizyonu açtığım anda kısa konuşmalardan sonra sunucu bayan, profesör Adnan
beye soruyordu: “Ne diyorsunuz hocam
böyle bir şey olur mu?” Profesör Adnan bey şöyle konuştu “Bakın şu anda ekranda milyonlar bizi
izliyor. Doğru konuşmak zorundayım. Ben bu mevzuyu çok araştırdım katiyen böyle
bir vak’aya rastlamadım. Ayrıca Ruh üzerindeki derin çalışmalarım dolayısıyla
önce Kur’an’ı, Tevrat’ı, İncil’i ve diğer din kitaplarının hepsini inceledim.
Netice olarak Ruh’un: görülemez, resmi çekilemez, tutulamaz, ölçülemez, tartılamaz,
nasıl ve niceliği bilinemez olduğunu tespit ettim. Bundan dolayı, niceliği ve
niteliği bilinmeyen Ruh hakkında söz söylemek kimsinin hakkı olmamalıdır. Bu
gence gelince: Ben onu özel olarak da biraz önce adada konuşturdum. Dinledim.
Eğer kusura bakmazsa, bana gelsin ben ücret almadan kendisini tedavi edeyim.” dedi.
Tabi oradakiler gülüştüler. Sunucu bayan gence dönerek; “Hadi son söz senin olsun sen ne diyorsun” dedi. Genç ise: “Buraya bir profesör getirmişler kendisi
hasta, herkese hasta diyor” dedi. Ve gülüşmeler arasında program son buldu.
İzleyenler hatırlarlar: 1997 yılında
Kanal 6 da, Ceviz Kabuğu programında; “Bana
vahiy geliyor. Ben mehdi ve resulüm, göklerde arştakilere namaz kıldırıyorum” diyen
Evrenesoğlu’na; yanında oturan bir zat “Kur’an’ı
Latin harfleriyle niçin okuyorsun? O yanlış olur, okuyabiliyorsan al şu
Kur’an’ı aslından yüzüne oku” demişti de, kendisinin Mehdi ve Resul
olduğunu iddia eden bu adam Kur’an okumasını bilmediği için yüzüne
okuyamamıştı. Bu tartışmaya telefonla katılan psikiytarist profesör Doktor
Ayhan Songar bey’e bu adamın durumu sorulunca: “O adam akıl hastasıdır, gelsin de ben kendisini ücretsiz tedavi
edeyim” demişti.
Bunlar gibi kendilerini olduğundan
başka sanan binlerce insan var.
Yıllar önce yine bir gün; Elazığ
akıl hastahanesine, bir arkadaşımın yakını bayan bir öğretmenin ziyaretine
gitmiştik. Görevliler kadıncağızı demir kapının arkasına getirdiler. Arkadaşım
Turan Koşal bey ona sordu: “Ablacığım
nasılsın” Fakat o: Hiç durmuyor, ayaklarını kaldırıp indirerek talimdeki
askerler gibi yerinde sayıyordu. Konuşmaya başlayınca; komutan karşısındaki er
gibi: “Komutanım! Ben falanca alay,
falanca tabur, falanca bölük, falanca talimdeyim.” deyince arkadaşım da,
ben de donduk kaldık ve kabil-i hitab olmadığını anlayınca üzülerek oradan
ayrıldık. Kadıncağız kendini erkek ve asker biliyordu.
Daha yakın bir olayı anlatayım:
dostlarımızdan biri ziyaretime gelmişti; koltuğa oturmasını teklif ettiğim
halde diz çökerek halının üzerine oturdu, manevi buhran içinde olduğu her
halinden belliydi. Nasılsın iyimisin diye sordum. Zira geçen yıllarda da ruhi
rahatsızlıkları oluyordu. Bir müddet ter dökercesine durdu, sonra başını
kaldırıp yüzüme bakara; “Efendim her
halde büyük bir yükün altındayım, bana büyük bir vazife veriliyor.” dedi.
Ben durumu anladım, nedir mehdilik mi? dedim. “Evet efendim” dedi. Kendisi uzatmalı askerdi. Hemen viziteye
çıkararak tedavi olmasını söyledim. O da sözümü dinlemiş, birkaç gün sonra
Üsküdar Askeri Sinir Hastanesine gitmiş, hemen tedavi hastahaneye yatırmışlar. Haber alınca,
ziyaretine gittik. Hastahanenin bahçesinde bizi karşıladı, oradaki sıralara
oturduk. Sohbet ederken beyaz önlüklü bir doktor bize yaklaştı, kulak misafiri
oluyor gibiydi. Ona efendim buyurun, oturun, dedim. O memnuniyetle hemen
yanımıza geldi ve oturdu. Bana dönerek “Hocam
hastalara okumaya mı geldiniz” dedi.
Hayır bu hastayı buraya ben gönderdim. Bu gün de ziyaretine geldim deyince: Doktor bey; “Bu benim hastam, bu hastanın durumunu öğrenmemem için; evinden, yakınlarından kimse gelmedi. Acaba evdeki
halleri nasıldı onu merak ediyorum” dedi. Ben de; ailesini köye göndermiş
olduğunu; bize geldiğinde, bana söylediklerini doktora anlattım ve bu halin
başka hastalarda olup olmadığını sordum. Sağ olsun doktor bey “Hocam bu bir hastalıktır, İsa mı ararsın,
Mehdi mi? bizim koğuşta dört tane Mehdi var. Tedavi ediyoruz.” dedi.
Maalesef bunlar birer gerçektir, o
kardeşimiz tedavi sonunda şifa buldu ve iyileşti.
Şu da bir gerçek ki: akıl
hastalarına “mecnun” deriz. Mecnun, cinlenmiş demektir. Bunların bazıları
ilaçla, bazıları okumakla iyileşir. Bazılarının da ölünceye kadar hastalığı devam
eder.
Yine
bunların en ağırları olduğu gibi, hastalığı zor sezilecek kadar hafif olanları
da vardır.
Kâfir
cinler: yakından tanıdıkları daha önce yaşamış ölmüş bir insanın yaşantılarını,
zayıf ruhlu bazı insanların hafızalarına yerleştirerek onu konuşturur. Çoğu
kere de o insanın içine girerek konuşur. Daha önce yaşamış olduklarını iddia
edenler, cinlerin önce yaşayıp ölen başka bir adamın, hayat hikayesini iyice
bildikleri için, bu adama söylettikleri veya adamın içinden kendilerinin
söylediği doğru olabileceğinden, bir çok insanlara inandırabilirler. Yeni nesil
cinlerin yani kafir cinler olan şeytanların hüner ve becerilerini bilmedikleri
için şaşırıp kalırlar. Bazı profesörler de, Reenkarnasyonu savununca bu asılsız
ve sapık görüşe katılıp, güzel inançlarını kaybederler.
Özer
Çiller’in “Ben Allah’ı görüyorum.” İddiasında olduğu gibi: Bizim hanım
talebelerden biri ziyaretime geldiğinde, hal hatırdan sonra; “Efendim
ben Allah’ı görüyor ve O’nunla konuşuyorum.” demişti. Ben ona mümkün
değil, bu nasıl oluyor dediğimde, şöyle anlattı; “Odada yalnız kaldığım zaman,
odanın sağ üst köşesine, yuvarlak parlak bir nur geliyor, ‘ben Allah’ım
diyor’ O’nunla konuşuyoruz ama
korkuyorum” deyince; kendisine
hiç korkmamasını, onun ŞEYTAN
olduğunu, Ayetel Kürsü’yü okuyunca kaybolacağını söyledim. Allah’ı (c.c.) bu
gözlerin göremeyeceğini ancak cennetten görülebileceğini anlattım. Birkaç gün
sonra bize geldiğinde o nurun tekrar geldiğini, Ayetel Kürsü’yü okuyunca
kaybolduğunu söyledi. Elhamdulillah kardeşimiz kurtuldu. Eğer bu hâli bir
keramet zannedip, bize danışmasaydı, onun sözlerine inanıp sapıklardan
olacaktı.
Tabi
bunların yaptığı bir nevi istidraç, şeytanın hüneri ve aldatmasıdır. İşte ayeti
kerime:
Araf suresi:
= áî©Ô n¤¢à¤Ûa
Ù a ¡ ¤á¢è Û
£æ ¢È¤Ó ü ó©ä n¤í ì¤Ë a ¬b à¡j Ï
4b Ó
“ (İblis)
Öyle ise, dedi, beni azdırmana karşılık,
and içerim ki, ben de onlara (ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” (7/16)
¤á¡è¡ãb à¤í a
¤å Ç ë ¤á¡è¡1¤Ü ¤å¡ß ë ¤á¡èí© ¤í a ¡å¤î 2 ¤å¡ß
¤á¢è £ä î¡m¨ü £á¢q
åí©`¡×b (
¤á¢ç ` r¤× a ¢ ¡v m ü ë 6¤á¡è¡Ü¡ö¬b à (
¤å Ç ë
“Sonra (onların) önlerinden,
arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını
şükredenlerden bulmayacaksın!” (7/17)
¤á¢è¤ä¡ß Ù È¡j m
¤å à Û a6¦0ì¢y¤ ß b¦ß@¢ªë¤Æ ß b è¤ä¡ß ¤x¢`¤a
4b Ó
åî©È à¤u a ¤á¢Ø¤ä¡ß
á £ä è u £å ÷ Ü¤ß ü
“