www.avnullahozmansur.com
NURDAN DAMLALAR
SERİSİ - 1
Gerçek Yönleriyle
Hz. ÂDEM
ve HAVVA
M. AVNİ (AVNULLAH) ÖZMANSUR
(Araştırmacı Düşünür
Yazar)
İÇİNDEKİLER
Ali
Şeriati’nin Yanlıs Görüş ve İddialarına Karşı Cevaplarımız.
Tartışmalı
Konuların Cevapları.
İblis’in
Yeryüzünde Hz.Âdem’e Gelmesi
Hz.
Âdem’in Zürriyetini Görmesi.
Hz.
Âdem ve Hz. Şid Aleyhisselâm’ın
Peygamberliği
İlk insan
ve ilk peygamber
Hz. Adem’in yaratılışından sonra
İblis’in “İlâhi emir”e
isyanıyla yeryüzünde bir
inanç ve fikir savaşı
başlamış ve asırlar
boyu devam etmiştir.Bu
savaş, zaman zaman alevlenmiş
ve korkunç boyutlara
ulaşmıştır.Ancak her defasında
Cenab –ı Hakkın, peygamberleri
vasıtasıyla gönderdiği ilâhi
mesajlarla gönüller aydınlanmış,
zihinler durulanmış ve
gerçek inanç birliği
sağlanmıştır.
Bu
inanç birliği, ilâhi
mesajların tümünü kucaklayan, kıyamet gününe
kadar gelecek insanlar
için bir şifa,
rahmet ve hidayet kaynağı
olan Kur’an-ı Kerim
ve sevgili Peygamberimiz(S.A.S.) Efendimizin altın
sözleriyle(hadis-i şeriflerle)
nihâi şeklini almıştır.
İslâmi
hükümler bütünüyle tatbik
edildiği, inanan insanlara
saadet ve mutluluk
bahşeden manevî bir hava
teneffüs edildiği için bu
yıllara “SAADET ASRI”
denilmiştir.
Ancak
zamanla imânda zayıflık ,
amelde ihmâl ve
ahlâkta sukut başgöstermiştir.Bunun bir
sonucu olarak da
çeşitli görüş ve
iddialar ileri sürülmüş,İslâm âleminde
fikir akımları ortaya
çıkmış ve bazı
sapık fırkalar arz-ı
endam etmeye başlamıştır.
Muhtelif konular
yanında özellikle “Hz. Âdem
ve Havva’nın nerede
ve nasıl yaratıldıkları ,yemeleri yasak
edilen ağacın ne olduğu,Şeytan’ın cennetten
kovulduktan sonra cennete
nasıl girdiği ve
Hz. Âdem ile
Havva’yı nasıl aldattığı…” gibi konular
hakkında çeşitli görüş
ve iddialar ileri
sürülmüş ,şiddetli
tartışmalar olmuştur.
Günümüzde de
ilim adamı olarak
tanınan bazı kimseler
büyük hatalar yapmış,
zihinlerin bulanmasına, saf
ve temiz inançların
yaralanmasına ve fikir
savaşının yeniden alevlenmesine
neden olmuşlardır.
Saf ve
temiz inançları yıkmaya
yönelik bu çarpık
fikir, görüş ve
iddialar karşısında ehl-i
sünnet ve’l cemaat
inancını taşıyan her
müslümanın ızdırap duymaması
mümkün değildir.
Bu
ızdırap ile yüreği
burkulan ve bu
konunun mânevi ağırlığını
omuzlarında hisseden; kendilerinden
yıllarca ilim tahsil
ettiğim faziletli büyüğüm
ve tek üstadım,
büyük âlim Sayın M.
Avni (AVNULLAH) ÖZMANSUR
hocam, Kur’an-ı KERİM VE
Hadis-i şeriflerin aydınlığında
hazırlamış oldukları bu çok kıymetli
ilmî eseriylei müslümanların
arasına dalga dalga
yayılan fitnelere “dur!” demişlerdir.
Bu
değerli eserin; gönülleri
aydınlatacağı, zihinleri durulandıracağı vegörüş
karmaşasından muzdarip olan
müslümanları huzura erdireceği
ve mutlu kılacağı inancındayım.
Milyonlarca müslümanın
ihtiyaç duyduğu ve
beklediği bu büyük
hizmeti gerçekleştiren muhterem
hocamdan dualarını beklerken;
her müslüman gibi
ben de kendilerine
dualar ediyor, bu
kıymetli eseri ve
hocamın basılmakta olan
diğer bütün eserlerini,
herkese önemle tavsiye
ediyorum.
Bayram ALTAN
Altınkalem YAYINLARI
F. Yayın Koordinatörü
Bütün övgülerin
hepsi; her şeyi
yoktan var eden,
tek ve en
üstün yaratıcı olup,
her zerrenin Rabbi
(koruyup yetiştiricisi , olgunlaştırıcısı)
olan Allah’a olsun !
Salat ve
Selâm (Dünyada ve
ahirette bütün eziyetlerden
beri olmak),Allah’ın rahmet
ve bereketi kâinatın
tek efendisi , yaratılanların en
şereflisi, bununla birlikte
inananlara çok merhamet
ve şefkat eden
ve tüm âlemlere
rahmet olarak gönderilen
Peygamberimiz Efendimiz’e ve
O’nun Ehl-i Beyt’ine (ev
halkına), O’nun güzel arkadaşlarına
ve tüm mü’minlere
olsun.
Değerli
okurlarım!
Allah’ın lütfuyla yıllardan
beri istediğim halde
erişemediğim bir arzuma
Rabbim acıyarak beni
kavuşturdu.Ve
peygamberimiz(S.A.S.) Efendimiz’e
acizane manzum olarak
seslenmeyi nasip etti.Bu
manzumeyi yazarken her
satırının bir kaynağa
dayanmasına ve bilhassa bu
kaynakların da Kur’an
âyetleri ve sahih (sağlam) Hadis-i Şerifler
olasına büyük gayret
etmiştim.
Rabbimin lütfuyle ; “ÇAĞLARI
AYDINLATAN YÜCE PEYGAMBER”başlıklı manzum
sesleniş uzamış ve
kaynaklarla beraber bir
kitap haline gelmişti.
Ancak, onu matbaaya
vermeden evvel yine Rabbimin
lütfu ile aynı
şekilde Hazreti Adem’i
ve tüm peygamberleri, Kur’an âyetlerine
ve sağlam hadislere
bağlı kalarak;Rabbimizin insanlara
tanıttığı şekilde manzum
olarak genişçe yazmayı
düşündüm ve önce ilk
insan ve ilk
peygamber olan Âdem (A.S) babamız ile
Havva annemizin nasıl
yaratıldığı, meleklerin Âdem’e
secde edişi, İblis (Şeytan)ın isyanı,
cennetten kovuluşu ile, yine
İblis(Şeytan)ın Hazreti Âdem
ve Havva annemizi
aldatıp yasak meyveden
yedirerek cennetten nasıl
çıkarıldıklarını yazmağa başladım.
Bu arada
en doğruyu yazabilmek
için tefsir ve
diğer kaynaklardan araştırmalara başladım.Hiç
hatır ve hayalimize
gelmeyen iddialar ve
tamamen birbirlerine zıt
görüşlerle karşılaştım.
Bu defa
araştırmayı genişletince daha
da çeşitli akla, nakle
uymayan ve âyetlerin zahiri(açık)
mânalarını tevil ederek
doğru mânadan saptıran
birçok iddialara rastladım.
Artık bu
kördüğüm olan görüş
ve iddiaları eleştirerek,
içlerinden âyet ve
hadis-i şeriflere en
uygun olanlarını seçmek
icap ediyordu.Ancak bu
kâfi değildi.Çünkü diğerlerinin
yanlış olduklarını da
açığa çıkarmak lazımdı.Burada en
uygun olanını yapmalıydım.
Bunu da
şu şekilde yeni
bir metod , yeni
bir usulle yapmayı
uygun buldum.Ve sizlerin her
iki tarafın da
görüşlerini, bizzat kendi
kitaplarının sahifelerinden okuyarak
hakem olmanız ve
en doğruyu belirlemeniz
için kitapların ilgili
sahifelerinin suretlerini bu
kitabın kaynaklar bölümüne
aldım.
Yine
ilgili paragraf ve
satırları da cevaplarımın
içine alarak canlı
bir tartışma olmasını
istedim.
İşte bunları
temin ettikten sonra
kitap baskı kıvamında iken, ileride
de ifade ettiğim
gibi İranlı bilgin
olarak Türkiye’de de
şöhret bulmuş olan Dr.
Ali ŞERİATİ’NİN “İNSAN” isimli
kitabı elime geçti,okudum , araştırdım.Akla, mantığa kesinlikle ters düştüğü
gibi ,âyetleri de çarpıtan,
kendisini söz ve
iddialarıyla küfre götüren
yazı, fikir ve iddialarıyla
karşılaştım.
Halbuki:Birçok gençlerimiz, neredeyse
mezhep değiştirircesine ona
hayran olmuşlardı.Demek ki
gençler, ŞERİATİ’nin
kitaplarının bir bölümünü
veya bazı yerlerini
okumuşlar, etraflıca okuyup inceleme
zamanı bulamamışlar.
Yalnız 1990 yılında
çeşitli yayınevlerince Ali Şeriati’nin
10’a yakın kitabı
Türkçe’ye tercüme edilmişti.Bunlardan; “İNSAN” adlı
kitabını okuyup eleştirdim.Ve
bu kitabımızın baş
tarafında cevaplandırdım.
Şeriati’nin diğer kitaplarındaki yanlışlarını
da tesbit ettikten
sonra “ALİ ŞERİATİ’NİN ÇEŞİTLİ
KONULARDAKİ YANLIŞLARI VE
CEVAPLARIMIZ” isimli bir
kitapçıkta toplayıp Allah’ın
izniyle yayınlamayı düşünüyorum.
Rabbim, bütün inananları
en doğruya ulaştırsın.Ve
cümlemizi bağışlasın.(Âmin)
Bu zayıf
kuluna yardımını esirgemeyen
Rabbim’e sonsuz şükürler
olsun.
Kitabın her safhasında
ve bilhassa dizgi, tashih, sayfa düzenlemesi
ve pikaj bölümlerinde
emeği geçen ALTINKALEM YAYINEVİ
yetkililerine ve hasseten
Bayram ALTAN bey’e
teşekkür eder, başarılar dilerim.
Ayrıca bu kitapçığın
hayırlı, uğurlu olmasını
Rabbim’den niyaz eder,
tüm okuyucularımın hoş
görülerini ve yapıcı
uyarılarını beklerim.
8
Mart 1991/ Cuma
M. Avni (Avnullah) ÖZMANSUR
Malatya
Senin Rabbin
demişti, bir vakit meleklere;
‘’Bir halife
yaratıp, hakim kılam her
yere’’(Casiye,13)
(Fatır ,39)
Dediler ki
melekler,’’kan dökecek birini,
Yaratacakmısın sen?
Kırarlar birbirini.(Bakara, 30)
Oysa biz
seni över, takdis,tesbih ederiz’’
Sana mutlak
itaat edenlerse bizleriz.”(Bakara,30)
Rabbin o
melekleri, derhal ikaz
eyledi;
‘’Benim bildiğimi
siz bilemezsiniz’’ dedi.(Bakara, 30)
Cenab-ı Allah
ona, üflemeden ruhundan;
Yaratmıştı Adem’i
kuru temiz çamurdan.(Hicr, 26)
Cennette uzun
zaman, kaldı cansız
vücudu.
Secde emrinden
önce, İblis dolaşıyordu.(İnsan,1)
Ve gördü
ki içi boş,
inceledi yakından,
Anladı mâlik
olmaz, kendine bu
bakımdan.(Seçme Hadisler,s. 127)
Emir vermişti
Rabbin, önceden meleklere,
“Üfleyince ruhumdan,
ediniz secde” diye.(Sad, 71-72)
Vakit gelince
Allah, üfledi de
ruhundan,
En güzel
suret oldu, bakılmazdı
nurundan.(Tin,
4)
Bütün melekler
hemen, secde ettiler
tümden.(Sad,
73)
Yalnız etmedi
İblis, lanetlendi bu
yüzden.(Hicr,27-28-29-30-31)
Verdi Adem’e , ilmi
allâme oldu birden.
İsimlerin hepsini
, öğrenmişti aniden.(Bakara, 31)
Hakk dedi
meleklere, “doğruysanız eğer
siz;
Onların adlarını
bana haber veriniz.”(Bakara, 31)
Dediler ki
melekler, “sen yücesin
her şeyden.
Bildirdiğinden başka
biz bilmeyiz katiyyen.”(Bakara, 32)
Dedi Rabbin
“ey Adem! Onların tüm
ismini,
Bunlara sen
haber ver . eksik
etme birini .”
(Bakara, 33)
Onların tüm
ismini, haber verdi
bunlara.
Gerçek Adem’i
artık, tanıtmıştı onlara.(Bakara, 33)
Rabbin dedi
“ ey İblis! Secde
etmedin neden?
İki elimle
onu, yaratmıştım önceden.(Sad, 75)
Yücelerdenmi mi
oldun, gururlandın mı
nedir”?
İblis dedi
“Ben ondan, hayırlıyım
öyledir.(Sad, 75)
Beni ateş
onuysa, yaratmıştın çamurdan.”(Sad, 76)
Allah dedi
“çık oradan, taşlanmış
olaraktan.(Sad, 77)
Ve şüphesiz
la’ netim, daima üstündedir.
Ceza gününe
kadar, bu değişmez
böyledir.”(Sad,
78)
Dedi İblis
“ey Rabbim, diriliş gününe
dek,
Bana mühlet
ver nolur, kabul olsun
bu dilek.(Sad,79)
Benden üstün
kıldığın, kimdir haber
ver bana,(İsra,62)
Eğer mühlet
verirsen, and ederim
ki sana;
Onun neslini
tümden, kendime bend
ederim;
İhlasa erdirilmiş
olan, müstesna derim.”(İsra,62)
Rabbin kabul
eyledi, şöyle söyledi ona;
“Mâlum bir
vakte kadar, mühlet verildi sana.(Sad,80-81)
Gücünün yettiğini,
artık yerinden oynat.(İsra,64)
Piyaden, süvarile,yaygaraları kopart.
Ortak ol
hem onların, evlat
ve mallarına,
Vaidlerde bulun
da, aldat yalanlarınla.(İsra,64)
Hepinizin cezası,
cehennemdir muhakkak.(İsra,63)
Benim gerçek
kullarım, korunmuşlardır mutlak.”(İsra,65)
Âdem’se cennetteydi, yalnızdı eşi
yok.
Havva’yı var
etti H ak, onu
sevmişti pek çok.
Çünkü kendi
canıydı, kaburga çubuğundan.(Zümer,6)(Buhâri, Müslim, Tirmizi)
Yaratılan eşini
çok seviyordu bundan.
Havva ise
aslını, Adem’i çok
sevmişti,
Bütün sevgilerini,
tüm Adem’e vermişti.
Allah buyurdu
ona ;Ey Adem! Sen ve
eşin;
Kalmak için
cennette, beraberce yerleşin!(Araf,19)
İstediğiniz yerden,
yemek için alınız!
Şu yasak
ağacaysa, sakın dokunmayınız!(Araf,19)
İbni Abbas’dan
naklen, bir yılan
hadisesi,
Bu haber
doğru ise, şöyledir
neticesi;
Yılan Cennette
bekçi, özel görevi
vardı;
Secde emrinden
önce, İblisi çok
sayardı.(Tarihi Taberi terc. C.1 sh. 75)
Dört ayaklı
ve gayet , güzelce bir
yaratık;
İblis ise
cennete, giremiyordu artık.(Tarihi
Taberi terc. C.1
sh. 75)
Yalnız yılandan
haber, sorardı zaman
zaman,
Yeselerdi yasaktan,
çıksalardı oradan.(Tarihi Taberi
terc. C.1 sh.75)
Yine birgün
yalvardı, yılan açtı ağzını;
İblis girdi
içine, görmedi kimse
onu.(Tarihi Taberi terc C.1
sh.75)
Cennete girdi
İblis, tâ yanlarına
vardı;
Onlarsa köşklerinde,
hoş oturuyorlardı.(Tarihi Taberi
terc. C.1 sh.75)
Emiri unutturdu, vesvese verdi şeytan;
Yerseniz şu
ağaçtan,hiç çıkmazsınız buradan.(A’raf,20)
Ya melek
olursunuz, ikiniz de
ebedi;
Reddetti onu
Âdem, katiyyen yemem dedi.(Tarihi
Taberi terc. C.1 shf.75)
Şeytan döndü
Havva’ya, nice nice
yeminden;
Sonra aldattı
onu, ve yedirdi
meyveden.(A’raf,22)
Bu defa
Havva onu,Âdem’e uzatarak;
“Ye” dedi,
o meyveden, yasağı
unutarak.
Ve dedi “ ben
de yedim, hiç bir şey
değişmedi.”(Tarih-i Taberi terc.
C.1.s.76)
Bunu görünce
Adem, inandı hemen yedi.
Evet zarar
vermedi, meyve Havaya ancak;
Sözü Adem
vermişti, kim derdi unutacak.
Allah Adem’den
sözü, almıştı daha
önce,
Bu sözünden
dolayı, soyuldular yeyince.
Allah adına yemin edince
İblis Şeytan;
Onların kalplerine
hemen gelmişti inan.(A’raf,21)
Aldanarak yeyince
her ikisi de
birden;(A’raf,22)
Gizli, mahrem
yerleri, açılmıştı âniden.
Soyuldu üstlerinden,
cennet elbiseleri,
Haya ve
hicabından, utanarak her
biri;(A’raf,22)
Cennet yapraklarını,
yamayıp örtündüler;(A’raf,22)
“Ya Rabbi
nefsimize, zulüm ettik”
dediler.(A’raf,23)
“Demedim mi
size ben, hepsi
serbest, şu yasak!
İblis’e gelince
o, size düşmandır
mutlak.(A’raf,22)
Şimdi birbirinize
düşmanlar olarak siz;
Artık yaşamak
üzere, yeryüzüne ininiz!(A’raf,24)
Orada ölürsünüz
ve çıkarsınız ordan.(A’raf,25)
Dirileceğiniz gün,
yarılınca topraktan.(İnşikak,3-4-5)
Size örtünmek
için, süslenmek için
giysi;
İndirdik takva
ise, bunların en
iyisi.”(A’raf,26)
Hindistan’da, Serendib
dağına indi Âdem.
Havva ise,Cidde’ye,
indirildi cennetten.(Tarih-i Taberi, terc. C.1.s.77)
İblis’se, Übülle’ye, hor
ve zillet içinde;
Yılan da
İsfehan’a, ayaksız bir
biçimde.(Tarih-i
Taberi,terc.c.1.s.77)
Yardım etti
İblis’e cennete soktu
onu,
Cezalandırdı Allah,
sürünmek oldu sonu.(Tarih-i
Taberi,terc.c.1.s.77)
Atamızın cezası,
rızık için zorlanmak;
Annemizin’ki ise, doğum
da sancı duymak.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.78)
Buğday döver
yoğurur, pişirir Âdem
yerdi.
Havva ise
Cidde’de balığı çok
severdi.(Tarih-i
Taberi,terc.c.1.s.78)
Cenab-ı Hakk
affetti, bağışladı onları.
Âdem’i tekrar
seçti, mutlu oldu
sonları.(Taha,122)
“Sizin için
indirdik, sekiz çift
davarlardan.
Ve artık
yeryüzünde yararlanın onlardan.”(Zümer,6)
Tefsir kitaplarında;Deve,inek ve koyun,
Bir de
keçi hepsi çift,
bundan müsterih olun.
Onlar da
çoğaldılar, tıpkı insanlar
gibi.
Et,
deri,yün,sütleri, kaynar pınarlar
gibi.
Rabbimin nimetleri
sayılmakla tükenmez.
Yerde gökte
denizde, hadde hesaba
gelmez.
Bütün bu
nimetlerin, karşılığıkulluktur.
Allah’a kulluk
ise, en büyük mutluluktur.
Buluşmaya vesile, Arafat oldu
mekân
Bu dağın güzel
ismi, tâ gelmekte
oradan.(Tarih-i Taberi terc.c.1
s.80)
Düşünün ki
dünyada, ayrı ayrı çift
insan,
Biri Cidde’de
yalnız diğeriyse Hindistan.
Bir, beş,
on sene değil,
tam iki yüz
yıl geçti,
Çile doldu
ki çiftler,Arafatta birleşti.(Tarih-i Taberi terc. C.1.s.80)
Artık dünya
bambaşka, bambaşka âlem
oldu,
Halifelik görevi
başlamış oluyordu.(Bakara,30)
Senelerin acısı
yakmıştı yürekleri
Ve artık
kavuştular, kabuldü dilekleri.
Yüz yılların
hasreti, sevince dönüşmüştü,
Hep arayan
o gözler,birbirini görmüştü.
Hem öyle bir görüş
ki, Canının canı
gibi.
Gözünün nuru
veya, damarın kanı
gibi.
Ne imtihandı
ya Rabb! Ve
nasıl dayandılar!
Sen kuvvet
verdin amma, gör ne
kadar yandılar.
Yakınca temizledin,
yaklaştırdın onları,
Sana teslim
oldular, mutlu oldu
sonları.
Sen taktın
başlarına, saadet taçlarını,
Ve öğrettin
onlara, güzel inançlarını.
Ruh ile
beden gibi, birleşince
bir anda,
Hamile oldu
eşi, buyurmuştun Kur’an’da.(A’raf,189)
Evlenmişlerdi artık,
izni İlahi ile,
Evlat isteklerini
getirmişlerdi dile.(A’raf,189)
Hikmet dolu
takdirin , yerini buluyordu,
Eksik doğan
çocuklar, asla yaşamıyordu.(A’raf,189)
Nice seneler
sonra, kabul oldu
dualar,
Bu gecikmede
ise; nice nice hikmet
var.
Meleklerden işitti,
doğacak çocuk Salih.
Bu defa
da İblis’ e gülümsemişti
talih.
Şeytan pusuda
idi , gözetliyordu O’nu,
Âdem’se aldanmıştı,
pişmanlık oldu sonu.
Sür’atle
koştu İblis ve
dedi ki:”Ey Adem!
Şartım kabul
olursa, var size
büyük müjdem.
Bu defa
Allah size, sapasağlam
bir oğlan,
Verecek, yaşayacak.Haydi şartıma
bağlan!
O’nu bana
hediye, kul diye
vereceksin.
“Abdulharis”tir adı,
hep böyle diyeceksin”(Tarih-i Taberi terc.c.1.s.87)
Haris, Şeytan’ın
adı, Adem’i aldatmıştı.
Kendi kuluymuş
gibi, O’na isim
takmıştı.
Bebek sağlam
doğunca, aydın oldu
gözleri,
İblis hile
yapmıştı, geçerliydi sözleri.
Abdulharis koydular,
O bebeğin adını,(A’raf,190)
Yerine getirdiler,
Şeytan’ın muradını.
Rabbim O
ikisini, derhal ikaz
eyledi,
“Salih evlat
verdik de, müşrik
oldular” dedi.
Çok pişman
olmuşlardı yalvardılar Allah’a,
Binlerce tevbe
olsun, suç yapmayız
bir daha.
Anne ve
babamızı, perişan eden
düşman,
Bize neler
yapıyor, varmıdır hiç
anlayan.
Rabb’im yine
affetti, bağışladı onları,
Bundan ibret
almalı, gelecek torunları.
Peygamberimiz dedi,”kan
gibi, İblis şeytan,
Dolaşır içinizde,” uyan! Gafletten
uyan!(Riyazüssalihin c.1.d. 3. sh. 348-349)
Bir milyar
müslümanın, acı hâli nicedir?
Mü’minler paramparça,
ne büyük bilmecedir!
Şeytanın tuzağında
hep düşmüşüz pusuya,
Herkes kendinden
emin, kendi haklıymış
güya.
O’nun en
baş planı benlik
vermek insana,
Toplumu dağıttı
mı, parçalar kana
kana.
Geliniz her
birimiz, öc alalım
İblisten,
Sarılalım Kur’an’a,
ve kurtulalım tümden.
Allah’a sığınalım,
huzurda olmasından,
Ve dürtüştürmesinden, böyle
buyurdu Kur’an.(Mü’minûn, 97-98)
“Siz görmezsiniz
fakat, şeytanlar size
girer,”
Kanınızda dolaşır,
size kumanda eder.(Riyazüssalihin c.1.d.3.sh.348-349)
Görmediğimiz yerden,
giren o şeytan
için,
La havle
çekip Hakk’a sığınmazsınız
niçin?
Aslında “zayıftır
O,” gücü kuvveti
yoktur.
Fakat pek
kurnaz fitne, hile,düzeni çoktur.(Nahl,98-99-100)
Milyarlarca halkı
var, yayalar, süvariler.
Güçleri
olsa bize, neler
yaparlar neler!
Ancak vesvese, benlik, onların
tek hüneri.(Tarih-i Taberi
terc.c.1.s.76)
Kadın ve
para ile, bütün
becerileri.
İçki, şehvet
ve kumar, en büyük malzemesi.
Cehennemlik etmektir,
onların tek gayesi.
Türlü istekler
ile, ölümü unutturmak,
Her
şey dünyaymış gibi,
yanlış yolu tutturmak.
Sıtkıle teslim
olur, anarsak Rabb’imizi,
Bizlere yardım
eder ve korur
cümlemizi.(Nahl,98-99-100)
La havle
vela kuvvete, illa
billahil âzim.
Sana sığındık
tümden, ey Rahman, Rahim, Kerim.(Fussilet,36)
Maymunlara bakarsan, görürsün çeşit çeşit,
Ancak bunlardan
bir cins, sanki insana
eşit.
Hayvanat bahçesinde, Ankara’da halen
var;
Tıpkı insana
benzer, ben de
gördüm aşikâr.
Haris diğerlerinden, gerçek Yahudi
tipi,
Parçalıyor kendini,kırdı
kıracak ipi.
Buyurdu Cenab-ı
Hakk, Kur’an-ı Kerim’inde:
“Yahudiler en
haris,tüm insanlar içinde.(Bakara,96)
Bin yıl
yaşamak ister, onlardan
her bireri;(Bakara,96)
Zulümle öldürdüler,
masum peygamberleri.”(Bakara,91)
Gerçi hepsi
değil , iyileri de vardı:
Fakat ekseri
zâlim, ve çok
aşırılardı.
“Bizlere biraz
yakın, Hıristiyan olanlar;(Maide,82)
Yahudi’den dost
olmaz, ancak düşmandır
onlar.”(Maide,82)
“İnsan maymundan
gelmiş”, bu ne
büyük safsata!
Bırakın da
o ancak ,Darwin’e olsun
ata.
Fiziki yönden
gerçi , ilgi tesbit
eylemiş;
Ne yazık
ki biçare, hakikate
ermemiş.
İnsana benzeyen
cins, maymun insandan olma,
Cezalanmış bir
toplum, binlerce yıldan
kalma.
Tekamül olsa
idi , yine insan
türerdi.
Maymunun nesli
kalmaz, bu tekâmül
sürerdi.
İşte Kur’an
gerçeği, bizlere bildiriyor;
Bin dörtyüz
sene evvel, bakın
Allah ne diyor:
“Cumartesi günleri,
avı yasak eyledik,
Onlar hile
yapınca, maymunlar olun
dedik”.
“O suçu
işleyenler, maymun oldular
toptan”(Bakara,65-66)
İsrailoğulları uzaklaşmıştı
Hakk’tan.
İnsanlara benzeyen ,
maymun ondan türedi.
Bunu bilmeyen
Darwin, maymun’a “ATAM”
dedi.
İlk İnsan
ve İlk Peygamber
Hz. ADEM ve
Eşi HAVVA Annemizin
Yaratılışları ve Mücadeleleri
Hakkında Çeşitli Görüş
ve Tartışmalar
Yüceler
yücesi olan Rabb’imizin, eşrefi mahlukat yani: Yaratılanların en
şereflisi, en üstünü
olarak nitelendirdiği ,
وَسَخَّرَ
لَكُم مَّا
فِي
السَّمَاوَاتِ
وَمَا فِي الْأَرْضِ
جَمِيعًا
مِّنْهُ
إِنَّ فِي ذَلِكَ
لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ
يَتَفَكَّرُونَ
“Göklerde ve
yerde ne varsa
hepsini kendinden( bir lütuf
olarak) size boyun eğdirdi”(Casiye,13) buyurarak,
gerçek değerini açıklayıp, “Sizi yer yüzünde
halifeler( yöneticiler, yeryüzünün
yönetim ve hakimiyetini
elinde bulunduran insanlar)
yapan O’dur.” Diyerek, en
üstün görevle görevlendirip
birçok sorumluluklar verdiği
bu mükemmel varlık,
bu üstün cevher,
ilk babamız Hz. ÂDEM
ve annemiz Hz.
HAVVA nerede ve
nasıl yaratılmışlar ve yeryüzüne nasıl
indirilmişlerdi!?
إِذْ قَالَ
رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ
إِنِّي
خَالِقٌ
بَشَرًا مِن
طِينٍ
“Rabbin meleklere: “Ben çamurdan
bir insan yaratıcıyım” demiş”(Sad,71) ve
الدِّمَاء
وَنَحْنُ نُسَبِّحُ
بِحَمْدِكَ
وَنُقَدِّسُ
لَكَ قَالَ إِنِّي
أَعْلَمُ مَا
لاَ
تَعْلَمُونَ
“Yer
yüzünde bir halife
kılacağım”(Bakara,30)buyurmasıyla niçin nefisleri
olmadığı hâlde melekler,
âyeti kerimede bildirildiği
gibi “Orada bozgunculuk yapacak,
kan dökecek birisini
mi yapacaksın? Oysa biz
seni överek tesbih
ediyor ve seni
takdis ediyoruz,
demişlerdi”(Bakara,30) Bu bir gıpta
olabilir
Ayrıca: O
zamanlar,Hz. Adem’den çok
evvel,dumansız ateşten yaratılmış
olup, uzun zamanlar
boyunca Allah’a itaat etmekle beraber, yer
yüzünde yaşamakta olan, kâfir
Cinlerle mücadele edip,
onlara üstün gelen;
bu mücadele ve
hizmetinden, devamlı ve
bol ibadetinden dolayı;
kendisi de “Cin”den
olduğu (Hicr,27) hâlde, Meleklerin
hayranlığını kazanan ve
Melekler’in , onunla arkadaş
olmalarını arzu etmeleri
sonucu, izni İlâhi
ile göklere Meleklerin
yanına yükselip, onların
takdir ve hürmetlerini
toplayan; önce adı
AZAZİL iken, secde
emrine karşı çıkıp,
lânetlenerek kovulunca(Sad,77) şekli
çok çirkinleştiği gibi,
adı da İBLİS
olan Şeytan’ın; daha
yaratılmadan önce haset
ve kıskançlığa düşmesine
sebep olan Hz.
ADEM ve HAVVA
kimdir ve nasıl
yaratılmışlardır?
Hz.
Adem (a.s.)ın kalıbı
yapılıp ruh üflenerek
canlanmadan evvel uzun
süre, Cennette cansız
kalmış; o zamanlar
çok itibarlı olan
İblis dolaşırken O’nu
görüp içinin boş
olduğunu anlayınca “Canına sahip
olamayan bir yaratık”
diyerek küçümse mişti.
Dilediği kadar
öylece beklettikten sonra
Allah (c.c.) şeklini
düzeltip ruhundan üfleyince Hz.
Adem (a.s.) canlanmış ve
bütün Melekler emri
İlâhi ile O’na
secde ederek yere
kapanmışlardı.Meleklerin
tümü secde ederken,
kibir ve gururundan
dolayı secde etmeyen
İblis- Şeytan, lânetlenmiş
ve cennetten kovulmuştu.(Sad,78)
Bundan sonra
İblis Adem(a.s.)dan üstün
olduğunu iddia ederek
secde etmeyişini savunmuş
ve Kıyamete kadar
hayatta kalması için
mühlet isteyerek
قَالَ
رَبِّ
فَأَنظِرْنِي
إِلَى يَوْمِ
يُبْعَثُونَ
“Rabbim
, dedi , Öyleyse yeniden dirilecekleri
güne kadar beni(m
canımı almayı) ertele.”demiş ve
ilave etmişti(Sad,79)
قَالَ
أَرَأَيْتَكَ
هَـذَا
الَّذِي كَرَّمْتَ
عَلَيَّ
لَئِنْ
أَخَّرْتَنِ
إِلَى يَوْمِ
الْقِيَامَةِ
لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ
إَلاَّ
قَلِيلاً
“And olsun
eğer beni kıyamet
gününe kadar ertelersen,
O’nun zürriyetini, pek
azı hariç, kökünden
koparıp sürükleyeceğim. Demişti.”(İsra,62)
Rabbimiz de , bizim
imtihanımız için O’na
mühlet vermiş ve
قَالَ
فَإِنَّكَ
مِنَ الْمُنظَرِينَ
إِلَى
يَوْمِ
الْوَقْتِ
الْمَعْلُومِ
“Haydi sen
ertelenenlerdensin.O belli vaktin
gününe kadar, buyurmuştu.”(Sad,80-81)
Artık İblis (Şeytan)a
mühlet (süre) verilip ölümü
ertelenince, kini tamamen
artmış olarak, intikam
alma yollarını aramaya
başlamıştı.
Hz. Adem ise: Meleklerle imtihan
olmuş, onlardan üstün gelmişti.(Bakara,31-32-33) Cennette yalnızdı.Bir
müddet sonra Hz.
Adem yarı uyku
halindeyken sol kaburga
çubuğundan yaratılan ve
kendine eş olan
Havva annemizle birlikte
cennette yaşıyorlardı.
Ebu Hureyre (R.A.)den
rivayet edildiğine göre
Peygamberimiz (S.A.S.) Efendimiz
şöyle buyurmuştur:
“ Allah’a ve
ahiret gününe inanan, komşusuna
eziyet etmesin, kadınlara
öğütleri iyiy bir
şekilde yapın, onlara karşı
iyi davranın. Zira
onlar eğe kemiğinden( kaburga çubuğundan) yaratılmışlardır.Eğe kemiğinin en
eğri kısmı yukarı
kısmıdır, onu doğrultmaya kalkışırsan
kırarsın, olduğu gibi
bırakırsan öylece eğri
kalır.Bunun için daima
kadınlara iyi öğüt
verin.” (Hadisi, Buhari,
Müslim ve Tirmizi
rivayet etmişlerdir.)
İblis bir
yolunu bulup onlara
yaklaşarak, yasak ağaçtan
yedirip ikisini cennetten
çıkarmıştı.(Araf,24)
İblis’in kovulduğu
cennete nasıl girdiğini,
onları(Hz. Adem ile Havva’yı) nasıl aldattığını,
yere cezalı olarak indirilen Hz. Adem
babamız ile Hz.
Havva annemizin tövbeleri
kabul olduktan sonra
nasıl buluştuklarını ileride
ana kaynaklara dayalı
olarak zevkle
okuyacaksınız.(Taha,122)(Zümer,6)(Tarih-i Taberi
terc. C. 1 s. 80)
Şimdi
bazı ihtilaflı hususları
burada açıklığa kavuşturmaya
çalışalım.
İHTİLAFLAR VE
ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLERE SEBEB
OLAN KONULAR
1.
Hz. Adem ‘in
kalıbı kendi haliyle
mi zamanla şekillendi, yoksa bizzat
Allah Tealâ mı
tesviye etti, şekillendirdi?
2.
Hz. Havva
da, Hz. Adem
gibi çamurdan kendi başına
mı oluşmuştu, yoksa
Hz. Adem’in kaburga çubuğundan
mı yaratıldı?
3.
Hz. Adem yerde,
arzda mı yaratıldı,
yoksa cennette mi
yaratıldı?
4.
Hz. Havva,
dünyada mı yaratıldı,
cennette mi yaratıldı?
5.
Cennette idiyse
bu cennet hangi
cennetti?
6.
Secde emri,
dünyadaki yalnız bir
kısım Meleklere mi
idi, yoksa tüm
meleklerin hepsine mi
idi?Secde öncesi ve
sonrası olaylar nelerdi?
7.
Hz. Adem’e
secde etmeyip la’netlenerek
cennetten kovulan İblis
Şeytan, kovulduğu cennete
sonra nasıl girebildi
ve onlara nasıl
yaklaşıp vesvese verebildi?
Yılan
vasıtasıyla girdi diyenlerle,
yılanla girmedi diyenlerin
görüşleri nelerdir?
8.
Yemeleri yasak
olan ağaç ne idi?Bu hususta
bizim ve ehli
kitabın görüşleri nelerdir?
Hz. Adem
Hz. Havva ile
cennette mi evlendi,
yoksa cennetten çıktıktan
sonra dünya da
mı evlendi?
76-“Güneşten ateş
bulutu halinde kopan
dünya, kendi ekseni
etrafında dönerken yavaş
yavaş soğuyup kabuk
bağlamıştır. Oluşumu sırasında dünyadan
yükselen gazlar ve
buharlar yağmur şeklinde
tekrar dünya üzerine
dökülmüş, denizler, okyanuslar
meydana gelmiş. Önce
denizlerde yosun şeklinde
bitkisel hayat başlamış
ve nihayet gelişe
gelişe insana kadar
varan canlılar hasıl
olmuştur.(KUR’AN-I KERİM
VE YÜCE MEÂLİ
VE Prof.Dr. Süleyman
ATEŞ, S.323)
77-“…aynı şekilde
dünyamızda bir gaz
kütlesi olan güneşten
kopmuş ve zaman
içinde soğouyarak kabuk
bağlanıştır. Bu arada,
dünyamızdan yükselen gazlar
ve buharlar, yoğunlaşarak
yağmur şeklinde tekrar
dünyaya dökülmüş ve
böylece denizler ve
okyanuslar meydana gelmiş.
Suda yosunlaşma ile
başlayan canlılık, insanla
en mükemmele ulaşmıştır.”(Kur’an-ı Kerim ve
Türkçe Açıklamalı Tercümesi-
Prof. Dr. Ali ÖZEK Başkanlığında Heyet -
s. 323)
Bütün bu
mevzuların ana kaynağını
teşkil eden, âyeti
kerimelere bakalım.Rabbimiz Kur’an-ı
Keriminde, hadiseleri ne
kadar net, açık
ve belirgin anlatıyor.Burada onları
okuduktan sonra, ileride
ki sahifelerde de
Kur’an kalbine indirilen,
O’nu en güzel
anlayıp tefsir ve
tebliğ eden, açıklayarak anlatan,
aynı zamanda vahiysiz
konuşmadığı Allah (c.c.) tarafından
Necm suresinde bildirilen,
tüm insanlığın efendisi,
Peygamberimiz efendimizin de
ne buyurduklarını görelim.Ve
bu gerçek nurların
ışıkları içerisinde kitabımıza
devam edelim.
Şimdi Sâd sûresindeki âyet-i
kerimeleri okuyalım:
إِذْ
قَالَ
رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ
إِنِّي
خَالِقٌ
بَشَرًا مِن طِينٍ
{71}
“Rabb’in
meleklere demişti ki: “Ben
çamurdan bir insan
yaratıcıyım.”
فَإِذَا
سَوَّيْتُهُ
وَنَفَخْتُ
فِيهِ مِن
رُّوحِي
فَقَعُوا
لَهُ
سَاجِدِينَ {72}
“Onu biçimlendirip
ona rûhumdan üflediğim
zaman derhal ona
secdeye kapanın!”
فَسَجَدَ
الْمَلَائِكَةُ
كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
{73}
“Meleklerin hepsi tüm
olarak secde ettiler.”
إِلَّا
إِبْلِيسَ
اسْتَكْبَرَ
وَكَانَ مِنْ
الْكَافِرِينَ
{74}
“Yalnız İblis
etmedi, büyüklük tasladı
ve kâfirlerden oldu.”
قَالَ يَا
إِبْلِيسُ
مَا مَنَعَكَ
أَن تَسْجُدَ
لِمَا
خَلَقْتُ
بِيَدَيَّ
أَسْتَكْبَرْتَ
أَمْ كُنتَ مِنَ
الْعَالِينَ
{75}
“(Rabb’in ona) dedi
ki: “Ey İblis,
iki elimle yarattığıma
secde etmekten seni
alıkoyan nedir?Büyüklük mü
tasladın, yoksa yücelerden
mi oldun?”
قَالَ
أَنَا خَيْرٌ
مِّنْهُ
خَلَقْتَنِي
مِن نَّارٍ
وَخَلَقْتَهُ
مِن طِينٍ {76}
“Dedi: “Ben
ondan hayırlıyım, beni
ateşten yarattın, onu
çamurdan yarattın.”
قَالَ فَاخْرُجْ
مِنْهَا
فَإِنَّكَ
رَجِيمٌ {77}
“Buyurdu ki: “Haydi çık
oradan, sen kovuldun!”
وَإِنَّ
عَلَيْكَ
لَعْنَتِي
إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
{78}
“Ta ceza
gününe kadar lânetim
üzerindedir!”
قَالَ
رَبِّ
فَأَنظِرْنِي
إِلَى يَوْمِ
يُبْعَثُونَ
{79}
“Rabb’im, dedi,
öyleyse yeniden dirilecekleri güne
kadar beni(m canımı
almayı) ertele.”
قَالَ
فَإِنَّكَ
مِنَ الْمُنظَرِينَ
{80}
“Buyurdu:
“haydi sen ertelenenlerdensin”
إِلَى
يَوْمِ
الْوَقْتِ
الْمَعْلُومِ
{81}
“ O belli
vaktin gününe kadar.”
قَالَ
فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ
أَجْمَعِينَ
{82}
“(İblis)
dedi: “Senin izzet
ve şerefine and
olsun ki, onların tümünü
azdıracağım.”
إِلَّا
عِبَادَكَ
مِنْهُمُ
الْمُخْلَصِينَ
{83}
“Yalnız onlardan halis, (ihlas
sahibi) kulların hariç,
(onlara
dokunmayacağım).”(Sâd
Sûresi,71-83)
Yukarıdaki gerçek ve
toplu bilgiyi tesbit
ettikten sonra, ihtilaflı
mevzuları, konuları numara
sırsıyla,önce karşı görüşleri
sunup, hemen arkasından
Rabb’imin lûtfu ve
sonsuz yardımı ile
cevaplarını belgelerle açıklamaya
çalışacağım.
Değerli okurlarım!
Yukardaki tertip
üzere kitap baskıya
hazır olmuştu.Sonra aynı
mevzu ile ilgili
olarak; son zamanlarda yanlış
görüşlerine rağmen, gençlerimizin
bir kısmının hayranlığını
kazanan ve çeşitli
yayınevlerince 1990 Yılında
10’a yakın kitabı
Türkçemize tercüme edilen,
İranlı Dr. Ali
Şeriati’nin , Şamil
Öcal tarafından tercüme
edilip “Fecir yayınevi” tarafından
yayınlanan “İNSAN” isimli kitabını
okudum.Mevzuumuzla ilgili olduğu
için, kitabımızın önceki
tertibini bozmadan önce, Onun
akıl almaz yanlışlarını
eleştirerek cevaplandırmayı, sonra
asıl mevzuumuza girmeyi
uygun buldum.
Burada İranlı
Ali Şeriati’nin islâm
namına, islâma ters
düşen yazılarını
“İNSAN”
adlı
kitabından
alıyorum.Kaynaktaki notta ilgili
sayfaların tamamının suretini
okuyacaksınız.Ancak ben, söz
uzamasın diye her
sayfadan çok dikkat
çeken bazı satırları buraya
alıyorum.Asıl arzum,bu yanlışları
okuyan bütün mü’min kardeşlerimizin iyi
bir karşılaştırma yaparak
fikren ve inanç
yönünden kurtulmaları ve Ehli
sünnet görüşünün ne kadar hak
ve gerçek olduğunu
anlamalarıdır.Şimdi onun garip
iddialarını ve hemen
altında cevaplarını bulacaksınız.
Konu:1
“Peki insan
islâma göre
nasıl yaratılmıştır?
Önce, Allah
meleklere seslenerek yeryüzünde
kendisine bir halife
yaratmak isteğini açıyor… Melekler hemen
(gene yeryüzünde kin güdüp
intikam peşinde gidecek,
kan akıtacak birinimi
yaratacaksın!) diyerek kıyameti
koparıyorlar.Çünkü, Âdem’den
önce de tıpkı bugünün
insanları gibi, cinayet
işleyen, kan döken,
günah işleyen diğer
insanlar vardı.Bunun için
hemen ardından melekler
Allah’a (tekrar yeryüzünde
yeni bir insan
yaratınca,yeryüzünde insanlar için yeni
bir “dönem” i başlatmaya
karar verince, bunun
insanı tekrar kan
dökmeye, günah işlemeye
yönelteceğini zikrediyorlar.) Buna
karşılık Allah buyuruyor ki
“ben sizin bilmediklerinizi bilirim”
Daha sonra Allah
hemen Âdem’i yaratmaya
koyuluyor.Ardından hemen senboller
başlıyor.”Sh. 13,14(85)
Cevaplar:1.
Yukarda
görüldüğü gibi Ali
ŞERİATİ:Hz. Ademden önce
dünyada insanların yaşadığını
iddia etmektedir.Halbuki bu
fikri kendisinden başka
hiçbir kimsenin iddia
ettiği duyulmamıştır.Çünkü böyle
bir şey olmamıştır.İlk insan
olarak Âdem babamız
ve ondan da
kaynaklardaki ayet ve
hadislerde görüleceği gibi
Havva annemiz yaratılmıştır.
Bakara suresinin
30. ayetini okuyalım.
“Bir zaman Rabbin
meleklere:
- ben
yeryüzünde bir halife
kılıcıyım, demişti. (melekler: “orada bozgunculuk
yapacak, kan dökecek
birisini mi “halife”
yapacaksın, oysa biz
seni överek tesbih
ediyor ve seni
takdis ediyoruz, dediler.(Rabbin):
-ben
sizin bilmediklerinizi bilirim,
dedi.”
Sad suresinin
71-72nci ayetinde ise:
“Rabbin meleklere demişti
ki; ben çamurdan bir
insan yaratıcıyım( yaratacağım).Onun şeklini
düzeltip ona ruhumdan
üflediğim zaman derhal
secdeye kapanın.”
Bu ayeti
kerimelerde görüldüğü gibi
Allah(c.c.) “ben bir
insan yaratacağım” diyor
ki; bu ilk
insandır.Eğer ayette “ben
yine bir insan
yaratacağım” deseydi
veya melekler “önceki insanlar kan
döktüler, günah işlediler,
bunlar da onlar
gibi yapar.”deselerdi Ali ŞERİATİ’nin iddiası
haklı olabilirdi.Böyle bir ifade olmadığı
gibi böyle bir
hadise de olmamıştır.Şeriati âyette
olmayan “GENE” kelimesini
uydurmaktadır.
Meleklerin iddiasına
gelince: melekler yeryüzünde
Adem yaratılmadan önce
dumansız ateşten yaratılmış
olan ve yeryüzünde
birçok bozgunculuklar yapıp
günah işleyen cinleri
bildikleri için; insanlarda da
nefis olacağından, insanlar
da cinler gibi
günah işler tahmininde
bulunmuşlardı.Âyeti kerime: “cinne
gelince onu da (insandan)daha önce (vücudun
gözeneklerine) nüfuz eden
çok sıcak ateşten yarattık.”(Hicr,27-28-29-30-31)
buyurulmaktadır.
Ayeti kerimede
görüldüğü gibi Hz. Adem
yaratılmazdan önce yerde
yaşayanlar insanlar değil cinlerdi.
Konu: 2
“Yani
yeryüzündeki en adi
bir maddeden “topraktan”
yaratılan insana Allah: daha sonra,
nefesini veya kanını, damarını yada sinirini
değil, kendi ruhunu
ona üflüyor, yani insanın dilinde (en
yüce olarak) geçen
bir nesneyi…” Sh.15 (İnsan dilinde
aşağılığı ifade etmek
için en aşağı, kokuşmuş,alçak ve zelil
sembol “balçık” tır.Tabii varlıklar
arasında, balçıktan daha
adi bir şey
yoktur.Gene aynı şekilde
insanlığın dilinde en
yüce, en aşkın ve
en mukaddes varlık
Allah’tır.Her varlıkta
ise, varlığının en
şerefli şeyi, en yüce
şey,en mukaddes şey ruhtur.Yani
yeryüzündeki en adi
bir maddeden yaratılan insana Allah
daha sonra,nefesini, veya kanını
damarını ya da
sinirini değil kendi
ruhunu ona üflüyor.Yani
insanın dilinde “en
yüce” olarak geçen
bir nesneyi…Allah en
yüce varlıktır, onun ruhu
da insanın tasavvur
edebileceği, insanın zihnine gelebilen
en yüce varlıktır.İnsan balçıktan ve
Allah’ın ruhundan imal edildiği
için,iki boyutlu bir
varlıktır. (İnsan, Sh:15)
Cevap:2
“Burada da
bilerek veya bilmeyerek
Allah, sanki bizlere
benzer,etten,kemikten yaratılmış
bir mahlukmuş gibi “nefesini veya kanını, damarını, yada
sinirini değil, kendi ruhunu
ona(Adem)e üfledi”diyor. Bu sözleri, bu sıfatları Allah’a nasıl
yakıştırabiliyor?Allah’ın eti,siniri,kanı olur
mu?
Ayrıca insanın
mayası olan toprak
onun iddia ettiği
gibi en adi
mahluk değildir. Hem temizdir.Üzerinde seccade
olmadan da namaz
kılınır.Hem de temizleyicidir.Toprağı elimize, yüzümüze sürer
onunla teyemmüm ederiz.Abdestsizlikten hatta
cünüplükten temizleniriz.Ayrıca insanlar,cinler ve
bütün canlıları,Allah’ın lütfuyla
toprak beslediği gibi, bütün
giyeceklerimizi,en güzel bitkileri,çiçekleri, ağaçları, tüm
renkleri,güzellikleri ve pınarları
da onda yani toprakta
bulmaktayız.Aslında iblisin iddiası
da öyleydi. “ben üstünüm” diyordu.Toprağın bir
hazineler, güzellikler,bereketler
manzumesi ve ateşleri
söndürecek nehirlere ve
denizlere, okyanuslara sahip
olduğunu düşünemiyor ve “ben
ateşim, üstünüm” diye
övünüyordu.
Konu:3
“Sonra melekler, “biz”
(dumansız ateş) (55/15) ten
yaratılmışız,oysa insan balçıktan
yaratılmış,nasıl oluyor da
onu bizden üstün
kılıyorsun?” diye feryat
ediyorlar.Allah onlara verdiği
cevapta “ben sizin
bilmediğinizi bilirim,bu iki
boyutlu varlığa secde
edin.” Diyor!” Sh.16 (87)
(İnsanın yaratılışı son
bulduğunda Allah kendi
halifesine öğretiyor ve O da
böylece isimlere sahip
olmuş oluyor.Sonra melekler “biz”
maricin minnar” (dumansız
ateş)(55/15)ten
yaratılmışız,oysa insan balçıktan
yaratılmış,nasıl oluyor da
O’nu bizden daha
üstün kılıyorsun?” diye
feryad ediyorlar.Allah onlara
verdiği cevapta “ben
sizin bilmediğinizi bilirim, bu
iki boyutlu varlığa
secde edin”
diyor.Allah’ın büyük küçük
tüm melekleri böyle
bir varlığın önünde
secde etmekle yükümlü
tutuluyorlar.” (İnsan,Sh:16)
Cevap
3:
Yukarda gördüğünüz
sözler,meleklerin
ifadesiymiş gibi bir
de ayet numarası
vermiş.55/15. Bu ayetin meleklerle
hiçbir ilgisi yoktur.Gelin
karşılaştıralım.Şeriati’nin
bilgisizliği ve yanlışı
meydana çıksın. İşte ayeti
kerime! “Biz
cinni, dumansız ateşten
yarattık.” (55/15)
Gördüğünüz gibi ayeti
kerime beş kelimeden
ibarettir,ne melek lafı
var,ne de meleklerin
(bizi ateşten yarattın) iddiası
ve feryadı.Bunları nasıl
uydurabiliyor?
Konu
4:
Burada da
Havva annemizin, adem’in
kaburga çubuğundan yaratılmasına
itiraz ediyor. “Farsçaya yanlış
tercüme edilmiş.” Diyor
ve yine ilave
ediyor. “NİETZSCHE, gibi büyük
bir adam
bile şöyle diyor
(kadını bir varlıktan,
erkekse başka bir
varlıktan yaratılmıştır.Daha sonra
bunlar aralarında benzeşim
geçirmişlerdir.Tarih boyunca birbirlerine
karışmışlardır.) yani bu ikisi
köken olarak iki
ayrı kökten gelmiş
olarak kabul edilmişlerdir.”Sh.17-18(88)(Diğer bir konu
ise kadının,erkeğin
“Dende”sinden(kaburga kemiğinden)yaratılışı meselesidir.Problem Arapça’dan
Farsça’ya yapılan tercümeden
kaynaklanmaktadır.Bu
kelimenin farsçaya “Dende”(kaburga kemiği)şeklinde tercüme
edilmesi hatalıdır.Arapça ve
İbranice’de bu kelime
“huy, tabiat” anlamına gelmektedir. “Havva’yı (yani kadını)erkeğin tabiatından
yarattık”.Çünkü kelime “kaburga
kemiği” manasına da
gelmektedir. “Kadını
erkeğin sol kaburga
kemiğinden yarattık.Bunun için
kadınların bir kaburga
kemiği eksiktir.”! Şeklinde
bir de (hadis) rivayeti
bulunmaktadır.
Cevap
4:
“Sizi bir tek candan yarattı,
sonra ondan eşini
meydana getirdi ce
sizin için davarlardan
sekiz çift indirdi: (Deve,öküz,koyun,keçi).Sizi annelerinizin
karınlarında üç karanlık
içinde yaratmadan yaratmaya: (Nutfeden alâkaya, alâkadan et
giydirilmiş kemiklere) geçirerek
yaratmaktadır.İşte Rabb’iniz Allâh
budur. Mülk O’nundur.O’ndan başka
tanrı yoktur.Nasıl (O’na kulluktan
şirke) çevriliyorsunuz?” (Zümer,6)
(Rahim, dıştan
içe doğru üç
doku ile yapılmıştır:Parametrium,Miometrium,Endonetrium dokuları.Bu
dokular,ışık,ısı ve su
geçirmez zarlarla sarılmıştır.Kur’an , ışık
geçirmez bu perdelere
zulmet diyor ve
insanın üç zulmet
içinde yaratıldığını söylüyor.Ne
yüce söz, ne
ebedî mucize!)
“Ebû
Hüreyre radiya’llâhu anh’den: Resûl-i Ekrem
salla’llâhu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur:
“Allâh’a ve
Âhiret gününe inanan,
komşusuna eziyet etmesin.Kadınlara,öğütleri iyi
bir şekilde yapın, onlara
karşı iyi davranın.Zirâ
onlar eğe kemiğinden
yaratılmışlardır. Eğe kemiğinin
en eğri kısmı
yukarı kısmıdır, onu
doğrultmaya kalkışırsan kırarsın,olduğu gibi
bırakırsan öylece eğri
kalır.Bunun için kadınlara
daima iyi öğüt
verin.”
(Hadisi, Buhâri, Müslim ve
Tirmizi rivâyet etmişlerdir)
Konu 5:
“Allah
insana kendi ruhundan üfleyerek
onu kendi emanetçisi
yapmamış mı? O halde insan yeryüzünde
Allah’ın halifesi ve
onun akrabasıdır.Allah’ın ve
insanın ruhu tek
bir faziletle beslenmiştir
ki bu da
irade sahibi olmaktır…Allah ve
insan arasındaki ortaklık
ya da akrabalık
seçme serbestliğinden,iyi ya
da kötü şeyi
yapmada, tuğyan ve itaat
etmedeki özgürlükten gelmektedir.”Sh.19 (Allah insana
kendi ruhundan üfleyerek
O’nu kendi emanetçisi
yapmamış mı?O halde
insan yeryüzünde Allah’ın halifesi
ve onun akrabasıdır.Allah’ın insanın
ruhu tek bir
faziletle beslenmiştir ki
bu da irade
sahibi olmaktır Yani
yeryüzünde mutlak irade
sahibi olan, istediği her
şeyi (evrendeki nizamın
ve kanunun hilafına
bile olsa)yapan Allah,kendi
ruhundan insana üflemiştir.İnsan (bu iradesiyle)
yer yüzünde Allah benzeri,O’nun
gibi hareket edebilir. Ancak O’nun
yeryüzünde kendi fizyolojik
ve içgüdüsel kanunlarına,
istediğince aykırı hareket
edebilmesi itibarıyladır.bu yüzden Allah
ve insan arasındaki
ortaklık ya da akrabalık, seçme
serbestliğinden, iyi ya
da kötü şeyi
yapmada, tuğyan ve itaat
etmedeki özgürlükten gelmektedir.(İnsan,Sh:19)
Cevap
5:
Gördüğünüz gibi
Allah korusun neredeyse
insanı Allah’a eş
edecek.Zaten bir akrabalık
ve ortaklık çıkardı.Yine
Allah’ın itaat
etme veya tuğyan
etme” de insan’a
ortak olduklarını yazdı. Haşa!
Allah, kime itaat
edecek, kime isyan
edecek?
İrade sahibi
olmak ve tuğyan
etmek (isyan etmek) hüner ise,
İblis şeytandan daha
serbest, daha uzun
ömürlü ve istediğini yapabilen başka
kimse yoktur.Şeriati’nin dediği
gibi olsaydı İblis’in
Allah’a ortak ve
akraba olması lâzım
gelirdi. Haşa bu
sözler küfürdür.
Konu
6:
“Diğer
dinlerin, Allah’la şeytanın
evrende varlığına ve
onların birbiriyle savaşmakta
olduklarına olan inancının
aksine, İslâma göre
evrende tek bir
güç vardır.Ve bu
da Allah’ın gücüdür.Ancak insanın
derinliklerinde şeytan ve
Allah savaşmaktadırlar.İnsan, bu
ikisinin arasında geçen
savaşa sahnelik etmektedir.” Sh.21-22
Kaynak :(Burada değinmem gereken
bir husus var.
Maalesef tarih büyük
bir trajediye şahitlik
temektedir.Bu da insanın
iki boyutunun gereği
gibi tanınmamış olmasından
ileri gelmektedir.
Diğer dinlerin, Allah’la şeytanın
evrende varlığına ve
onların birbiriyle savaşmakta
olduklarına olan inancının aksine, İslam’a göre
evrende tek bir
güç vardır ve
bu da Allah’ın
gücüdür.Ancak insanın
derinliklerinde Şeytan ve
Allah
savaşmaktadırlar.İnsan, bu ikisinin
arasında geçen savaşa
sahnelik etmektedir.
(İnsan,Sh:21-22)
Cevap
6:
Bu sözler de
küfürdür.Çünkü şeytanın Allah’la
savaşmaya ne gücü
ne de kuvveti
vardır.Hatta ölmemek için
Allah’a yalvarmış,Allah
(c.c.)da bizim imtihanımıza
vesile olsun diye
ona müsaade etmiş, herkesin öleceği
en son güne
kadar ona mühlet
vermiş ve ebedi
cehenneme koyacağını da
haberlemişti. O da bu
azaba itiraz edememiş, beni cehenneme
koyamazsın, yakamazsın diyememiştir.Çünkü o,
Allah’ı yakinen bilmektedir.Secde etmedikten
sonra da “beni ateşten
yarattın,Adem’i topraktan yarattın”
diyerek,yaratıcısının Allah olduğunu
itiraf etmiştir.
Haşa savaşan,
Allah’la şeytan ise
insanın şeytana uymasından
dolayı mes’ ûl olmaması
lazımdı.Yahut her defasında
şeytanın mağlup olacağından
insana günah işletememesi
gerekirdi.Bunlarçok yanlış sözlerdir.Gerçek te
mücadele şeytanla insan
arasında olmaktadır.
Konu
7:
“Geçmişteki dinlerin
hilafına İslamdaki bu
dualizm, iki mabut olma
durumu, iki ilâha tapınma
ve bu ikili
durum tabiatta değil
bizzat insanın içindedir.”
Sh. 22
Cevap 7:
Gördüğünüz gibi
,bu cümlelerin de
islam da yeri
yoktur.(Bakınız: İhlâs Sûresi)
Konu
8:
“İnsan, yaratıcı
bir varlıktır.Onun işi,(çalışması)ile karışmış
olan bu yaratıcılık
onu bütünüyle tabiattan
kopararak, tanrı’yla (yaratmada )
boy ölçüştürür…”Sh. 62
Cevap
8:
Bu sözlerin
de islâm da
yeri yoktur. Bu sözler
de küfürdür.
Konu
9:
“Kur’an’ın ve
Tevrat ‘ın ifadelerinde geçtiği
gibi Adem kıssasındaki
“yasak meyveye yaklaşmak”
ya da onu
“yemek” bu anlamdadır.Yasak meyveyi
birkaç anlam da
yorumlamışlardır. Ben
“Dinler Tarihi” ve
“İslâmoloji” derslerinde bundan
kasdın “ BEN
BİLİNCİ” olduğunu söylemiştim.”Sh.298
Cevap
9:
Bu iddianın cevabı
da ileri de “ana
bölümdeki 8 nci konunun
cevabı olarak gelecektir.
Fakat bizden
önce, İran ‘daki “İslam Mektebi” dergisinin müdürü, “Genç
Neslin Kurtuluşu” adlı
kuruluşun sorumlusu, ünlü yazar
ve dinî tebliğci
ve “el-mizan” Tefsirinin mütercimi
Nasır Mekarim-i Sirazi
bey’in ALİ
ŞERİATİ’yi bu tip
fikirlerinden dolayı
“küfür” suçladığını ve
hücumlarda bulunduğunu, aynı kitabın
299ncu sayfasında Şeriati
itiraf etmektedir. (“İslam mektebi) dergisinin müdürü,
“Genç neslin kurtuluşu”
adlı kuruluşun sorumlusu,
ünlü yazar ve
dini tebliğci ve
“el-Mizan” tefsirinin mütercimi
Nasır Mekarim-i Sirazi
bey 51 yılında,
malum siyasi çıkarlar
ve dini olmayan
delillerle üzerime,küfür ve
ithamlarlayüklü dalgalar boşaltmıştı.Amaç ise
avamı tahrik etmek,
zihinleri bulandırmak ve
her zamanki gibi
konu “din” ve
“Velayet”! “İslam Mektebi”
dergisinin bir iki
sayısında, benim görüşümü
delilleri ve açıklamaları
ile birlikte açık
bir şekilde vermeden ,
daha önceki yıllarda olduğu
gibi, kesin bir
şekilde ve tekfir
ve töhmette bulunarak
şiddetle reddetmiştir.Onların bu
konudaki en büyük
delilleri ise, “Yasak olan
şeyin kötü olması
ve Merdut olması
kaçınılmazdır, bundan dolayıdır
da bu meyvanın “ben-bilinci”
olması mümkün değildir” (İnsan, Sh:299)
Konu
10:
“Bir
gün geldi “Dünya”
hayret veren harikulâde
bir varlığın zuhuruna
şahit oldu…gözüyle görüyordu
ama yine de
inanamıyordu.Şekilleri,sesleri,seyir
çizgileri, gidip geldikleri,
eğilip büküldükleri alanlar;
iş sınırları, yapısı
daha önceden belirlenmiş,
sürekli bir kişiliği
olmayan, öbür ucu
başkalarının elinde bulunan iplere bağlı
olan kukla-insancıklar arasında,dünya aniden
şaşkınlıkla başkaldıran birine
şahit oldu…Artık iş
işten geçmişti…Bu yaratık emir
dinlemiyordu, sahnenin gerisinde
bulunan ve “tüm
ipler elinde olana
itaat etmiyordu. Kendisi
için çizilmiş olan
sınırın dışına çıktı,
yasağı deldi.Her şey
üzerinde hakim olan
otoriteye başkaldırarak “ÖZERKLİK”
kazandı “insancık” lar kendilerine
ulaşan kaza gereğince
ve önceden yapılarına
konulmuş olan “kadere”
göre dönüp duruyorlardı,
zinciri kırarak kendi başına dolaşan
sadece oydu.Kendi iradesinin
“kaza”sına göre hareket
ediyordu.Kendisi için önceden
yazılmış alın yazısına
el atarak onu
değiştiriyordu.Her sınırı
geçiyor,her “hadd”i aşıyordu…Nizam, intizam demeyip
herşeyi birbirine katıyordu…Başkalarının işine
de karışıyordu. İlginçtir
ki diğer insancıkların
boyunlarına da “ferman”
yularını geçirerek kendi
peşinden sürüklüyordu. Her şeyi
“oyun” laştırıyor, yoldan
çıkarıyor ve yol
gösteriyor, başka bir
yöne gönderiyor, başka bir
yöne yönelmekte ondan
etkileniyordu…Kendisini yeniden yaratıyor,
sahnenin düzenine el
atarak onu istediğine
göre değiştirmek için,
istihdam etmek için
alt üst etmek,
diğer yolları kapayarak
yeni bidat bir
yol icad etmek
için elinden geleni
yapıyordu…
Ne oldu?
İnsancıklardan birinin kılığına
girerek yeryüzüne inen
Allah mıydı? Hayır
hayır sadece insancıklardan birisi.”
Sh.303-304
Cevap
10:
Gördüğünüz gibi
bu ifadeler de
ölçüsüz.Tekrar okuyalım! Bakın
Hz. Adem’i nasıl
tanıtıyor:
“Artık
iş işten geçmişti…Bu
yaratık emir dinlemiyordu,
sahnenin gerisinde bulunan
ve “tüm” ipler
elinde olana itaat
etmiyordu…Her şey üzerine
hakim olan otoriteye (yani Allah’a)
baş kaldırarak “özek”lik kazandı”
cümleleriyle Hz. Adem’ i, haşa
Allah’a baş kaldırarak
asiolan bu baş
kaldırışı neticesi galip
gelerek “özerk” kazanan bir
isyancı bir asi
seviyesine düşürüyor.Halbuki ileride
göreceğiniz gibi Hz.
Adem, İblisin hilesi, yeminle aldatması,
unutturması sonucu ve boş bulunarak
yasak meyvayı yedikten
hemen sonra, pişman
olmuş, “Ya Rabbi
nefsimize zulmettik bizi
bağışla” diyerek tevbe etmişlerdi.
Yine şu satırlarında: “Kendisi için önceden
yazılmış alın yazısına
el atarak onu
değiştiriyordu” diyor.Halbuki
kaderi ilahi katiyyen
değişmez, onu kimse değiştiremez.
Yine devam
ediyor: “Her sınırı
geçiyor, her haddi aşıyordu,
nizam ve intizam
dinlemeyip her şeyi
birbirine katıyordu.”Sözleriyle
de Hz. Adem’i
bir cahil anarşiste
benzetmiyor mu?
Konu
11:
“Tevratta açık
bir şekilde Kur’an’da
ise göndermelerle işaret
edildiği gib Âdem’in
şeytan aracılığıyla yediği
yasak meyve “GÖRÜRLÜK” tür, açık bilinçtir.Bilinçsiz(bundan dolayı
da günahsız) olan
iradeden ve “görme” den
yoksun olan Âdem
baş kaldıramayan bir
hayvan ve bir
bitki konumundadır.”
Sayfa:352
Cevap 11:
Buradaki ifadeler
de karmaşık kelimelerden
ibaret cümleciklerdir.Yasak meyveiçin
geçen sayfalarda “
ben bilinci” demişti.Burada ise “görürlüktür” diyor.Haram ve
yasak olan meyveyi
ve onun yenilmesini
övüyor ve “bilinçsiz bundan
dolayı da günahsız
olan” iradeden ve “görme” yoksun olan Âdem “başkaldıramayan bir
hayvan ve bir
bitki konumundadır” diyor.Halbuki Âdem’e
bilgi bizzat Allah
tarafından vasıtasız olarak
verilmişti.Ve meleklerin secde
etmelerinden önceydi.Ve henüz
Havva
yaratılmamıştı.Meyvenin yenilmesi hadisesi
ise bundan çok
sonra olmaktadır ve Hazreti
Âdem tamamen bilinçlidir.Ve görüş
sahibidir. Aynı zamanda “Allamel
esma”(isimleri öğreten)
şöhretine kavuşmuştur.Şeriati, yukardaki
iddiasıyla da Allah’a daimi ibadet
ve itaat eden
bütün melekleri ve
günahlardan beri ve
masum olan tüm
peygamberleri başkaldırıp
isyan etmedikleri için
küçümsüyor. Onlara:”başkaldıramayan bir
hayvan ve bir
bitki” yaftası basıyor
olmazmı?Bu ise onlara
büyük bir hakaret
değil midir?
Konu
12:
“İNSAN; Tanrının akrabası”
“İnsan yarısında
şeytani,diğer yarısında ilahi
özellik olan,benbilinçli ve
yaratıcı bir varlıktır. Dinî metinlerde
üzerinde durulan İNSAN-TANRI AKRABALIĞI ve
İNSAN- TANRI BENZEŞİMİ burada
ortaya çıkmaktadır.Ona üflenen
Tanrı’nın ruhu da
budur.Sayfa:353
“İnsanın varlığı
ne tanrının zihninde
ne de başka
bir yerde onun,
nitelikleri olmadan (
tamtakır bir halde) yaratılmıştır.Daha sonra
bu varlığın bizzat
kendisi yaratıldıktan sonra
bu nitelikleri yaratıyor.BİR
AŞÇI DÜŞÜNÜN.Ne pişirmek
istediğini bilmiyor. Ne var ne yok bütün
yemeklik malzemeleri
tencereye boşaltıp karıştırarak,
pişirme işlemine başlıyor, buna göre
“yemek” sadece vardır. Ancak
“öz”ü yoktur.Aşçı ne
türlü bir yemek
ortaya çıkaracağını bilmediği
için her dakika
başı kafasını kaldırarak
tencerenin içindekilerin ne
tür bir yemek
olduğuna bakmaktadır.Ve gitgide
de neticeyi (yani pişen
yemeğin niteliğini) anlamış
olmaktadır. Bu aşçının
ilk kez olmak
üzere yaptığı yemeğin
“öz” ü onun
zihninde ( yemekten
önce ) yoktu. Gördüğünüz gibi
insan kendi kendisinin
yaratıcısıdır; bir yazarın
ifadesiyle “kendi kendinin
geleceğidir”. Yani, daha
önceleri kendini yaratanın
zihninde, nasıl olacağı
canlanmamış olup kendisinin
nasıl olacağını belirleyecek olan
insanın kendisidir. İşte insanın
kural dışı olarak
varlığının özünden önce
yaratılışı bu anlamdadır.Burada, bu
durumda ister teist
ister ateist olalım,
insana en büyük
ayrıcalığı vermiş oluruz.Bu
da insanın yaratıcılık
niteliğidir. Sh. 388-389
Cevap 12:
Yukarda okuduğumuz
gibi burada da
kabul ettiği acaip
fikirleri ve saçma
görüşleri aşılamaya çalışıyor
Bazı satırları tekrar
okuyalım:
“İnsanın
varlığı ne tanrının
zihninde ve ne
de başka bir
yerde onun nitelikleri
olmadan( tamtakır bir halde)
yaratılmıştır.Daha sonra bu
varlığın bizzat kendisi
yaratıldıktan sonra bu
nitelikleri yaratıyor.Bir aşçı
düşünün ne pişirmek
istediğini bilmiyor..”
Derken, haşa Allah’ı
ne pişireceğini bilemeyen
aciz bir aşçıya
benzetiyor.Ve Allah’ı bilgisizlik
ve acizlikle suçluyor.Ve “insan kendi
kendisinin yaratıcısıdır” gibi büyük
bir yanlışlığa düşüyor.Halbuki Allah
olmuş, olacak, gizli aşikâr
her şeyi bilen,
her türlü kabiliyetleri
var eden, her zerreyi
ve her şeyi
ilim ve hikmetle
yaratandır.
Gördüğünüz gibi Ali
Şeriati’nin bu görüşleri
de tamamen islama
ters düşmektedir ve
küfürdür.
KONU
13:
Burada
alt sayfada aldığım
pasajları topluca okuduktan
sonra cevabına geçelim. Şeriati şöyle
diyor:
“Evet
konumuz Âdem (insan)in yaratılışı
idi.Konu Kur’anın sözü
etrafındaydı;Allah Âdem’i neden
yarattı? Nasıl yarattı? Değil. Çünkü
bunu özet olarak
vermiştim.Niçin yarattı? Niye yarattı?İnsanı yaratmak
Allah’ın neyine? Ne işine
yarayacak?Allah bu sorulara
Kur’an da cevap
veriyor…Sh.424
Ancak İslâm
tarihi boyunca bu
sözü birçok müfessir-kelamcı filozof, arif
neden anlamamış? Bu arada,sözü
geçen anlamın nasıl
olup ta bu
yıl bana, benim
zihnime doğduğuna hayret
ediyorum…
İşte ayet:
“vema halaktu’l
cinne ve’l inse
illa liya’budun”.
“insanları ve
cinleri,ancak ibadet etsinler
diye, yarattım.”(51-56)
Ne
demek? Allahın kulları
ibadet etsin diye
yaratması bir tür
bencillik olmuyor mu?
Ayetin bu
nahoş anlamdan gelebileceği
başka bir anlamı
olamaz mı?Ayet Allah’ın
“bencilliği” başka bir
şey içermiyor mu?
NE KADAR
DA ANLAMSIZ BİR
BENCİLLİK!
Ancak söz
bu sınırların ötesine
taşabilecek bir anlamı
da içeriyor.Bencillik, ama nasıl?İbadet,
ama nasıl? “Abd” kelimesinin
sözlük anlamını derinlemesine anlamasam
da “abbede’ttarık””(yolu düzeltti)
şeklindeki kullanım bana
yol gösterdi.”Sh.425
Cevap
13/a:
Ali Şeriati hiç
bir esasa ve
kaynağa dayanmadan, ayeti
tevil ederek, yukardaki
sözleri söylerken, bizzat
peygamber efendimizden ayetleri
tefsir ve izahlarıyla
dinleyen sahabiler ve
onlardan dinleyenleri ve
tüm mezhep imamları
da dahil bütün
müfessir ve müçtehidleri de
reddetmiş olmuyor mu?
Cevap
13/b:
Allah
Azimüşşanı, ayette geçen
ifadesi için “
ne demek?Allah’ın kulları
ibadet etsin diye
yaratması bir türlü
bencillik olmuyor mu?Ayetin
bu nahoş anlamdan
gelebileceği başka bir
anlamı olamaz mı?
Âyet Allah’ın “bencilliği
dışında başka bir
şey içermiyor mu?Ne
kadar da anlamsız
bir bencillik” demek
suretiyle Allah’ın kullarına
“ibadet” emrinden dolayı
Allah’ı ne kadar
suçladığını ve kınadığını
görüyorsunuz.Bu sözler de
küfür olmaz mı?
Cevap 13/c:
İbadet
kelimesini şeriati kendi
anlayışına göre yorumlarken
şöyle söylüyor: “
ve Allah, ilahi
iradenin adımları altında
düzgün, yumuşak bir
geçit (yol) olsun diye,
insanı yarattığı Allah’ın
seyir (yolculuk yaptığı), Allah’ın
istemlerinin gerçekleştiği yerdir.” İnsan Sh.426
“Evet
Allah bu yoldan
sürekli gülerek muzafferane
bir şekilde nereye
gitmeyi arzuluyor?”
“ Bu yolda
sembolik olarak anlaşılanı,
tanrının koşarak varmaya
çalıştığı yer (varış
noktası) yine insandır”
“ Ne diyorum?
Geçit insan tanrının
iradesinin adımları altında
kalan yol insan,
tanrının koşarak varmak
istediği yer, gene
insan… olur mu?
Yol da, hedef
de aynı, evet
yol ve hedef
ikisi de birdir…İşte
burada avamın “teslisi”
tevhide dönüşür. Baba , oğul
ve Ruhul kudus
birleşir.”
“Fakat tanrı
insan geçidinden(yol) gene
insana ulaşıyor. Ne yapıyor?
“Adem toprağa
tutsak edilmiş bu
“akraba” yarı toprak
“yarı tanrı” olan
varlık yolun sonunda,
kendi göksel akrabasına
kavuşmayı beklemiyor mu?”(100)
(l00)Benim şu an
bana cevap olarak
düşündüğüm şey ne derin, ne
güzel ve ne
heyecanlı! Beni ne büyük , ne
ebedi ve şaşırtıcı
duygulara boğdu bir
bilseniz!..
Evet Allah bu
yoldan sürekli gülerek
muzafferane bir şekilde
nereye gitmeyi arzuluyor?
Anlamada ve
öğrenmede sahip olduğunuz
tüm güçlerinizi bu
manayı anlamak için
harekete geçirmeniz gerekiyor;
“Bu yolda sembolik
olarak anlaşılan, Tanrı’nın koşarak
varmaya çalıştığı yer
(varış noktası) insandır.”
Ne diyorum?
Geçit insan, Tanrı’nın iradesinin
adımları altında kalan
yol insan, Tanrı ‘nın
koşarak varmak istediği yer
gene insan.
Olur mu? Yol
da hedef de
aynı. Evet yol ve hedef ikisi
de birdir…
Ne diyorsun
az şeylerle yetinen
idrak?Yol ve hedefin
bir olduğunun gün
ışığı gibi görülmesi
gerek!Ne diyeyim? Gene bu
sınırları aşman gerekir.O
zaman öyle bir
sınıra ulaşabilirsin ki
oradan yolun ve
hedefin de aynı
olduğunu kabul etmen
gerekiyor. İşte burada
avamın “teslis” i tevhide
dönüşür. Baba oğul ve
Ruhul kudüs birleşir.
Fakat Tanrı
insan geçidinden (yol) gene
insana ulaşıyor. Ne yapıyor?
Adem, toprağa
tutsak edilmiş bu
“akraba”, “yarı toprak-yarı tanrı”
olan varlık yolun
sonunda kendi göksel
akrabasına kavuşmayı beklemiyor mu?)
“ ve ey
insan! Allah’ın bu mesajına
kulak ver ki nirvanaya
ulaşmak için Allah’ın
senin bedeninde hulul
etmesi için…Sh.431(101)
(101)
(Ve sen
ey insan!Allah’ın bu
mesajına kulak ver! Kulak
ver ki nirvanaya
ulaşmak için Allah’ın
senin bedeninde hulul
etmesi için gök
ve yer arasındaki
uzun aralıkları katetmen
için, bedene olan
tutsaklığının devam etmesi,toprak
zincirinde yeryüzünde kalman
gerekir.(İnsan, Sh. 430)
“Sen bu
toprak tutsaklığında kendi
bağımsızlığını elde edebilirsin. Böylece ALLAH
SENİN İÇİNE GİRER
SEN ALLAH, ALLAH
TA SEN OLURSUN;
ikilik ortadan kalkar.”Sh.431 (102)Sen bu toprak tutsaklığında kendi
bağımsızlığını elde edebilirsin,Allah’ta mahvolabilirsin,böylece Allah senin içine girer sen Allah,Allah’ta
sen olursun; ikilik ortadan kalr…Bunların
hepsini de elde etmen mümkündür…Burada söylenilenlerin hepsine de
ulaşabilirsin.İnsan ,s.h.431
Değerli okurlarım, Ali
Şeriati’ nin küfür dolu
sözlerini sizlere aktardım.Bu
bölümleri cevap vermeye
bile değmez.
Rabbim cümlemizi mağfiret
etsin, doğru yola iletsin.
KONU:1-2 Hz. Adem
ve Havva’nın vücutları
kendi başın mı zamanla gelişti
yoksa Allah (c.c.) mı şekillendirdi?
“Mutlak
Vahyin Sönmez Işığı” adlı
iyi niyetle yazılmış
kitabın sahibi kardeşimiz: Kur’an’ı , bazı
tavizlerle fen ile
bağdaştırmak için, Hz.
Adem Babamız ve
Havva annemizin yaratılışlarını şöyle
izah ediyor:
“İLK
İNSAN”
1- “Nur suresinin
45.âyetindeki hayvan nevileri,
yaradılış sırasına göre
insanın iki ayaklılardan
sonra halk olduğunu
söylemiştik.Bu bakımdan insanı,
yerde sürünen hayvanların
yaradılışından sonra ayrı
bir sülaleye tabi
tutularak, müstakil bir
neviden türeyen ve
ilahi bir ruhla
şereflendirilmiş büyük bir
varlık olarak görüyoruz…
İlk insan
çamurdan süzülmüş, sonra
bir hayat zinciri
içinde tesviyesini bularak
tekâmül etmiştir…
2-
Hayat mayasının maddi
unsurlar bakımından çamur
içindeki katkı durumu
ne ise, o tek
nüvenin hücre tekessüründeki tabi
olduğu (Hemei mesnun) da
aynı idi, nefsi
vahidesi yani maddî
seyri birdi.Buna mukabil
Allah’ın kudret ve
iradesi, o aynı çamur
mayasını DİŞİLİK İSTİKAMETİNE
yöneltti. HAVVA da yaratılmış
ve Adem’e eş
olmuştu.” Dedikten, inancını
pekiştirerek telkîn ettikten
sonra “Diğer bazı
rivayetler” eğe kemiği
ve onda büyüyen
Ur’dan yaratıldığı bazı
eserlerde yazılmaktadır.”
Diyor. Sh.58
(47) Şemaların tespit ve müşahadesinde (lemark)ve emsali
kimselerin tetkikatına dayanmış ve mektep kitaplarında bile göze çarpan
bilgiler ve teoriler yazılıp durmaktadır.İşin içinden hakikatları çıkarmak daha
doğru olacaktır.
3- “(İlk Âdem
diğer uzviyetin tabi
olduğu kanunlara göre
tekemmül etmiş ve
şimdikine nazaran daha
basit bir şekilde
tedrici olarak mükemmelleşmiş ve
bugünkü şeklini alarak
hayata kavuşmuştur.)”
“Bu ilmi
metodları incelediğimiz zaman
Kur’anın bin üçyüz
kûsür sene evvel
bildirdiği (min sülaleletin
min tin) âyeti
kerimesinden insanın, ilk
hayatı olan ibtidaî
hücreden çamur içinde
başladığı ve TESVİYESİNİ
BULUNCAYA KADAR HAYAT
DEVRELERİ GEÇİRDİĞİNİ anlamış
bulunmaktayız” Sh.59
(47)
İLK
İNSAN-(47)
(Nur suresinin 45. âyetindeki hayvan
nevileri, yaradılış sırasına
göre insanın iki
ayaklılardan sonra halk
olunduğunu söylemiştik.Bu bakımdan
insanı, yerde sürünen
hayvanların yaradılışından sonra
ayrı bir sülâleye
tâbi tutularak müstakil
bir neviden türeyen
ve ilâhi ruhla
şereflendirilmiş büyük bir
varlık olarak görüyoruz) Yalnız hayatın
başlangıcını gösteren âyet-i
kerîme ve delillerden
anladığımıza göre, yaradılış
devrelerinin kısa bir
süre içinde ve
Tevratın yazdığı gibi
altı-yedi bin senelik
bir zaman zarfında
bugünkü haline gelmiş
olmasını kabul etmek fennin
de, mantık’ ın da haricinde
kalmaktadır.Bizim, bunu,
yine Kur’anı kerîmin
işaret buyurduğu elli
bin senelik devreler
içinde mütalâa etmemiz
icab edecektir.
(Muhakkak ki
biz insanı çamurdan
çamurdan süzülmüş bir
sülâleden yarattık. Sonra onu
Sağlam bir karargâhta
kuvvetle tutan bir
nutfe yaptık.)
Bu âyet-i
kerîme sanki bugün
vahyolunmuş gibi asrımızın
yeni buluşlarına uygundur.Tereddütleri takviye
bakımından büyük bir
sanat olan ve
daha geniş tetkiklere
yol açan bir
mahiyet göstermektedir. Yani:
(İlk insan çamurdan
süzülmüş, sonra bir
hayat zinciri içinde
tesviyesini bularak tekemmül
etmiştir.
(Hayat mayasının
maddî unsurlar bakımından
çamur içindeki katkı
durumu ne ise
o tek nüvenin
hücret tekessüründeki tâbi
olduğu (Hame’i mesnun)
da aynı idi.Nefsi
vahidesi yani maddî
seyri birdi. Buna mukabil
Allah’ın kudret ve
iradesi o aynı
çamur mayasını dişilik
istikâmetine yöneltti.
Havva da
yaratılmış ve Âdem’e
eş olmuştu. Diğer bazı
rivayetlere göre Havva, Adem’in eğe
kemiği üzerinde yaratılan
bir urdan teşekkül
etmiştir.Bu ur az
zaman zarfında büyümüştür.Hazreti Âdem’e
bir ğuşa vasıtasıyla
bitişik bulunduğu, zamanı
gelince (Havva) ayrılarak
vücut bulmuş olduğunu
bazı eserler de
yazmaktadır.)
Şemaların tesbit
ve müşahedesinde (Lemark)
ve emsali kimselerin
tetkikatina dayanmış ve
mektep kitaplarında bile
göze çarpan bilgiler
ve teoriler yazılıp
durmaktadır. İşin içinden hakikatları
çıkarmak daha doğru
olacaktır.
(İlk Âdem
diğer uzviyetin tâbi
olduğu kanunlara göre
tekemmül etmiş ve
şimdikine nazaran daha
basit bir şekilde
tedrici olarak mükemmelleşmiş ve
bugünkü şeklini alarak
hayata kavuşmuştur.)
Bu ilmî
metodları incelediğimiz zaman
Kur’anın bin üçyüz
kûsür sene evvel
bildirdiği (min sülaletin min
tin) âyeti kerimesinden insanın,
ilk hayatı olan
ibtidaî hücreden çamur
içinde başladığı ve
TESVİYESİNİ BULUNCAYA KADAR
HAYAT DEVRELERİ GEÇİRDİĞİNİ
anlamış bulunmaktayız”sh, 59
Mutlak Vahyin Sönmez
Işığı sh.59
Bunun cevabına
geçmeden İmam Taberi’nin
de bu husustaki
görüşlerini kırk sekizinci
kaynaktan okuyalım ve
buraya dönelim.(48)
(48)
(“Allah
Teâlâ Adem’i yaratmayı
dilediğinde Cebrail’i yere
gönderdi ve buyurdu
ki: “Git yerden bir
avuç toprak getir.Ama
içinde her çeşit
toprak bulunsun.Kurudan, yaştan,
karadan , kızıldan,sarıdan,gökten,aktan,tuzludan tatlıdan.Tâ
ki o halkı
bu topraktan yaratayım”.Cebrail aleyhisselâmın indiği
yer şimdi Kâbe’nin
bulunduğu mahaldi.Yerden toprak
almak isteyince yer
titreyip “Ne dilersin” dedi.Cebrail “Senden bir
avuç toprak dilerim.Allah
Teâlâ Hazretlerinin huzuruna
ileteceğim.Allah Teâlâ ondan
bir halk yaratacak
sende sakin kılacak”
dedi.Yer dedi ki: “Ya
Cebrail, benden yaratılacak
olan o halk
bilmiyorummki Allah’a muti
mi olur , yoksa
asi mi? Eğer
muti olmayacaksa Allah
aşkına benden toprak
alma” Cebrail aleyhisselâm
yerin yeminine ta’zimen
toprak almadan geri
döndü.Allah Teâlâ dergâhına
geldiğinde “Ya Rab,
sana malumdur ki,
yer bana senin
adını yemin verdi,toprak
alamadım” dedi. Allah Teâlâ, Mikâil’i gönderdi.Mikâil’ede yemin
verdi.Sonra İsrafil’i gönderdi.İsrafil’e de
yemin verdi.Ondan sonra
Azrail’e de yemin
verdi.Azrail “Tanrı Hakkı için
yemininle ben Allah
Teâlâ’nın buyruğunu terketmem” deyip yere
bir kabza vurdu
ve her renkten, sarı,kızıl,kara, ak, gök,yeşil,yaş,balçık,toprak,kum hepsinden
aldı.Onun için ki,Adem
oğulları türlü türlü
olurlar.Kimi iyi huylu, kimi
yavuz (Tarih-i Taberi terc.
C.1. s..67.)Hak Sübhanehu
ve Teâlâ bu
cümlesini Kur’anda beyan
edip bir yerde
buyurur ki:
Lazib’in manası, ak
ve arı balçık,
demek olur.Bir yerde
de buyurur ki : Min
hemaîn mesnun
Heme
o balçığa derler
ki, kara su
altında bulunur.Bir yerde
de min salsali
buyurulmuştur.Salsâl, o balçığa
derler ki,sûreti gitmiş
ve güneş onu
kurutmuş ve yarılmış.Öyle
ki üzerine basılsa
demir gibi ses
verir.Bir yerde de
buyurur: min sülâletin min
tin Sülâle, o
balçığa derler ki,ak
ve arı ola.Elde
sıkılınca parmaklar aralığından
dışarı çıkar. Ve bir
taife derler ki,
kuru topraktır.Ak,kara ve
kızıl, her türlü
renk vardı.Nitekim Allahu
Teâlâ buyurur. “İnna halekna
küm min tûrabin”
Ondan sonra
o toprak balçık
olup tâ ki
lâzib oldu.sonra o
balçığa bıraktılar.Üzerinden çok
zaman geçti.Nihayet karardı.Hame-i mesnûn
oldu.Ondan sonra o
balçığa güneş tesir
etti, kurudu salsâl oldu.Ve
o sûret bu
gün Adem oğullarının
bulunduğu sûrettir.Ve bu
sûreti hiç bir
zaman ve hiç
bir kimse görmemişti.nne ferişteh, ne
cinni, ne sehvi
ve ne vahşiler.Hiç
bir sûret bu
güzellikte değildi.(Tarih-i Taberi
terc. C. 1.5.68)
Adem Peygamberin
boyu yerden göğe
kadardı.Ve kırk yıl
Adem Peygamberin kalıbı
yer yüzünde bugün
Kâbe’nin bulunduğu yerde
yattı.Onun yanından geçen
bir kimse (feriştehten
ve sair mahlukattan) o sûrete
teaccüb ederdi.İblis Adem’i
görmeye gelince ayağı
ile tepti ve
Adem’in kalıbı kurumuş
idi.Salsâl olmuştu.Ondan bir
ses çıktı.İbli’in acaibine
gitti.Sonra o kalıba
baktı.Gördü ki, içi
boştur.Ağzından içeri girdi,karnı
içinde gezdi.Ondan sonra
burnu tarafına geldi ve başına
girdi,beyninde gezdi.Sonra dışarı
çıktı.Yer yüzünde İblis’le
beraber bulunan feriştehler
ki ,iblis onların
padişahı idi, bu halde
İblis’le beraber hâzır
idiler.İblis Adem’in içinden
çıkınca gizlediği küfrünü
feriştehlere açıklayarak dedi
ki: “bu yaratık bir
şey değildir.Ve hiç
kuvveti yoktur.Eğer Tanrı
Teâlâ ona yer
yüzünü verirse biz
varıp onu bu
yerden çıkarıp sürelim.Cann’ı sürdüğümüz
gibi” O feriştehler
dediler ki: “Cann’a yaptığımızı
Allahu Teâlâ’nın desturu
ile yaptık, senin
buyruğunla etmedik.Bu yer
Allah’ın mülküdür, her
kime dilerse verir.Eğer
bu yeri tanrı
Teâlâ bu halka
verirse biz de
teslim deriz” dediler.İblis
gördü ki, bu feritehlerden (melekler) kimse
buna yardımcı olmaz.
O sözü terk
etti, küfrünü gizleyip
taatkâr göründü.Bu feriştehlere
dedi ki: “Söz sizindir.Bu
yer Allah’ın mülküdür,
kime dilerse verir. Ben de
sizinle müttefikim.Lakin bu
sözden maksadım sizi
tecrübe idi”.Hatırında eğer
Allah Teâlâ bu
halkı benim üzerime
takdim ve musallat
kılarsa, ben bunun
emrine itaat etmem.Eğer
beni buna musallat
ederse, ben bunu
helâk ederim, diye
düşündü.Tanrı Teâlâ da
diledi ki,İblis’in bu
fikrini izhar ede. Hemen
Adem’e ruh verdi.Geldi
Ademin ağzından girdi, boğazına gitti.Oradan
başına çıktı.Başı ve
burnu ve ağzı,
yüzü düzeldi.Boğazından açağı
geçip karnına erişti. Ta
ayak tırnağına kadar
vardı.Her vardığı yer
ki o yerin
balçığı kemik ve
sinir oldu ve
hem üzerinde et
biterdi.
Hadiste şöyle
bildirilmiştir ki, ruh
Adem’in başına girip
yüzüne , gözüne, burnuna ve
ağzına eriştiğinde Adem
aksırdı.Cbrail başı ucunda
durmuş idi. “Ya Adem,
elhamdü lillâh de”
dedi.Adem “Elhamdülillah”
deyince, “Yerhamüke Rabbüke
ya Adem” yani
“Tanrın sana rahmet
etsin” demek olur.Ondan
sonra Adem gözünü
açtı.Cenneti gördü ve
cennetin ağaçlarını gördü
ki, envai yemişler
bitmiş.Ruh midesine erişince
Adem acıktı.Karnına ulaşıp
göbeğine gelince Adem’e
açlık o kadar
galebe etti ki,
kalkıp o cennet
yemişlerinden yemek diledi,
elini yere koyup,
kalkmaya davrandığında gövdesinin
yarısı henüz balçık
idi, kalkamadı. Cebrail aleyhisselâm
“Ya Adem, acele
etme” dedi. Hemen Tanrı
Teâlâ buyurur: “ Ve kânel
in’sanu âcûlen” Ve bir yerde
de: “Hulikal in’sanu min
âcelin” buyurur.(Tarih-i Taberi
terc. C. 1. s.69)
Cevap:1-2
Hz. Adem ve
Hz. Havva kendi
başına oluşmadılar.
Geliniz şu
ayeti kerimeleri hep
birlikte düşünerek okuyalım:
“Bir
zaman rabbin meleklere
demişti ki - ben
çamurdan bir insan
yaratıcıyım-“
“Onu düzenleyip
ruhumdan üflediğim (can
verdiğim) zaman derhal
ona secde ediciler
olarak yere kapanın.”(Sad , 71-72)
“(Rabbin ona)
dedi ki: Ey
İblis iki elimle
yarattığıma secde etmekten
seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü
tasladın, yoksa yücelerden
mi oldun?.”(Sad,75)
Görüldüğü gibi
Adem babamızın vücudu
tesadüf eseri olmadığı
gibi, kendi başına
oluşmuş da değil.Ayetlerdeki “
ben onu
düzenleyip ruhumdan üfleyince” tabiri
ve öbür ayetteki “İki
elimle yarattığıma niçin
secde etmedin.” Hitabı;
Rabbimiz tarafından bizzat
kudret eliyle yaratıldığını
gösterdiği gibi. “sizi bir
tek nefisten (candan)
yarattı. Sonra ondan (o
canlanmış, bir zaman
yaşamış insandan) eşini
meydana getirdi.Sizin için
davarlardan sekiz çift
indirdi.”(Zümer,6)
Ayeti kerimesi
de: bizlere açıkça
Havva annemizin de
Adem babamız gibi
çamurdan değil; fakat
çamurdan yaratılıp hayat
kazanmış uzun süre
yalnız yaşamış, meleklere
kıble olmuş olan
Adem babamızın vücudundan
cennette meydana geldiğini
bildirirken: bu ayetin
izahı mahiyetindeki Müslim
hadisi şerifi ise,
daha da açıklık
getirerek Havva annemizin,
adem babamızın eğri
kaburga çubuğundan yaratıldığını haber
vermektedir.(50)
(
Hz. Havvâ’nın yaratılması
hakkında iki görüş
vardır:
1-
Çoğunluğun görüşü, Hz.
Âdem’in sol küçük
kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bunu şu
hadis kuvvetlendiriyor:
“KADINLAR
HAKKINDA BENİM HAYIR , TAVSİYEMİ TUTUN.ÇÜNKÜ
ONLAR EĞRİ BİR
KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMIŞLARDIR.(Buhârî, K. El-Enbiyâ,
Bâb:2; Müslim, K. Er-Radâ,Bâb:18)
Bu hadisin mânâsı, kitabın ortalarında
tamamen
kaydedilmiştir.Nitekim orada Hz.
Havva’nın nasıl yaratıldığı
da yazılmıştır.) (Risale-i Hamidiye,
s.602)
خَلَقَكُم
مِّن نَّفْسٍ
وَاحِدَةٍ
ثُمَّ جَعَلَ
مِنْهَا
زَوْجَهَا
وَأَنزَلَ
لَكُم مِّنْ
الْأَنْعَامِ
ثَمَانِيَةَ
أَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ
فِي بُطُونِ
أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا
مِن بَعْدِ
خَلْقٍ فِي
ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ
ذَلِكُمُ
اللَّهُ
رَبُّكُمْ
لَهُ الْمُلْكُ
لَا إِلَهَ
إِلَّا هُوَ
فَأَنَّى
تُصْرَفُونَ
{6}
Yukarıdaki ayeti kerimede
etini yediğimiz sekiz
çift(Zümer,6) davarların dahi
yerdeki sudan üreyen
sülâleden,sınıfdan olmayıp bizler
için özel olarak
indirilmiş olduğu bildirilmektedir.
CEVAP:3-4
Hazreti Adem
ve Havvanın dünyada
değil, cennette yaratıldığı:
Birçok tefsirler bu
hususa değinmeden Hz.
Ademin yaratılışı ve
İblis’in itirazı üzerinde
duruyorlar.Ancak; Elmalılı Hamdi
Yazır hocamızın Hak Dini
Kur’an Dili isimli
tefsirindeki görüşünü aynen
alıyorum:51
(51)(Acaba bu
Cennet o
zaman Arz’daki Cennetlerden
biri mi idi?.. Böyle
zannedenler olmuştur.Arzı Filistinde
yahut Faris ile
Kirman arasında bir
Cennet idi.Hubutu da
oradan Hinde nakli
idi denilmiştir ve
fakat bunlar şöyle bir
istidlâl ile söylenmiştir.Çünkü halkı
Ademin Arzda olduğunda
ittifak vardır ve
bu kıssa da
Semaya ref’i zikredilmemiştir, olsa
idi bilevliye tezkir
olunurdu.Bir de cenneti
Huld olsa idi,
çıkılmaz ve şeytan
oraya giremezdi.Lâkin bu
zan göründüğü kadar
ma’kul ve tabiî
değildir. Ademin Arz’a hübutu
Yer yüzünde zuhuru
olmak akl-ü nakle
daha muvafıktır. Cenneti Hulde
mukımen girmekle müsafereten
girmek arasında da
fark vardır. Ve binaenaleyh Ahıratte mü’minlerin
varacağı darı sevabdır
ki el’an mevcut
ve fakat Dünyada
nazardan mesturdur . Ve el
cenneh denilince lisanı
Kur’an da mütearef
olan budur.)(Elmalılı M. Hamdi
Yazır, c. 1. s. 321)
Daha
önceki kaynaklarda ve
İmam Taberi’nin 48
no.lu kaynağında da Adem’in
dünyada yaratıldığını görmüştük. 51
no.lu kaynağı da okuyalım,
tekrar buraya dönelim.
Kaynakta okuduğunuz gibi
değerli hocamız şöyle
diyor: “Acaba bu
cennet o zaman
arzdaki cennetlerden (bahçelerden)
biri mi idi?
Öyle zannedenler olmuştur”
Arzı Filistinde yahut, Faris
ile KİRMAN arasında
bir cennet idi. Hubutu-inmesi-de oradan
Hind’e nakli idi, denilmiştir. Ve
fakat bunlar şöyle bir istidlal
ile söylenmiştir. Çünkü halkı
Adem’in, (Adem’in kıssada
(Hikâyede) Semaya ref’i-yükselmesi- zikredilmemiştir, olsa
idi bilevliye tezkir
olunurdu.-hatırlatılırdı-
Bir de cenneti
Huld -daimilik- olsa
idi, çıkılmaz; Şeytan
oraya giremezdi.) Lâkin
bu zan göründüğü
kadar makul ve tabii
değildir. Adem’in Arzu hubutu yeryüzünde zuhuru
olmak aklı nakle
daha muvafıktır. Cenneti Huld’e
mukimen girmekle müsafireten
girmek arasında fark
vardır.Ve binaenaleyh Cennet
ahirette müminlerin varacağı
darı sevaptır. Ki; elân
mevcut ve fakat
dünyada nazardan mesturdur.-örtülüdür- Ve
Elcenne denilince lisanı
Kur’an da mütaaref
-tanıtılmış- olan budur… (51) derken (Adem
arzda yaratıldı)diyenleri gayet
güzel cevaplamış oluyor.
Ayrıca Hüseyin Cisri Efendi nin görüşünü
de kaynaktan okuyalım,
tekrar dönelim.(52)( “ el- Cennet” kelimesi,
harici bilgi lâmı
ile, sevap evi
olan cennetten başka
bilinen bir cennet
bulunmadığı için, tefsir
âlimlerinin çoğunluğu, “Hz. Adem
ile Havva’nın yerleştirildikleri cennet
ondan ibârettir.” Diyorlar.
İşte Beyzâvi
de önce bu
şekilde tefsir edip,
sonra şu “Cennet’in
henüz yaratılmamış olduğunu
iddia edenler diyorlar
ki: “Bu Cennet Filistin
topraklarında veya Fars
ile Kirmân arasında
Allah’ın Hz. Adem’i imtihan
etmek için yarattığı
bir bahçedir. Bunlar “ihbât”
(aşağı indirmek) fi’lini
de , oradan Hindistan
topraklarına inmeye yoruyorlar.
“Bir şehre inin,”(Bak ûresi, yet:61)âyetinde olduğu
gibi.” İbâresini ileri
sürüyor.
Bu konu ,
kitabın ortalarında Hz.
Âdem’in yaratılışı konusunda
gereği kadar açıklanarak,
çoğunluğun görüşünün tercih
edildiği iyice anlaşılmıştır. “Üskün”
kelimesi, sükûn” ( hareketsizlik) maddesinden
değil, “süknâ” (eğleşmek, yerleşmek) maddesinden
türemiştir. Binâenaleyh
doğrudan doğruya müteaddi
olmuştur. Eğer sükûndan türemiş
olsaydı, cennet belirsiz
yer zarfı olmadığı
için. “fi” ile müteaddi olması
gerekirdi.
Kısacası, “üskün..el-cennet” cümlesi,
“Sen… cenneti mesken
edin” demek olup,
bu deyim ise,
sahip kılmaya değil,
emanet ve helal
kılmaya delâlet eder. Yer
yüzünde halifelik için
yaratılan zata elbette
böyle denilmesi gerekirdi.
İşte Hz.
Adem de, Allah’ın
bu hitabından anlamıştı
ki, cennete bu
girişi, ebedî mülk
olarak değil, emanet
olmak üzeredir.
Mel’ûn İblis de
onu cennetten çıkarmaya
buradan yol buldu, yani
maksadına kavuşacağını bu
işaretten anladı.
(Risale-i
Hamidiye, s.601)
Biz
de ilaveten deriz
ki: “Cennete yükselişine
dair ayet yoktur,
öyleyse Adem dünyada,
Filistindeki cennetde yaratıldı,
Hindistan’a indi.” Diyorlar,
Onların
“Adem’in cennete yükseldiğine
dair ayeti kerime
yoktur” sözleri doğrudur. Biz
diyoruz ki: zaten Adem
cennete yükselmedi ki
ayet olsun.Adem cennetde
yaratıldı. Bakın buraya aldığım
kaynaktaki Müslim hadisi
de onun en
güzel şahididir. “Allah’u
Teâla CENNETDE ADEM’İN
-kalıbını- suretlendirdikten sonra
(ruh verilmeden) onu
dilediği kadar( öyle)
bekletti.Şeytan ona yanaşıp
nedir bu 8diye)
bakmağa başladı. Onu içi
boş görünce kendine
malik olmayan bir
mahlûk olduğunu anladı.”(5)(Seçme Hadisler, s. 127)
Bu
hadisi şerif: önce
geçen 1 ve
2 nci konudaki;
Adem’in ve yanında
da Havva’nın, çamurdan
kendi başlarına oluştıkşlarına ve
ruh üfleme kıvamına
kendi başlarına geldiklerine
dair olan görüş
ve iddiaları çürüttüğü
gibi, Hazreti Adem’in
yerde yaratıldığını ileri
sürenlerinde iddialarını çürütmektedir.
Şu
bir gerçek ki;
arzda yaratıldı diyenler
hiçbir delil getirmiyorlar, yalnız:
“ya Adem
sen ve eşin
cennetde sakin olun”.Ayeti kerimesini
gösteriyorlar. Halbuki bu bizim
delilimiz “ey Adem sen
ve eşin cennetde
sakin olun” demek,
orada durun yerleşin
demektir.ÜSKÜN emrinde, çıkın,
yükselin, girin manaları katiyen
yoktur.Üstelik onların dediğinin
tam aksine ÜSKÜN
emri, olduğunuz yerde
kalın, yerleşin demektir.
Bir de bazı
alimler Bakara suresinin
30. ayetindeki CÂİLUN kelimesini
HÂLİKUN olarak
değerlendirmişler “yerde
bir halife yaratacağım”
şeklinde mana vermişler. Halbuki gerçek
manası: “Yerde
bir halife kılacağım
(yapacağım, görevlendireceğim” demektir.Ayrıca meleklere
Sad Suresinin 71.
ayetinde: “Ben çamurdan bir
insan yaratıcıyım. Onun şeklini
düzeltip ruhumdan üflediğim
zaman derhal ona
secdeye kapanın…” Görüldüğü
gibi yaratma kelimesi
burada CÂİLUN değil HÂLİKUN olarak
gerçek yaratma halk
etme fiili ismi
fail olarak gelmiş,
fakat yerde yaratılacağından bahsedilmemiş. Bu görüşümüzü
teyiden Risale-i Hamidiye
şarihi Manastırlı İsmail
Hakkı efendinin notunu
alıyorum. Kaynaktan okuyalım(49)
(49)(“
ETEC’ALÜ” KELİMESİNİN, “CEALE” (YARATMAK) maddesinden türemiş
olması –HER NE KADAR
MÜMKÜN GÖRÜLMÜŞSE DE-
CÂİZ DEĞİLDİR. Zira daha
layık olma iddiâsına
işaret eden “biz
seni hamdinle tesbih
ve noksanlıklardan tenzih
etmekte olduğumuz halde”
cümlesi buna elverişli
olmaz. Çünkü melekler zaten
yaratılmış bulundukları halde
“Yeryüzünde yaratılmaya biz
daha lâyıkız” demelerinde
bir mânâ yoktur.
Aksine, halife kılınmaya
daha lâyık olduklarını
iddia edebilirler.(Ebu’s-Suûd)
Merhum Beyzâvî
de diyor ki:
Bu hal cümlesi,
müşkül ve şüphenin
sebebini anlatmak için
getirilmiş olup, meselâ: Bir
nimet ve cömertlik sahibine hitâben
“Ben senin muhtaç
bulunan dostun iken
sen düşmanlarına mı
lütfedeceksin?” denmesi gibidir.)
Yani “Biz günahsız
ve hâlifeliğe daha
lâyık olduğumuz halde,
durum ve davranışları
belli olan insan
nevini mi hâlife
yapıyorsun?” (hakikatine
yorulmayan soru sigaları,
inkâr mânâsına yorulduğu
gibi, taaccüb (şaşkınlık ifadesi)
mânâsına da yorulabilir
ki, bu soru,
biraz önce açıklandığı
gibi meleklerin, Allah’ın
hikmetini anlamaktaki şaşkınlıklarından ileri
gelmiş olan taaccüblerini
ifâde etmekteolduğundan ikinci
kısımdandır.)
Bir
hikmete dayalı olabilir? Allah ise,
mutlak hikmet sahibi
olup, hikmet dışında
hiç bir şey
yaratmaz.
İşte melekler, Allah’ın
bu fi’linde mutlaka
bir hikmet ve
hayır bulunacağını kesin
olarak bilmekle beraber
umûmi bir bilgi
ile yetinmeyip, gerçeğin
açıklanmasını arzu eden
öğrencinin, bir gerçeği
açıklamasını isteyerek öğretmenine
başvurması kabilinden olmak
üzere,Hz. Adem’in zürrüyetinin
yaratılışı ile ilgili
olarak bozgunculukları ortadan
kaldıran insanlık faziletlerini
ve umûmî faydaları
anlayıp , gizli hikmetleri öğrenmek
maksadiyle, kafalarını meşgul
eden müşkülü arzetmiş
oluyorlar.
Yoksa bunda ne
Allah’ın fi’line itiraz,
ne de hikmet
ve hayır gereği
olduğunda tereddüt ve
şüphe ettiklerine delâlet
oladığı gibi maksatları,
Hz. Adem’i veya
zürriyetini gıybet yoluyla
ayıplamak da değildi. ( Hele henüz
var olmayan kimseler
için gıybet düşünülmez)
Bu soruyu
ipucu kabul ederek
meleklerin günahsızlığına dil
uzatan sapık fırkalar,
kesin delillere karşı
pek büyük bir
hatada bulunmuş olurlar.
Meselâ: “Doğrusu melekler,( Allah’ın çocukları
değil) ikram olunmuş
kullardır. Melekler, Allah’ın
sözünün önüne geçmezler,
hep O’nun emriyle
hareket ederler.”
بَلْ
عِبَادٌ
مُّكْرَمُونَ
لَا
يَسْبِقُونَهُ
بِالْقَوْلِ
وَهُم بِأَمْرِهِ
يَعْمَلُونَ
(Enbiyâ
sûresi, âyet: 26-27)
âyeti vardır. Hem
de böyle açık izah şekilleri
ortada dururken onların
günahsızlık durumlarına aykırı
olan bozuk zanlar
lâyık mıdır?
Meleklerin bu açıklama
istekleri zaten Allah’ın
istediği bir şeydi
ki, önce durum
kendilerine haber verildi.Zira
sonradan mukaddes kitaplarda
bu konuşma hikâye
edilerek insan nevinin
uyanmasına yarıyacak bir
çok fayda ve
sırların bilinmesi Allah’ın
kesin bir istediğiydi.( Bu husus
da ilerde açıklanacaktır
Meleklerin insan
nevi hakkında arzettikleri
gerçekler, karanlığa taş
atarcasına zan ve
tahminle söylenmiş sözlerden
değildir. Çünkü bu da,
günahsızlık hükmüne aykırıdır.Aksine, ya
geride rivayet edildiği
gibi bu husus
da onlara Allah
tarafından bildirilmişti veya
kendileri pek az bir
düşünme ile bu
gerçeği anlamışlardır. Zira bu
yolda bir hüküm
çıkarmaya pek çok
sebepler vardır.
Meselâ: Uzağa gitmeyerek
Allah’ın Hz. Âdem’e “halife”
adını vermesi, doğrudan
doğruya durumun gerçek
yüzünü gösteriyor.
Halifeliğin gereği, eli
altındakileri yetiştirip düzeltmek
olduğundan, Hz. Âdem’in zürrüyetinde
gerek şehvet sebebiyle
kendilerinde bir bozulma
olacağı, gerek başkasının
hakkına ilişme ve kan dökme
görüleceği gibi gerektirici
sebeplerin gerçekleşeceği anlaşılır.
YİNE MELEKLERİN,
ÖNCEDEN DURUM VE
DAVRANIŞLARINI GÖRMÜŞ
BULUNDUKLARI CİNLERE BAKARAK
DA İNSAN NEVİNİN
BU GİBİ UYGUNSUZ
DURUMLARDA BULUNACAKLARINI ANLAMIŞ
OLMALARI İMKÂNSIZ DEĞİLDİR. Çünkü üreyip
çoğalma ve günah
işleme kabiliyetinde insanla
cinlerin hiç bir
farkı yoktur.)
(Risâle-i Hamidiye,
S. 581-582)
Bu ayeti kerime
ve kaynakta göreceğimiz
Müslim hadisi şerifinde
de açıkça anlıyoruz
ki (5)
(5)( “Enes
radiya’llâhu anh’den, Resûl-i
Ekrem
salla’llâhu aleyhi
ve sellem şöyle
buyurmuştur:
( Allâhu Teâlâ
Cennet’te Âdem’in ( kalıbını )
sûretlendirdikten sonra ( ruh
vermeden) onu dilediği
kadar ( öyle) bekletti. Şeytan da
ona yanaşıp nedir
bu ( diye) bakmaya
başladı. Onu içi boş
görünce, kendine mâlik
olmayan bir mâhluk
olduğunu anladı. (Hadîsi,
Müslim rivâyet etmiştir.”) (Seçme Hadisler, s.
127)
İmam Taberi’nin yazdığı
gibi: Azrail aleyhisselâm dünyanın
çeşitli yer ve
renklerinden toprak alıp
su ile çamur
yaptıktan sonra ilgili
ayeti kerimelerde bildirildiği
gibi uzun zaman
bekleyip çeşitli safhalardan
sonra insan suretine
getirilmiştir. Hatta hadisi şerifte
bildirildiği gibi, bu
haliyle de, Allah’ın (C.C.) dilediği
kadar cansız cennette
kalmış ve İblis
o haliyle görmüş,
sallamış ve kendine
sahip olamayan bir
varlık demiş, küçümsemişti. (5)
Bakın ayeti kerime
ne diyor
“
İnsan üzerinden henüz
kendisinin anılan bir
şey olmadığı uzun
bir süre geçmedi
mi?”(İnsan suresi, 1)
Şimdi diğer bir
Buhari hadisi şerifini
Tecridi Sarihten alıyorum. Peygamberimiz şöyle
buyurmuştur:
“ Allah Ademi
yarattı. Boyunun uzunluğu 60
zira idi.(30 metre)idi.(
hılkati tamamlandıktan ) sonra
Allahu teala ona -
Haydi meleklerden şu(rada
otura)nların yanlarına git de
onlara selam ver! Ve
onların senin selamlarını nasıl
karşıladıklarını ( iyi) dinle!
Çünkü bu, hem
senin, hem de
zürriyetinin selamlaşma (nümune)sidir. Bunun üzerine
Adem meleklere:
_Esselamü aleyküm
(kazadan, beladan esenlik
üzerinize olsun) dedi. Onlar da:
_Esselamü aleyke
ve rahmetullahi (esenlik
ve Allah’ın rahmeti
üzerine olsun!) diye
karşıladılar. Ve selamlarına “ve
rahmetullah” ziyade ettiler. Adem, beşerin
büyük atası olduğu
için, cennete her
giren kişi Adem’in
(bu güzel) suretinde
girecektir. Adem’in (sonra gelen)
ahfadı onun güzelliğinden
birer parçasını kaybetmeye
devam etti. Nihayet (bu eksiliş)
şimdi sona erdi.” (53)
(53)(Hazret-i
Âdem’in dünyadaki boyunun
60 zira olmasını
İbn-i Haldun ve
Dâiretü’l Maârif sâhibi
Ferid Vecdi gibi
bâzı âlimler istib’ad
etmişlerdir. Bunlara böre
Âdem’in bu uzun
boyu Cennet’teki kâmeti
idi. Havvâ ile yereinince
zeminin icâbına göre
insanın tabiî kâmetine
iâde olunmuş olmaları
kabul edilebilir. Ulvî âlemle
süflî âlem arasında
fark vardır. Ulvî âlemin gün
mikyâsı bile başkadır. Onun bir
günü, içinde bulunduğumuz
alemin bin gününe
muadildir. Ne olursa olsun
zaman, mekân,ırk tahavvüllerinin insan
kâmeti ve uzvî
hayâtı üzerinde te’siri
bulunduğu inkâr edilemeyen
bir hakîkattir. Bu gün
bile bir İngiliz
ile bir Çinli,
Bir bedevî ile
bir medeni arasında, bugünün İngilizleriyle yirmi
asır evvelkiler arasında
fark vardır. Âd kavmini
tarih, uzun boylu
olarak kaydeder. Bu cihetle
hadisteki altmış zirâı
te’vîl etmeyerek bir
hakikât olarak kabûl
de edebiliriz.
Bu
hadisin bâzı rivâyet
târiklerinde Allah,
Âdem’i kendi sûretinde
yarattı) vârid olmuştur.
“Sûretihi”, zamiri Adem’e
râci olduğuna göre: Allah,
Âdem’i rahîm atvârına
tabi olmaksızın şu
görülen hey’etinde yarattı,
demek olur. Fakat bu
hadisin başka bir
rivâyet tarîkında sarâhatle
(Sûretir’r-Rahmân ) vârid
olduğuna göre bu
izâfet teşrîf ve
tekrîme hamlolunur. Ve:
Allah Âdem’i kendi
sûretinde hüsn-ü cemâlde
benzeri bulunmamak sûretiyle
yarattı, demek olur.
İbn-i Cerîr
Târh’inde Havvâ’nın ikiz
ve biri erkek,
öbürisi dişi olarak
yirmi batında kırk
çocuk doğurduğunu kaydetmiştir.(Tecrid-i Sarih
Terc. C.9 s. 779
Hadisi şerif burada
bitti, tabii kaynakta
aslıyla beraber Tecridi
Sarihin dip notundaki
izahı da göreceksiniz.Bu nottaki
izahın bir bölümünde
“ bu hadisin
bazı rivayet tariklerinde
“Allah Adem’i kendi
suretinde yarattı” varid
olmuştur. Başka bir tarikte (
sureti rahman) varid
olduğuna göre bu
izafet teşrif ve
tekrimine hamlolunur. Ve Allah
Adem’i kendi suretinde
hüsnü cemalde benzeri
bulunmamak suretiyle suretiyle
yarattı. Demek olur.”
Denilmektedir.(53)
Ayrıca Tin suresinde: “Tin’e ve zeytun’a
andolsun Sina dağına
andolsun ve bu
güvenilir şehre andolsun
ki, biz insanı
en güzel biçimde
yarattık(Tin, 4)
Artık bu izahlardan
sonra, Adem ve Havva’nın
tesadüfen veya kendi
başına şekillenerek değil,
bizzat Allah tarafından
şekillendirildiği iyice anlaşılmış
olduğu gibi, yukarıki
hadisde boyunun 60
zira, yani 30
metre olduğu isbat
edilince, “yerde
yaratıldı, başı göğe kavuşuyordu, çok
uzundu, can gelince
cennetteki meyveleri gördü,
yerde olduğu halde
uzanıp onlardan yemek
istedi” gibi sözler de
tamamen çürümüş oldu. (Zaten
bu görüşü savunan
İmam taberi de
kaynak göstermiyordu.)
Tam aksine Hz.
Adem’in cennette yaratılıp
meyveleri yanında görerek
yemek istediği anlaşılmış
oldu.
Ayrıca 1 ve
2 nci bölümde
iddia edildiği gib
tekamül ederek bugünkü
hale gelindi görüşü
de çürümüştür.Çünkü tam
tersine Buhari hadisi
şerifinde “ Adem’den beri güzelliğin
eksildiği, bu ümmette
eksilmenin son bulduğu”
bildirilmektedir.(53)
Ayrıca Havva annemizin
de dünyada yaratıldığını
iddia eden bazı
görüşler vardır. Fakat bundan
önce Hz. Adem’i
anlatırken Havva annemizin
de cennette yaratıldığı,
izah edilmiş oldu.Çünkü
kendisi:Adem babamızın yaratıldığı, meleklerle
imtihan olup onlara
üstün gelerek, kıymetini
isbat etmiş, Allah
tarafından meleklere kıble
edildikten ve cennette
bir müddet yaşadıktan
sonra, Adem’in yalnızlıktan
kurtulması ve cennetten
tam olarak tad alması
için, Allah Azimüşşan
Havva’yı: yarım uyku
halindeyken Hazreti Adem’in
eğri kaburga çubuğundan
yaratmıştır. Kaynaktaki
Buhari, Müslim, Tirmizi
hadisine bir daha
bakalım.(24)
(24)(“Ebû Hüreyre
radiya’llâhu anh’den: Resûl-i
Ekrem
salla’llâhu
aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur:
“Allâh’a
ve Âhiret gününe
inanan, komşusuna eziyet
etmesin. Kadınlara, öğütleri iyi
bir şekilde yapın,
onlara karşı iyi
davranın. Zirâ onlar eğe
kemiğinden yaratılmışlardır.
Eğe kemiğinin en
eğri kısmı yukarı
kısmıdır, onu doğrultmaya
kakışırsan kırarsın, olduğu
gibi bırakırsan öylece
eğri kalır. Bunun için
daima kadınlara iyi
öğüt verin.”(Hadisi, Buhârî,
Müslim ve Tirmizi
Rivâyet etmişlerdir)
CEVAP:5-
Hazreti Adem ve
Havva: dünyada, Filistindeki
cennette (bahçelerde) değil
Semadaki ahirette salih
müminlerin gireceği cennette
idiler.
Cennette deyince elbette
insanın aklına Kur’anda
bol bol anlatılan
övülen ve seçkin
kullara, sakınanlara vadedilen,
güzelliklerini hayal dahi
edemeyeceğimiz ahiret cenneti
gelir. Zaten Rabbimiz de
o cennetten bahsediyor.
Bizlere tanıtıyor. Elbette
cennet deyince lugat
manasına bakarak BAHÇE
anlamak çok yanlıştır. Şimdi bilhassa
islama karşı olan
inkârcıları aydınlatmak amacıyla
ve sultan Hamit
han hazretlerine hediye
edilmek üzere Suriye
alimlerinden Hüseyin Cisri efendi
tarafından Arapça yazılan
ve Fatih dersiamlarından Manastırlı İsmail
Hakkı Efendi tarafından
Türkçeye tercüme edilip,
birçok notlar eklenerek
zenginleştirilen Risale-i
Hamidiye kitabının yazarı
değerli alim Hüseyin
Cisri efendinin bu
hususlardaki görüşlerini de
aynen aldım. Birçok iddiaları
çürütecek güçteki bu
kaynağı da okuyup
tekrar dönelim.(55)
(55)Meselâ ilk
insanın (Hz. Âdem’in) yer
kürenin
dışında bulunan
Adn cennetinde yaratıldığına
âlimlerin çoğunluğu ve
dünya göğünde yaratıldığına
merhum Süddi kani
olmuştur.
Yine
Hz. Âdem’in eşi
Hz. Havvâ kendisinden
yaratılarak ikisinin de
birlikte Cennette (Allah’ın
ölüleri dirilttikten sonra
mümin kullarına söz
verdiği Dâru’s-Sevâb’da) yerleştirildikleri müslümanların
çoğunluğunun görüşü olduğu
halde sizin için
bundan da bir
kaçamak bulabilirsiniz.
Bir
de ihtimal ki,
siz âlimlerimizin çoğunluğunun
kabul ettiği gibi
Hz. Adem’in eşi
Hz. Havva’nın onun
bir sol kaburga
kemiğinden yaratılmış olduğunu
da müşkil sayıyorsunuz. Gerçi bu
husus müşkil ve
imkânsız bir şey
sayılmaz. Bilakis, Allah’ın kudretinin
dahilinde bulunan ve
aklen mümkün olan
şeylerdendir. Biliyorsunuz ya.
Hidra denilen hayvan
üç parça edildiği
halde her parçası
o cinsten müstakil
bir hayvan oluyor.
Fakat kolay kabul
edebilmeniz için sizin
düşüncelerinize de değer veriyoruz.
Bunu desteklemek (ve o âyetin
zâhiri mânâsını kuvvetlendirmek) için
de:
“KADIN
EĞRİ KABURGA KEMİĞİNDEN
YARATILMIŞTIR. BUNUN İÇİN SEN
ONU TAMAMEN DOĞRULTMAYA
ÇALIŞIRSAN KIRAR BIRAKIRSIN.EĞER BİR
MİKTAR EĞRİLİĞİ İLE
BERABER HOŞ GÖRÜRSEN
ONUNLA GEÇİNİP FAYDALANABİLİRSİN.” Hadisini zikrediyorlar. Ebû’s-Suûd tefsirinde
açıklandığına göre İbn
Mes’ûd ve İbn
Abbâs gibi bazı
biyük sahâbiler de bu hususu
açıkça ifade etmişlerdir.)
(Risale-i Hamidiye, s.297)
211. Mu’tezile fırkası
da bu cennetin
Yemen bölgesinde olduğunu
iddiâ ederler. Bunun sebebi
ise iki şeydir,
derler: Sevap yurdu olan
Cennet’e girenlerin bir
daha çıkmaması ve
orada dinî tekliflerin
mümkün görülmemesi. Fakat bu
te’vilin asıl sebebi
mu’tezilece bugün cennet
ve cehennemin yaratılmamış
olmasıdır.
Ehl-i
Sünnetçe açık deliller
gereğince cennet ve
cehennem bizzat yaratılmış
şeyler olduğu için:
“Cennet’e giren kimsenin
çıkmaması âhiret gününe
mahsustur. İmtihan için veya lütuf ve
şeref olarak ölmeden
önce giren zatların
çıkması mümkündür. Nitekim
Peygamber efndimiz de
Mi’raçgecesinde girmiştir. Allah’ı
tanıyıp birliğini kabul
etme teklifi ise
umûmi ve devamlıdır. Bilinmeyen bir
hikmetle Hz. Adem’in
bir cennet ağacından
yememekle emr edilmiş olması
önceden vaki olabilir.”
Diye mu’tezileye cevap
veririler.)
CEVAP: 6-
Hazreti Adem’e yerdeki
melekler mi yoksa
bütün melekler mi
secde ettiler tartışması
ve secde sonrası..?
İmam Taberi’nin
kaynakta naklettiği gibi
bu görüşde olup
“yalnız İblisin mahiyetindeki
meleklere secde emredildi. Onlar secde
ettiler. İblis etmedi.”şeklinde görüşler
varsa da ayeti
kerime hiçbir şüpheye
düşürmeyecek şekilde açıktır.
“Rabbin meleklere
demişdi ki ben
çamurdan bir insan
yaratıcıyım (yaratacağım). Onu
düzeltip ruhumdan
üflediğim zaman,derhal ona
secdeye kapanın. Meleklerin
hepsi, tüm olarak,
toptan secdeye kapandılar.”
Buyurulmaktadır (Sad. 71-72 -73) Böylece
bütün meleklerin hepsinin
topluca secde ettikleri
bildirilmektedir. Yine de
en doğrusunu Allah
bilir.
Secde ve sonrası
manzum bölümde geçmiştir. Ancak bu
hususu güzel bir
tertiple anlatan imam
Taberi’nin görüşlerini yine
kaynaktan okuyup tekrar
konumuza devam edelim.(58)
(58)(Can Adem’in
ayağı tırnağına erişip
hilkatı
tamam olduğunda Tanrı
Teâlâ buyurdu hulle
getirdiler. Adem giydi ve
keramet tahtı üzerine
oturdu. Feriştehlere emir geldiki:
“Ademe secde kılın”
buyurdu. Bazı taife
dediler ki,bu hitab
hâssaten yer yüzünde İblis’e
tabi olan feriştehlere
idi. Nitekim o ayette
de hitap bunlara
idi ki şöyle
buyurulmuştur.
(Sad, 71) إِذْ
قَالَ
رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ
إِنِّي
خَالِقٌ
بَشَرًا مِن
طِينٍ
Ve
bazı taife derler ki,
hitâb umumidir. Bütün yerler
ve gökler feriştehlerine. Buna delil
olmak üzere Allah
Teâlâ buyurur:
(Sad, 73) فَسَجَدَ
الْمَلَائِكَةُ
كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Yani,
“ bütün feriştehler secde
ettiler, ancak İblis
etmedi” Tanrı Teâlâ
Adem’e onu yerin
ediminden yarattığı için
Adem diye ad
verdi. Hemen bütün
feriştehler secde kıldılar,
ancak İblis kılmadı.
Secdenin
manası, Adem’e ta’zim
ve ikramdır. Taat ve
ibadet değildir. Zira
ibadet Allah’dan gayrıya
revâ değildir. Ancak
bu secde Allah
Teâlâ’ya ibadet ve
Adem’e ta’zim idi. Nitekim
Hak Teâlâ bize
buyurur. “Mescid de yüzünüzü Kâbe tarafına
dönün” Bizim secdemiz
Allah’a ibadettir. Ancak
burada Kâbe’ye ta’zim
ve keramet vardır.
Tâ ki Kâbe’nin
sair mekanlar üzerine
olan fazlı malum
ola. Onun gibi
feriştehlerin de secdesi
Allah Teâlâ’ya ibadet
ve Adem’e ta’zim
ve keramet idi.
Adem’i onlara kıble
yaptı. Ve secde
emretti ki. Adem’in fazlı
feriştehler üzerine malum
olmuş olsun.
Adem’i kıble
kılarak feriştehlere secde
etmelerini emredince feriştehler
hepsi secde ettiler.
İblis etmedi. Hak
Teâlâ İblis’e hitabetti ki: (Sad, 75)َ
قَالَ يَا
إِبْلِيسُ
مَا مَنَعَكَ
أَن تَسْجُدَ
لِمَا
خَلَقْتُ
بِيَدَيَّ
أَسْتَكْبَرْتَ
أَمْ كُنتَ مِنَ
الْعَالِينَ
{75}
Bir ayette
de şöyle buyurulur:
مَا
مَنَعَكَ
أَلاَّ
تَسْجُدَ
إِذْ أَمَرْتُكَ
(A’raf,
12)
(T. Taberi c.1 sh. 70)
Bu ayeti kerimedeki
“Lâ” harfi zaittir.
Bunun da manası
“Seni Adem’e secde
etmekten ne şey
menetti?” İblis ise, “Ben
ondan efdalım. Zira
beni sen, ateşten
yarattın, onu ise
topraktan. Benim aslım â’lâdır
ve ruşendir. Her şeyin
fazlı aslı ve cevheri
ile olur, dedi. Amma
İblis’in bu sözü
huccet değildi. Belki
kendi aleyhine huccetti. İblis onu
bilmedi ve dedi
ki:
(Sad ,76)
قَالَ
أَنَا خَيْرٌ
مِّنْهُ
خَلَقْتَنِي
مِن نَّارٍ
وَخَلَقْتَهُ
مِن طِينٍ
Yani,
“Beni sen yaratmadın”
demedi, lâkin, “Beni
sen yarattın ama
ateşten, ve Adem’i
topraktan” diyerek kendisini
ve Adem’i de yaratan Allah
olduğunu ikrar etti.Ama bu söz onun üzerine huccet oldu.Zira bu iki cevherden
âlâ olan Halik Teâlâ’nın ihtiyar eylediği ve üstünkük verdiğidir.Zira mahlukata
fazl-ı veren haliktir.Böyle olunca toprağı ateşten üstün kılmaya kadirdir.İblis
bu sözü söyleyince bütün feriştehlere İblis’in o gönlündeki küfür ki,Allah
Teâlâ onu biliyordu,âşikâre oldu.Hak Teâlâ ona la’net etti,feriştehler sıfat ve
sûretinden çıkardı.İblis suretine girdi.Halbuki daha önce güzel bir ferişteh
olup adı Azazil idi.Bu adı ve ferişteh suretini İblisten giderdi,adını İblis
koydu.Öyleki Hak Teala buyurur:Yani “Allah’ın rahmetinden uzak oluculardır”
Allah Teala buyurdu ki:Allah Teala İblis’e
“Çık” buyurduğu ,yerden yahut gökten veya bu cihandan çık demek değildir.Belki,bu
melek sûretinden ve bu feriştehlik halinden çık,iblislik haline gir
ki,feriştehlik benim rızam,iblislik ise hışmım ve gadabım halidir.Neuzübillahi
min zalik.Çünkü Allahu Teala feriştehlere Adem’i onların üzerine tafdili güzaf
olmadığını bildirmeyi dileyince Adem’e feriştehlerin bilmediği bir ilmi
öğretti,ta ki feriştehler Adem’in kendileri üzerine fazlı ilimle olup cevher ve
asılla olmadığını bilsinler. Kur’anda buyuruyor ki:
Her ne nesne ki yer yüzünde ve havada
vardır,ve her nesne ki onun adı vardır,yerden,gökten,denizden ve dört ayaklı
canavardan,kumdan ve sahralardan,yırtıcılardan ve yer yüzündeki yavru
kuzulardan,havadaki envayi kuşlar ki,her birinin adları başka
başkadır,ağaçlardan ve yemişlerden,ay’dan,güneşten ve yıldızlardan,şimşekten ve
yıldırımdan,ez cümle her nesne ki,yerde ve gökte ve yerle gök arasında her ne
ki vardır,cümlesinin isimlerini Adem aleyhisselama öğretti.Feriştehlerden hiç
kimse bu adları bilmezdi.Hak teala feriştehlere buyurdu ki: “Eğer gerçek sadık
iseniz bunların adlarını haber verin”.Nitekim buyurur:
Ondan sonra Allah Teala bu adları Adem’den
sordu.Adem hepsini haber verdi.Feriştehler mütehayyir kaldılar ve bu adları
bilmediklerini ikrar ettiler.Adem Peygamber bütün nesnenin adını haber verdi.Ve
feriştehlere de öğretti.Ta ki Adem aleyhisselamın fazileti onların üzerinde
olduğu bilindi.Ve bildiler ki,üstünlük ilimle ve hikmetledir,asılla ve
caevherle değildir.Feriştehlere Adem bu esma’yı haber verdiğinde Allah Teala
buyurdu ki: “Ben size demedim mi,o nesneyi ki gaybtan ben bilirim siz
bilemezsiniz.Ve derdiniz ki,bu halk fesatlık çıkarırlar ve kanlar dökerler
Lakin biliyordum ki bu halktan ilim ve hikmet gelecek.Ben sizin açıkladığınız
ve gönüllerinizde gizlediğiniz nesneyi bilirim.Aşikare ettikleri bu idi ki,bu
halk fesad edip kan dökerler.Ve gizledikleri o idi ki,hatırlarına şu gelmişti:
“Bu halkı topraktan yarattı ve ortası boştur.İbadete sabredemez.” Allah Teala
onlara bildirdi ki,fazilet ibadetle değildir,ilimdir.Sh.73(Tarihi Taberi cld.1
Sh.70-73)
CEVAP: 7-
Hazreti Adem’e secde
etmeyip lânetlenerek cennetten
kovulan İblis şeytan
kovulduğu cennete sonra
nasıl girebildi. Onlara yaklaşıp
vesvese verebildi? Yerde olduğu
halde mi göklerdeki
cennette bulunan Adem’e vesvese
verebildi yoksa, cennetin
kapısına yaklaşıp ordan
mı içeriye fısıldadı?
Evet bu iddialar
vardır. Gerçekte İblis
cennete hile ile
girerek onlara yaklaşmış
ve yakınlarından fısıldayarak
onları aldatmıştır. Şimdi burada
bu konunun izahına
başlamadan evvel İblis
Şeytan cin mi idi
, melek
mi idi tartışmasına
bir çözüm getirelim.
İblis şeytanın: cinlerden
mi yoksa meleklerden
mi olduğu hususunda
büyük müfessirler ( Kur’anı
tefsir ederek açıklayanlar)
arasında tartışmalar çıkmıştır.
Risale-i Hamidiye
kitabının bu tartışmaları
nakleden kısmını buraya
alıyorum; İblis’in
meleklerden istisna buyrulmasının
- İstisnâ-i munkatı’nın
uzak ve Zâhire
aykırı olması sebebiyle
-istisnâ-i muttasıl kabilinden
kılınması, Kur’an’ın belâgatinin
gereği olup, bu
da bir kaç
yönden izah edilebilir:
1-
Tağlibe dayandırmak. Bu
durumda İblis, aslında
cinlerden olmakla beraber
kendisi meleklerin sıfatlarına
sahip olarak tek
başına binlerce ve
hattâ milyonlarca meleğin
arasında bulunması sebebiyle
onlardan sayılıp, bunun
için de onların
bir ferdi istisnâ
edilir gibi istisnâ
buyrulmuş olur.
2-Âyette gizli
bir parça bulunduğunun
kabul edilmesi. Buna
göre de İblîs,
cinlerden olduğu halde
secde etmekle emredilmiş
bulunan yaratıklarda dahil
oluyor. Çünkü bu izah
şeklini kabul edenlerce
meleklerin emrolunduğu secde
ile cinlerde emrolunmuştu. Ama “Halkın
büyüklerinin bir zata saygı
göstermekle emrolunması, küçüklerinin
de bununla emrolunmuş
bulunacaklarını ifade etmesi
sebebiyle cinlerin emrolundukları açıklanmamıştır.” Diyerek,
(açıklanacak olsaydı bu
cümleye atfedilerek, “Cinlere
de: Secde edin,
dedik.” Buyurulurdu.) “fesecedû”
(Onlar da secde
ettiler.) cümlesindeki zamir,meleklere değil,
secde ile emr
olunmuş bulunan melek
nevi ile cin
nevine ait kılınıyor.
Bu durumda
“Secde ile emrolunanlar
secde ettiler. Ancak İblis
secde etmedi.” Denilmiş
gibi olur ki,
bu tabire göre
istisna-i muttasılın doğru
olacağı için bu
mânâya yorulan Kur’an
âyetinde de istisnanın
doğru olduğu anlaşılır.
İblis’in cinlerden
olduğunu kabul eden merhum
Hasan el- Basrî ile
Katâde ‘nin yolunu tutarak
Allâme Zemahşerî, birinci
açıklama şeklini kabul
ettiği gibi, merhum
Ebu’s-Suûd ‘un da
meylinin bu tarafa
olması bir kaç
yönden kuvvetlendirilebilir
:(Oraya başvurup düşünen
kimseye, bu husus
gizli kalmaz.)
570. Bakara
sûresi, âyet: 34. İblîs’in
cinlerden olduğunu kabul
edenlere göre “Cinden
idi de Rabb’inin
emrinden çıktı.” (Kehf
sûresi, âyet: 50) âyetinin
mânâsı açık olduğu
gibi buradaki “kâfirlerden
oldu.” Cümlesi, “İblis,
aslında cin ve
şeytanların kâfirlerindendi.
Bu cinâyeti onun
için işledi.” Demek
olarak önceki cümleyi
açıklayan bir parantez
cümlesi olacağı şüphesizdir.Nitekim Zemâhşeri,
bu tefsiri açıklamakla
yetiniyor.
Fakat merhum
Beyzâvi, Hz.Alî,İbn-i Abbâs
ve İbn-i Mes’ûd
gibi büyük sahabilerden
nakledilip, müfessirlerin çoğunluğunca
da kabul edildiği
gibi, İblis’in aslında
melek nevinden olup,
sonradan küfür ve
itâatsizlik ettiği için
sûretinin ve zâtının
değiştirildiğini kabul ve
tercih ediyor. Bu durumda emir
alma ve istisnânın
doğruluğu hiç de
izaha muhtaç olmayıp
yalnız “cinden idi
de Rabb’inin emrinden
çıktı.”âyetiyle ortaya çıkan
müşkülün halledilmesine lüzum
görülür ki, bu
da iki yönden
mümkündür:
1. İşâret
edildiği gibi “kâne”
kelimesinin, “sâre” (olmak) mânâsına yorulması. Buna göre,
“İblis, cinlere katıldı,
şekli değiştirilip, itâatsizliğe
sebebiyle bir cin
oldu.” Demek olur.
Eski milletlerde
maymun ve domuz
şekillerine çevrilenler olduğunun, Kur’an’da kaydedilmiş
bulunduğuna göre bunun
câiz olduğu şüphesizdir.Bilindiği gibi,
hakikatin ters çevrilmesi
diye buna denmez.
(Risale-i Hamidiye, S.
598)
2. Yine
Beyzâvi’nin tercih ettiği
gibi “Hareketçe cinlerden
ve nevice meleklerden
idi.” Diye tefsir
edilmesi. Buna göre
de “kâne” kelimesi,
ilk anda anlaşılan
mânâsına alınarak “Kendisi
meleklerden idiyse de
cinlerin ahlak ve
davranışlarına sahipti.” Demek
olur.
Not: Bu cevapların
ikisi de, âyetteki
“cin” kelimesini, ilk
mânâsında olduğu gibi
meleklerden ayrı olan
bilgimiz cinlere yorulmasına
göredir.
Bununla beraber
lügat mânâsı olan
“insanların gözlerinden gizlenmek”
tarafı düşünülerek meleklere
de cin kelimesinin
kullanılması doğrudur, Hattâ
“Bir de Mekke
kâfirleri Allah ile
cinler (melekler) arasında
tuttular bir hısımlık
uydurdular.” (Saffât sûresi,
âyet:158) âyetinde bu
mânâda kullanılmıştır. (Bu âyet,
melekleri (hâşâ)Allah’ın kızları
kabul ederek onlara
tapan müşrikleri reddetmek
için nâzil olmuştur.) Bir de
Hz. İbn-i Abbâs’tan
rivayet edildiğine göre
meleklerin doğup üreyen
bir kısmı olup,
bunlara cin denir
ki, cennetin kapıcıları
bunlardandır. İbn-i Abbâs İblis’i
de meleklerin bir
kısmından sayıyor. Bu ihtimallere
göre bu âyet,
diğerlerine zıt düşmez. Bu
takdirde “kâfirlerden oldu.”
Cümlesi de, “Allah’ın
ilminde kâfirdi “ veya
“Allah’ın emrini tenkide
kalkışarak kâfir oldu.”
Demek olur.
Şu kadar
ki, Beyzâvî’nin tercihi olan
bu görüşe göre,
meleklerin günahsızlığı hükmüne
şüphe düşüyor. Fakat
Beyzâvî bu hükmü
çoğunluğa yorarak “Nasıl
ki, insan nevinden
günahsız olmamak çoğunlukta
olup, içlerinde peygamberler
gibi günahsızlar bulunuyorsa,
meleklerde de böyle
günahsız olmayan bulunarak
pek az da
olsa küfür ve
itâatsizlik görülebilir.” Diyor.
Bunu kuvvetlendirmek için
merhum Siyelkûtî Ebu’l-Muîn en-
Nesefi’nin Akide adlı
kitabından açık tafsilât
nakletmiştir.
“Kâfirlerden oldu.” Cümlesindeki
“kâne” fi’li, “sare”
(olmak) mânâsına alınarak,
“İblis, Allah’ın emrini
kötü görüp tenkid
ederek kâfir oldu.”
Demek olunca bu
cümle, kendinden öncekine
atıf oluyor. “Fâ”
ile atfolunmaması, bu
küfrün sırf yüz
çevirip kibirlenmeye baplı
olmayıp, onun… “Ben
Âdem’den hayırlıyım; çünkü beni
ateşten yarattın.” (A’râf sûresi,
âyet: 12; Sâd sûresi, âyet:76)
sözünden de anlaşıldığına
göre kendisini Hz.
Adem’den üstün olduğunu
kabul ettiği için
bu emrin,aksine olması
gereğini ortaya atarak, iyi bir emir
olduğunu inkâr etmesinden
lâzım geldiğine işâret
ediyor.
Evet, çünkü
büyük müfessirlerin açıkladıklarına göre,
İblis yalnız secde
etmemekten dolayı kâfir
olmamıştır. Zira vâcibi terk
etmek , küfrü gerektirmez.
Lâkin Allah’ın
emirlerinden birini küçümsemeye,
hikmete aykırı görerek
kötülemeye cür’et etmek,
mutlaka küfrü gerektirir
ki, işte o
mel’un, her şeyi
fark ettiği halde
bu cür’etiyle kâfirlere
katılmıştır. (Allah
korusun!) (Risale-i Hamidiye,
s. 599)
Risalei Hamidiye’nin sözü burada
bitti.
Halbuki ayeti
kerime gayet açıktır. Şimdi beraber
okuyalım.Hani biz
meleklere: (Adem için secde
edin), demiştikde, İblis’den başkası
hemen secde etmişlerdi. O
ise cinden idi,
Rabbinin emrinden çıkıverdi”,
buyurulmaktadır.
Bir kısım alimler
demişler ki “melek ama
secde etmeyince cinden
oldu.” Başka bir kısmı
demiş ki:
“Melek
fakat gözle görülmediği
için, görünmeyen anlamında
cin denmiştir.”
Bunların hepsi çok
yanlış şöyle ki:
Yukardaki ayeti kerimede
açık olarak “O, cindendi.”buyurulmakla beraber,
ayrıca İblis Şeytanın
iddiası var: “Dedi:(
ben ondan hayırlıyım.
Beni ateşten yarattın
onu çamurdan yarattın.”(Sad, 76) Bu durum
bir diğer ayette
ise “cinne gelince onu
da (insandan) daha
önce dumansız ateşten
tarattık.(Hicr, 27) buyurulmaktadır.Şimdi insafla tekrar
okuyalım. Allah buyuruyor:
“Biz cinni dumansız
ateşten yarattık.” İblis
diyor: “Onu çamurdan yarattın, beni ateşten
yarattın. Ben ondan hayırlıyım.” Yine Allah (c.c.) :”O cinden idi
secde etmedi.” Buyuruyor. Şimdi burada
üç defa birbirini
pekiştiren, cinden olduğunu
açıklayan ayetler varken
aksini düşünmek nasıl
mümkün olur, bilemiyorum.
Ana konuya geçelim. Şimdi hatıra
şu geliyor. İblis cennetten
kovulduğu halde tekrar
ikisini şaşırtmak üzere
cennete nasıl girdi
veya dışardan nasıl
vesvese verebildi?
Bu
husustaki görüşler şunlardır:
Elmalılı Hamdi
Yazır tefsirinde şunları
naklediyor:
Hayye (yılan)
vasıtası ile girdi
diye bir kıssa
(hikaye) nakli şöhret
bulmuş ise de,
bunu eazımı müfessirin
rekik addetmişler. Ve
başlıca üç veçhile
cevap vermişlerdir.
1- Hasan
Basri hazretleri demiştir
ki: “Allahu teâla
vermiş olduğu bir
kuvvet ile yerden
semaya veya cennete
vesvese isal edebilmiştir.” Bu
manaya göre Hayye
(yılan) tabiri beşer
için yılan gibi
zehirnâk bir kuvve-i
hayatiyeden kinaye olması
söylenebilir.
2-Ebu müslimi
isfahani: bu cennetin
arz cennetlerinden biri
olduğuna kail olduğu
için, Adem ve
İblis ikisi de
cennette idi” demiş,
lâkin bunun suale
muntabık olmadığı zahirdir.
3- Bir
takım müfessirin de
demişlerdir ki, “Adem,
Havva bazan cennetin
kapısına yakın gelirler,
İblis de hariçten
gözetir, yaklaşırdı. Vesvese
bu suretle hasıl
oldu.” Herhalde ayetlerin delaletine
nazaran İblisin tard
ve ihracı, cihatı
erbaadan ilkai vesvese
imkânını selbeder bir
surette olmadığı anlaşılıyor.
Bunun için
vesveseye imkân bulup
o maksadla öyle
yaptı.” Ve emin
olun ben sizin
nasihatçılarınızdanım diye yemin
etti, ikisini de
aldatarak sarkıttı. Mertebi nezahatten
ekli şecereye(ağaçdan yemeye)
tenezzül ettirdi. (indirdi)”
Burada
Elmalılı hocamızın sözü
son buldu. Fakat hocamız
açık bir görüş
bildirmekten sakındı.
Yalnız, cennetin yerde
olduğu ve İblis’in
de kendileriyle beraber
yerdeki cennette bulunduğu
görüşünü reddetti. Yılan için
ise tevil cihetini
seçdi. “yılan gibi
zehirnâk olabilir” dedi.Ve
tardın vesvese veremeyecek
surette olmayıp hafif
olduğunu ve onun
için vesvese verebildiğini
söyledi(59) (K.E. Hamdi Yazır,
c. 3 s.2141)
Ahmed
Cevdet Paşa ise,
Kısası Enbiya kitabının
17. sayfasında şöyle
diyor. Şeytan ise
bir takrible cennete
girdi. Ve Adem
ve Havva yanına
vardı. Ve onlara vesvese
verdi. (Rabbiniz sizi o
ağaçtan niçin nehyetti
biliyor musunuz? Eğer siz
ondan yerseniz artık
sizin için ölüm
olmaz, ebediyyen cennette
kalırsınız) diyerek önce
Havva’yı ve onun
vasıtasiyle Adem’i aldatıp
ikisine dahi o
ağacın meyvesinden yedirdi. Bunun üzerine
Allahu Teala hazretleri
cümlesinicennetten çıkardı.
Yeryüzüne indirdi. Adem’i Hint
tarafına, Havva Cidde’ye düştü.(60)(Kısası Enbiya
c.1sh.17) Cevdet paşanın sözü
son buldu.
Şimdi bu husustaki
imam Taberi’nin kaynakdaki
görüşünü aynen alıyorum:
“Adem
Aleyhisselam’ın çıkmasına sebep
şudur ki; İblis
aleyhi lâne Adem
sebebiyle mel’un olup
rahmetten ümitsiz olunca,
Hak teala adını
suretini döndürdü. Ve cennet
hazinliğinden (
görevliliğinden) azlolundu. Bu yer
mülkünü ondan alıp
Adem’e verdi. Ve cennet
hazinliğini Rıdvan’a verdi. İblis
cennete girebilmek için
her tarafı gezerdi. Lâkin giremezdi. Zira Rıdvan
onu men ederdi. Yılan
o vakit cennet
kapıcılarındandı. İblis ile onun arasında
tam bir dostluk
vardı. İblis’e Allahu teala
lanet ettiği vakit
bütün feriştehler (melekler)
ve cennetin kapıcıları
ondan yüz çevirmişlerdi. Ancak yılan
iraz etmemişti (yüz çevirmemişti) Yine evvelki
gibi dostluk ederdi.
İblis her ne
zaman cennet kapısına
varır yılan ile
görüşüp konuşurdu. Adem’den haber
sorardı.. éO men olunduğu
ağaçtan yemedi mi?”
derdi. Yılan “Henüz daha
yemedi.” Diye cevap verirdi. Haber verilmiştir
ki,İblis yılanı aldattı
ve: “Bana yol ver
cennete gireyim, Adem’in
yanına varayım” dedi. Yılan
“Bu feriştehler seni
görürler, nice olur”
dedi. İblis dedi ki: “ağzını
aç. O ferştehlerden
geçinceye kadar içine
gireyim” dedi. Haber verilmiştir
ki, yılan gayet
güzel suretteydi. Dört
ayağı vardı.İblisi ağzına
alıp cennete girince
öyle ki feriştehlerden hiç
kimse onu görmedi. Nihayet Adem
aleyhisselamın yanına geldi. Adem
Havva ile taht
üzerinde oturmuşlardı.İblis
gelip onların yanlarına
oturdu. Ve hallerini
sordu.Adem Allah Tealaya
şükür ve tesbih
etti.İblis dedi ki:””Ben
sizin halinizi düşünüyorum.
Hakkteala sizi cennetden
çıkarsa gerektir. Adem
“nereden bidin?” deyince
İblis “o ağaçtan ki tanrı
men etti, ona ebedilik
ağacı derler. Kim ki o
ağaçtan yese cennette
ebedi kalır. Rabbınız ikinizi
başka şey için
değil. Ancak iki melek
olursunuz veya devamlılardan
olursunuz diye ikinizi
men etti. Ben şüphesiz
ikinize nasihat edenlerdenim,
dedi. “Hak Teala İblisin
bu sözüne vesvese
dedi…”(Tarihi Taberi terc. C.
1 sh. 75) İmam
Taberani’nin sözü burda
son buldu.
Risale-i
Hamidiye kitabında Hüseyin
Cisri efendi: Darvin nazariyesini
benimseyerek insan maymundan
oldu diyen zihniyete
cevap verirken: Onların
iddialarından, hayvanlardaki değişikliği
cevaplandırıyor ve Darvincilerin
iddialarına göre bilhassa
yılanın bazı uzuvlarının
kopmuş olduğu ve
halen, yılanlarda bu
kopuk yerlerin belli
bulunduğu iddiasına karşı
Hüseyin Cisri efendi
şöyle söylüyor:
Hazreti
İbni Abbas ile
İbni Vehb ve
diğer müfessirlerden rivayet edilen sözün olabileceği de
bundan (yılanlarda uzuv
değişmesi emareleri mevcut
olduğundan ) anlaşılıyor ki
şöyle demişlerdir: (yılan
dört ayaklı ve
güzel biçimli olarak cennetde
yaratılmış. Ve Hazreti Ademe
vesvese vermek düşüncesiyle cennete
giren İblis’e aracılık
etmiş olduğundan yeryüzüne
indirilmiş ve şekli
değiştirilerek derecesi düşürülmüştür) Kenzül esrar kitabında bu
şekilde kayıtlıdır.(61)
(61)( Uzuv
belirtilerinin görüldüğü diğer
neviler
hakkında da
buna benzer bir
söz bulunabilir. Ama diğer
nevilerde böyle bir
değişiklik olmadığından onlar
yaratıldıkları gibi kalmışlardır
ki, pek çok
neviler böyledir.
Şu durumda
bütün nesilere değişiklikle
hükmetmeniz ve bundan
gelişip türeme yolunu
çıkarmanız kesin ilim
ifâde etmeyen eksik
kıyastan doğan bir
zanna dayanıyor.(R. Hamidiye
s. 304- 305)
Hazreti Adem’in
yer kürenin dışında
bulunan Adn cennetinde
yaratıldığına alimlerin çoğunluğu
ve dünya göğünde
yaratıldığına merhum Süddi
( meşhur imam
İsmail elkûfi) kani
olmuştur.(55)
Bu nakillerden
anlıyoruz ki bir
yılan gerçeği var. Ve
imam Taberi okuduğunuz
gibi olayı gayet
güzel anlatıyor.
Biz de
şunu ilave edelim: Bu
işin en gerçeğini
Allah bilir. Fakat , şeytanın,
yılanın ağzına nasıl
girdiği yadırganıyorsa, bunda
yadırganacak hiç bir
şey yok; zaten
onlar yaratılış olarak
her şekle girebildikleri gibi,
küçülüp büyümeye de
müsaittirler. Burada ebu Hureyre
hadisini okuyalım. Resûlullah
efendimiz şöyle buyurmuştur… “Namaz için, ezan
okunduğu zaman, ezanı
duymamak maksadıyla arkasına dönüp
ses çıkara çıkara
sür’atle uzaklaşır. Ezan
bitince döner gelir.
Kamet okunmaya başlayınca
tekrar kaçar; kamet
bitince yine gelir,
insanın kalbine sokulur. Ona
aklında olmayan şeyleri hatırlatır
da insan, kaç
rekat kıldığını bilmez
hale gelir.” (Buhari,
Müslim)
Görüldüğü gibi insanın
ağzına değil, hatta
kalbine sokulup kaç
rekat kıldığını unutturur.
İkinci hadis ise
yine Ebu Hureyre’den
Rasulüllah efendimiz “Sizden biriniz
uykusundan uyanıp abdest
aldığında üç kere
sümkürsün! Çünkü şeytan burnun
yukarısı üzerinde beytutet
eder, geceler.” Buyurdu(Sahih-i Buhari
c. 3 s.146) Bu
üçüncü hadisi şerifte
ise Resulüllah şöyle
buyurur: “…şüphesiz şeytan
insan ( vücudunda)da deveran
eden (dolaşan ) kan
mesabesindedir. Ben sizin
kalblerinize şeytanın kötü
bir şüphe bırakmasından
korktum.” Buyurdu.
Buhari ve müslim(64)
(64)
Mü’minlerin anası Safiyye
bint-i Huyey radya’llahu
anhâdan
rivâyete
göre, şöyle söylemiştir:
Nebiyy-i Muhterem salla’llahu
aleyhi ve sellem: (Ramazanın son
on gününde) mescidde
i’tikâfda iken, Onu
geceleyin ziyârete gelmiştim. Onunla biraz
konuştuktan sonra avdet
etmek üzere ayağa
kalkmıştım. Hazre-i Peygamber de,
beni menzilime geçirmek
üzere, benimle beraber
kalkmıştı. (Ümm-i Seleme’nin odası
önündeki mescid kapısına
gelindiğinde) Ensârdan iki
kimse oradan geçiyordu. Peygamber aleyhi’s-selâm’ı görünce
sür’atle yürüdüler. Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem bunlara:
“Acele etmeyiniz. Yanımdaki kadın,Huyeyin
kızı Safiyye’dir, buyurdu.”
Bunlar:
- Sübhânâllah! Hakkınızda
hayırdan, hüsn-i zandan
başka ne düşünebiliriz, dediler. Resûl-i Ekrem:
-“
Şeytan insan(ın vücûdun)da
deveân eden kan
mesâbesindedir. Ben sizin kalblerinize
şeytanın kötü bir
şüphe bırakmasından korktum.”
Buyurdu.(Riyazüssalihin C.
1 d. 3 sh.
348-349) (Hadisi, Buhari ve
Müslim Rivâyet etmişlerdir.)
Yukarıdaki hadislerde de
gördüğümüz gibi şeytan,
bütün geceyi bir
insanın burnunun üst
tarafında o daracık
yerde geçirebiliyor. Ve insanın
kanında kan gibi
dolaşabiliyor. Böyle olunca yılanın
ağzına girmesi gayet
normaldir.
Bilhassa yerden göğe
veya cennetin dış
kenarından içerdekilere vesvese
vermesinden, fısıldamasından çok
daha makul ve
akla yatkındır.
Hatıra şöyle
bir sual gelebilir. Cennette hayvan
olur mu? Evet
buna cevaben 39
no.lu kaynakdaki ayeti
kerimenin mealini okuyalım.
“Sizin için yeryüzüne
davarlardan sekiz çift
indirdik. Onlardan
yararlanın.”(Zümer, 6)
Ve dördüncü
hadisi şerifte Büreyde
(R.A.) şöyle rivayet
etmiştir. “Adamın biri
Resulüllah efendimize sual
sorarak: - ya Resulellah cennet
te at var
mıdır? Dedi. Rasulü ekrem
buyurdu ki:- Allah
seni cennete koyarsa, orada
kırmızı yakuttan bir
ata bindirilmeni ve
o atın cennette
seninle dilediğin yere
uçmasını, dilediğin takdirde
behemehal yapar. –bu arzunu
yerine getirirsin.” Bir
başka adam da
Rasulü Ekreme sual
sorarak - “Ya Resülellah
cennette deve var
mıdır.?Rasulü Ekrem bu
adama, arkadaşına söylediğini
(aynen) söyledi ve
şöyle buyurdu “Allah
seni cennete girdirirse
orada senin canının
çektiği ve gözünün
hoşlandığı her şeyin
olacaktır.”(Tirmizi cild. 4 sh.
316)
Başka bir incelik
te: İblis bu
ağaç, diye yanındaymış
gibi hitap ediyor. Bundan da
İblisin cennetin içine
girdiği ve yanlarında
olduğu iyice anlaşılıyor.
CEVAP: 8-9
Hazreti Adem ve
Havva’nın yedikleri yasak
ağaç ne idi?
Bu mevzuda
da pek açıklık
olmadığından: Tevrat ehli ve
bazı alimlerimiz “Buğdaydı ama
her tanesi sığır
böbreği kadardı. Çok
lezzetliydi” demişler. Bazı
alimlerimiz üzüm, bazıları
incir demişler.Hıristiyanlar ise, bu
ağaç “mecazdır. Asıl
anlatılmak istenen Adem’le
Havva’nın cinsel yaklaşması” demişler
ve onun için
halen rahib ve
rahibeler evlenmiyorlar, bekâr
yaşıyorlarmış.
Hıristiyanların bu görüşlerini
doğru bulmuyor ve
diyoruz ki: Hazreti Adem
ve Havva cennette
melek gibi yaşıyorlardı. Dünyaya indikten
sonra evlendiler.
Buradan ağacın
ne olduğu hususunda
çeşitli görüşler vardır. Fakat
ağacın ne olduğu
pek mühim değil; ancak
şu kadar ki;
bu ağaç cennetteki
mutlak hürriyeti biraz
kısıtlayan ve imtihana
vesile olan bir
ağaçtı. Bu husustaki görüşleri
yine geniş şekilde
kaynaktan okuyup tekrar
dönelim.(66-67)
66- (Cenab-ı
Allah Ademe buyurmuş
ki zevcinle beraber
bu cennette sak,in
ol ve bundan
bol bol yiyiniz nerde
isterseniz orada yeyiniz
ve fakat şu
ağaca yaklaşmayınız, bundan yemeye kalkışmayınız
ki zalimlerden olursunuz.ZULÜM,haddini tecavüz edip bir
hakkı mevzunun gayriye koymaktır.Demek ki Cenab-ı Hak Adem’e Cennette büyük bir
hürriyet vermekle beraber ona yine bir had tayin etmiş ve ona yaklaştıkları
taktirde zalimler zümresine dahil olacaklarını da bildirmiştir.Bu,şunu tahsis
eder ki hilafeti Adem’iye mutlak değildir.Ve bunun bir haddi mahsusu vardır ki
tecavüzü zulümdür,o haddi ta’yin eden bu şecere ne idi?Doğrusu bunu Allah Teala
Kur’anda bize ismile bildirmemiştir ve ancak bunun Cennette bir şecerei
muayyene olduğunu ve salâh-ü saadeti Adem’in tağyirine sebep olmak hassası
bulunduğunu ifham etmiştir,demek ziyadesini bilmemizde indallah bir faide
yoktur.Ve şimdilik mümkün değildir,ve muhakkıkini müfessirinin muhtarı
budur.Maamafih buğday veya üzüm veya incir olduğu hakkında bazı rivayetlerde
vardır.Ehli Tevrat “bür “ yani buğday demişler,Vehb İbni Yemaniden de: “Fakat
öyle bir cennet buğdayı ki danesi sığır yüreği gibi,kaymaktan lezzetli,baldan
tatlı diye bir tabir menkuldür.İbni Abbas ve daha bazılarından “sünbüle” diye
mervidir. “Dünyada evladına rızk kılınan sünbüledir” tabiri dahi
naklediliyor.İbni Mes’uddan asma,üzüm ağacı ve bazılarından incir tabiri varit
olmuştur.Bu miyanda şu tabir de vardır: “Bu öyle bir ağaçtır ki melaike hulüd
için bununla kaşınırlar”. Bunların bir manayı temsili ifade ettikleri de
zahiridir.Nitekim Cennet meyvelerinin teşabbühü meselesi sebk
etmişti.Hıristiyanlardan mervi olan telakkiye göre bunun kadınla erkek arasında
mukareneti cinsiyeden kinaye olduğudur.Nasraniyetteki rehbaniyet yani
evlenmemek,evlenmemeyi ibadet ve sevap itikat etmek kaziyyesinin bu telakki ile
alakadar bulunduğu da zannalunur.Lakin Kur’anın nassı buna müsait
görünmüyor.(Elmalılı C.1 sh.322)
67-
576-
“Haysü şi’tümâ”,
“eki” (yemek) maddesinden türemi,ş olan “küla” (yiyin) fi’linin zarfı olup,
yemenin umumi kılındığını ifade eder. “Süknâ” fi’linin umumiliği ise,mutlak
olarak Cennet’in mefül kılınmasından anlaşılır.
577- Men edilen ağacın
belirtilmesinde ihtilaf vardır.Meşhur olan görüş,buğday ağacı olduğudur.
“şecere” kelimesi,dalları birbirine karışan bitkilere de kullanılır.Kur’an’da
kabağa “Şecereten min yaktin”(kabak cinsinden bir ağaç;Saffat sûresi,ayet:146)denmiştir.)Fakat
o ağacın üzüm veya incir ağacı olduğunu da kabul etmişlerdir.(Bu ağacın
belirtilmesinde bir fayda olmadığı için Kur’an’da belirmemiştir.Bunun için de
bu konuda susmamız daha uygun görünüyor.)
578-“Ve lâ takrebâ”
“kirbân” (taarruz ve tecavüz) maddesinden türemiştir.Çünkü bu fiil dördüncü
babdan bu manadadır. “Kurb”(yakınlık)kelimesi ise beşinci babdandır.Sıhâh’ın
yazarı bu şekilde farkı açıklamış ve bu da merhum Ebu’s-Suûd tarafından kabul
edilmiştir.Fakat Beyzavi, “Bu ağaca yakın olmayın”manasına alarak,bu tabiri
mübalağa ve te’kid kabilinden sayıyor.Zira maksat alıp yemekten men etmek
olduğu halde o ağaca yaklaşmanın yasaklanmış olması iki yönden nehiyde mübalağa
ifade eder:1-Yemeye sebep olan şeylere bile izin vermemek. 2-Yasaklanan şeylere
yaklaşamamanın , umumiyetle meyline sebep olup,onları işlemeye götürdüğüne
işret etmek.Çünkü bu yaklaşma ile meydana gelen meyil,kalbi istila ederek
insanı akıl ve dinin gereğinde tamamen alıkoyar,bütün duygularını
kaplar.Nitekim “Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder,(yani onun kusurunu
görmez ve ona kapılmaktan men edenlere kulak asmaz olursun.)” hadisi,bu durumu
iyice canlandırıyor.)Bu bakımdan namusluluk ve takvayı koruma kaygısında olan
kimse için en önemli vazife,bu meyli meydana getirecek yaklaşma ve karışmadan
son derece sakınmaktan ibarettir.Bundan şüphe yoktur.(Risalei Hamidiye sh.602)
Ancak kanaatımızca ayeti
kerimelerin akışından
anladığımıza göre yasaklanan
bu ağaç, şehveti
tahrik edici bir
güce sahip olmalı. Çünkü
yeyince birbirinin avret
mahallerini görmeye başlayıp
utandılar. Hemen cennet
yapraklarıyla örtündüler.
Ve “
ya rabbi
nefsimize zulmettik” dediler. Ve
yere indirildiler. Yüz
yıllardan sonra buluştular. Ve evlendiler
çocukları yeryüzünde olmaya
başladı. Çoğaldılar. Cennette
evlendiklerine dair hiçbir
kaynak yoktur. Cennette evlendiler
diyenler, şu ayetleri
okusunlar.”Sonra Şeytan, ikisine de,
onların kendilerinden örtülmüş
olan, çirkin yerlerini
onlara açıvermesi için vesvese
vermeye başladı. Ve
-Rabbiniz sizi bu
ağaçtan nehyetmedi, ancak
iki melek olacağınız
veya ebedi kalacaklardan
bulunacağınız için yasakladı
dedi”(A’raf-20)
“Ve onlara
yemin etti ki ben muhakkak
sizin için elbette
nasihat
edenlerdenim.”(A’raf, 21)
“Artık onları
batıl sözlerle aldattı. Vaktaki ağaçtan
tadı verdiler. O kapalı , gizli
yerleri kendilerine görünmeye
başladı. Onların üzerine cennet
yapraklarından kat kat
örtünüverdiler. Ve Rableri ise
onlara nida etti
ki: Sizi bu ağaçtan
yasaklamış değilmiydim. Ve size
şüphe yokki Şeytan
apaçık düşmandır, dememiş
miydim”(Hicr, 27-28-29-30-31)
Görüldüğü gibi evlenmekle
ilgili cinsel yerleri
kendilerine örtülü idi.
Öyle şeyler hiç
hatırlarına gelmiyor. Melek gibi
yaşıyorlardı.(68)
(68)
(Bu iskân ve
tebliğ üzerine: Şeytan kendilerinden
örtülüb gizlenen kötü
yerlerini meydana çıkarmak;Avret mahallerini
açmak için ikisine de
bir vesvese verdi. Adem
ve Havvâ bu
lâhzaya kadar hılkatlerinde kendilerini
utandıracak ve tiksindirecek
çirkin pis şeylere
mahalli sudur ve
zuhur olacak kötü
yerlerini ne kendilerinden
ne de birbirlerinden görmüyorlar
ve hattâ bilmiyorlardı. Settarül’uyub olan
hâlık taâlâ evvel emirde onu setr
etmiş kendilerinden gizlemiş idi.Bir rivayete göre bir nur ile nazarlarından
mestur idi,diğer bir rivayette de tırnak kabilinden bir örtü ile mestur idi. Ve
bunun için fıtratı ûlâ mucebinde Cennette olan Adem ve Havva’ya
mestur(örtülü)olan ayıp yerlerini açmak için bir vesvese vermiştir.
VESVESE aslı lugatte hışırtı,fışırtı,fısıltı
gibi savti hafiy demektir.Bu münasebetle gönülde tevali ve tekerrür eden gizli
söze vesvese ve bir nefse böyle bir söz ilka etmeğe de vesvese vermek ta’bir
olunur. Şeytan , Adem’e ve Havva’ya böyle bir vesvese verdi, ve dedi ki
rabbınız sizi bu şecereden başka bir sebeple değil,ancak iki Melek
olacağınızdan veya muhalled kalacağınızdan dolayı nehyetti:Yani bundan yerseniz
ya yemek içmek ihtiyacından Melekler gibi müstağni olursunuz,yahud ölüm yüzü
görmez müebbet kalırsınız diye bir taraftan onları Adem’e secde ile me’mur olan
Melekleri imrendirmek,bir taraftan da sebebi maddinin takdiri ilâhiyi tağyir
edebileceği şüphesi ile hercibâdâbâd bir hulûd ve baka sevdasına düşürmek
istedi.(Elmalılı C.3 sh.2139-2140)
Şeytan önce yasak
olan ağaçtan yedirdi. Ve
kapalı yerleri görünmeye
başladı. Cennet yapraklarıyla
hemen örtündüler.
Hıristiyanlara burada
güzel bir cevap
var. Onlar evlendi diyorlar. Ve
Adem cennetten evlendiği
için çıkarıldı diyerek
halen din adamları
kiliselerde bekâr yaşıyor!
Evlenmiyorlar.
Ayeti kerimede : “ Onlar
ağaçtan tadınca gizli
yerleri kendilerine görünmeye
başladı” denilmektedir.
Şöyle denilseydi “Onların avret,
gizli mahalleri kendilerine
görünmeye başlayınca yasak
ağacı tattılar” Bu
defa hıristiyanların görüşüne
bir ihtimal olabilirdi.
Onun için
diyoruz ki bu
ağaç şehveti tahrik
edici ve o
hissi uyarıcı olabilir. Onun yeriyse
dünya olmalı ki
yer yüzünde evlendiler
ve çoğaldılar. Şimdi şu
ayeti kerimeyi okuyalım..
فَأَزَلَّهُمَا
الشَّيْطَانُ
عَنْهَا
فَأَخْرَجَهُمَا
مِمَّا
كَانَا فِيهِ
وَقُلْنَا
اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ
لِبَعْضٍ
عَدُوٌّ
وَلَكُمْ فِي
الأَرْضِ
مُسْتَقَرٌّ
وَمَتَاعٌ
إِلَى حِينٍ
“Derken şeytan ikisini
ondan “Adem’le Havvayı
cennetten kaydırdı, ikisini
içinde oldukları ( nimetli
güzel. Yerden çıkardı. Biz de
dedik ki. Bazınız bazınıza
düşmanlar olarak inin. Yerde
size yerleşmek ve
bir zamana kadar
menfaatler vardır.”(Bakara, 36)(69)
Bu ayeti
kerimede dikkat edeceğimiz
hususlar şunlardır. “Şeytan
o ikisinin ayağını
kaydırdı, bulundukları yerden
çıkardı. Biz de yeryüzüne
birbirinize düşmanlar olarak
inin dedik.” Görüldüğü gibi
bu ayette Havva
annemizden iki defa “ O
ikisini kaydırdı çıkardı”
sonra “Hepiniz birbirinize
düşmanlar olarak, yere
inin dedik.” Buyurmakta. İkil olan
şahıslar çoğul olmaktadır.
Malum olan ikiden (Adem
ile Havvadan) sonra
ilave edilenler kimlerdir? Şüphesiz üçüncüsü
İblis Şeytandı bir
daha girmemek üzere
cennetten kovuldu. Semaya her
çıkmak istediğinde, gök
taşları ile taşlanır.(Hicr, 17-18) Dördüncüsü ise
İmam Taberi’nin dediği
gibi yılandır.(36)
36/a-b-c:(Nitekim
Allah
Teâlâ Kur’ânda buyurur
ki:
“Nitekim
sizi bu ağaçtan nehyetmedim mi? Ve bu İblis sizin
düşmanınızdır,demedim mi?”Hemen Hak Teala İBLİS’İ DESTURSUZ CENNET’E KOYDUĞU
İÇİN YILANA LA’NET ETTİ VE ONUN SÛRETİNİ DEĞİŞTİRİP AYAKLARINI KESTİ VE KARNI
ÜZERİNE YÜRÜTTÜĞÜ TAÂMINI TOPRAK KILDI VE BUNLAR BİRBİRLERİNE DÜŞMAN OLDULAR
.DÖRDÜNÜ DE ALLAH TEALA CENNETTEN ÖIKARDI.ADEM’İ,HAVVA’YI YILANI VE İBLİS’İ.Bunun
üzerine yılana ceza olarak taâmını toprak ve karnı üzerinde yürümek
kıldı.Havva’yı hayz görüp çocuk doğurmakla cezalandırdı.Zira Adem’e delalet
ederek o ağaçtan yemesine vesile oldu.Ve onları bu dünyaya gönderdi.Nitekim
Kur’an-ı şöyle buyurur: “Dördünüz de yere inin
ve yerde karar edin ve bibirinize düşman olun”,Adem ve Havva İblis’e
düşman ve İblis onlara düşman,Adem ve Havva yılana düşman ve yılan Adem’e ve
Havva’ya ve bunların oğullarına düşman.Yer yüzüne indiklerinde her birisi bir
tarafa düştüler.Adem Hindistan’da bir dağa düştü ki,adı Serendip idi ve Havva
Cidd’ye düştü.İblis Übülle’ye,yılan da İsfahan’a(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.77)
Eğer bazılarının dediği
gibi : Hz. Adem’in
doğmuş çocuklarından dolayı
çoğul olsaydı: Bir ailenin,
babası, annesi ve çocuklarına; “Birbirinize düşmanlar
olarak inin” şeklinde,
bir ailenin fertlerini
birbirine düşman edecek
olan bu emir
verilmezdi. En azından bu
emir: “Annen,
baban veya onlardan
biri yanında ihtiyarlarsa
onlara üf bile
deme” (İsra, 23) ayetine aykırı
olurdu. Allah Teala yakın
akrabayı gözetmeği , sılai
rahmi vacib kılmıştır. Bundan da
anlıyoruz ki: Hz.
Adem ve Havva
yalnızlardı, bir de
açık düşmanları İblis
ile kendilerinin ve
soylarının düşmanı olan
yılan vardı.
Zaten ağaçtan yer
yemez Cennetten Dünyaya,
ayrı ayrı yerlere
indirildiler. Hz. Adem Hindistan’a
Havva annemiz Cidde’ye,
İblis Übülle’ye yılan
da İsfahan’a ayaksız
biçimde inmişti. (37)
Haber verilmiştir ki,
Adem aleyhisselâm Nisan
ayının onbeşinde yere
indi. Nisan Rumîler hesabınca
olup Cuma gününe
tesadüf etmişti. Adem’in cennette
yaratılması ve yere
inmesi Cuma gününden
yedi saat geçince
idi ki o
cihanın günlerinden bunlar
hepsi bir günde
oldu. Dördü beraber yere
inip, ayrı ayrı
yerlere düştüler. Yukarıda
da geçtiği gibi,
Adem Hindistan’a Havva
Cidde’ye düştü. Cidde Mekke’den
yedi fersenk yoldur. Deniz
kanarındadır. İblis Übülle adında
bir şehre düştü. Yılan
İsfahana düştü.Dünyada en
yüksek dağ Adem’in
üzerine düştüğü dağdır.
Adem o dağ
başında oturdu. İlk
gün feriştehlerin tesbihini
işitirdi ve kendi
günahı için ağlardı.
Kırk gün taâm
yemedi. Allah Teâlâ
Adem’in helâk olmasını
dilemedi ki o,
cennette yiyip asî
olduğu buğdayı bir
kese içinde Cebrail
ile gönderdi ve
buyurdu ki: “Senin
evlatlarının taâmı budur. Buğdayı ek ve biç
ve döğ de ye”
. Adem aleyhisselâm buğdayı
ekti. Hemen o
günde bitti. O
buğdaydan yedi de
ömrü oldukça yaşadı. Cebrail aleyhisselâm
Adem’e öğretti dağ
eteğinde değirmen düzdü. Buyurdu ki,
o buğdayı değirmende
öğütsün de un
olsun. O da öğütüp
un olunca, buyurdu
ki hamur ede.
Ve bir yeri
kazıp ateş yaka
ve hamuru onun
içine bırakarak pişirip
yiye. Havva acıktıkça elini
denize sokar, bir balık
çıkarır ve güneşte
kızmış bir taş
üzerine bırakır ve
yerdi.(Tarih-i Taberi terc.
C.1 s. 78)
Yüzlerce yıl
ayrı ayrı göz
yaşları döktükten sonra
Adem ve Havva’nın
tevbeleri kabul oldu
da Arafat dağında
buluştular.
Cennette evlendi diyenlere
sorarız. Orda kaç çocukları
oldu, bu çocuklar
dünyaya indiklerinde, kaç
tanesi babalarının yanında
kaç tanesi annelerinin
yanında kaldılar? Görülüyor ki
bu suale cevap
vermek imkânsızdır,çünkü bunların
dediği gibi evlilik
cennette olmamıştır.
(40)
(Allah
Teâlâ Cebrail’i
Adem’e gönderdi, dedi
ki: “ Allah Teâlâ buyurdu.
Bu evi tavâf
et ki, bu
benim evimdir, tâ
ki senin gönlün
sükûnet bula. Feriştehler Arş’ı
tavaf ettikleri gibi
sen de bu
evi tavaf et” Cebrail
aleyhisselâm menasik-i haccı
Adem aleyhisselâma öğretti
ve Arafat’a çıkmayı
emretti. Adem aleyhisselâm kendi
melâletinden Havva’yı anmazdı. Havva’nın da
Cidde ‘de hatırı
melûl oldu. Kalktı dağlardan
tarafa gitti. Mekke tarafına
müteveccih oldu. Ve lâkin
kendisi ne tarafa
gittiğini bilmezdi. Arafat dağlarına
erişince Adem’i gördü. Adem
aleyhisselâm da onu
gördü. Birbirini tanıdılar.
Adem aleyhisselâm ile
Havva arasında ayrılıktan
sonra o dağlarda
marifet hasıl oldu. Onun
için Arafat dağları
dediler. Adem aleyhisselâm haccı
tamam edince Mekke’de
eğlenmedi. Hemen yine Beytü’l
Ma’mura gelip tavaf
eyledi ve veda
etti. Hz. Havva’yı yanına
alarak Hindistan’a gitti. Bir dağa vardı
ki, gökten ilk
kez o dağa
inmişti. Ertesi sene yine
o vakit olunca
Adem aleyhisselâm o
evi arzuladı. Hindistan’dan yine Mekke’ye
gelip Beytü’l Ma’mur’u
tavaf etti. Arafat’a çıktı
ve menasik-i haccı
tamam edip yine
Hindistan’a geldi. Kırk yıl
bu vecihle hac
vaktinde Mekke’ye gelip
hac eder yine
Hindistan’a giderdi. O zaman
ayağını her nereye
bastı ise bugün
o yerlerde şehirler
kurulmuştur. İki adımı
arasında kalmış olan
yerler şimdiki halde
kırlar ve tenhalıklar
oldu. Onun bir adımından
bir adımına kadar
üç günlük yoldu. O
ev tâ Nuh
zamanına kadar yeryüzünde
kaldı. Nuh tufanı olunca
Hak Teâlâ o
evi dördüncü kat
göğe çıkardı.Ve bir
dağa emretti ki ,
gelip o evin
yerinde durdu. Ta ki
azap suyu yerine
erişmesi için. O dağ
orada İbrahim aleyhisselâm vaktine
kadar durdu.. Hiç kimse bilmedi
ki, o evin
yeri nerededir.İbrahim aleyhisselâmın devri olunca
Allah Teâlâ o
dağı oradan kaldırıp
yine yerine iletti.. Tâ
ki o yer
İbrahim’e ma’lum olsun.
İbrahim’e o
evin yerinde Ka’be’ye
taştan bina etmesini
emretti.
“Bazıları derler ki,
o ev gökten
inmemişti, Allah Teâlâ’nın emri
ile Adem aleyhisselâm kendi
binâ etmişti.( Tarih-iTaberi
terc. C.1 s. 80)
Hz. Adem’in
zürriyetinin,soyunun
çoğalmasını, hatta kendinin
vefatından sonra kıyamete
kadar, gelecek bütün
çocuklarının, kendine gösterilmesini Hz.
Adem ve Hz. Şit’in
peygamberliğini, Hz. Adem
babamız ile Havva
annemizin nerede vefat
ettikleri ve kabirlerinin
nerede olduğunu: İmam Taberi
çok güzel bir
üslupla akıcı bir şekilde
anlattığı için aynen
alıyorum.
هُوَ
الَّذِي
خَلَقَكُم مِّن
نَّفْسٍ
وَاحِدَةٍ
وَجَعَلَ
مِنْهَا زَوْجَهَا
لِيَسْكُنَ
إِلَيْهَا
فَلَمَّا تَغَشَّاهَا
حَمَلَتْ
حَمْلاً
خَفِيفًا فَمَرَّتْ
بِهِ
فَلَمَّا
أَثْقَلَت
دَّعَوَا اللّهَ
رَبَّهُمَا
لَئِنْ
آتَيْتَنَا
صَالِحاً
لَّنَكُونَنَّ
مِنَ
الشَّاكِرِينَ
“ Hamli ağırlaşınca Âdem ile Havva her gün Allah’a dua
ederlerdi ki, eğer bu oğlanın azası dürüst olursa sana şükr ederiz.” (Araf 189)
فَلَمَّا
آتَاهُمَا
صَالِحاً
جَعَلاَ لَهُ
شُرَكَاء
فِيمَا
آتَاهُمَا
فَتَعَالَى اللّهُ
عَمَّا
يُشْرِكُونَ
“Azası dürüst doğduğunda o oğlanda
ortak kıldılar ve adına Abdulharis koyup onu İblis’e kulluğa verdiler.İblis’in
yeryüzünde Hazreti Âdem’i aldattığı şey bu yüzden olmuştu.(Araf 190)
Bunun manası öyle değildir ki,orada küfür ile şerik kılalar.Belki bu şu
vecihledir ki,bir dost bir dosta “Benim oğlum senin kulundur” der.O hemen onun
kulu olmak lazım gelmez.Ve lakin dostluk sebebiyle birbirine böyle
derler.Hz.Âdem mürsel peygamber idi,kadri yüce idi.O nun hakkında şirk
zannetmek reva değildir.Lakin Allah’u Teâlâ Adem’den bu işi beğenmedi.Gerçi bu
sehl bir şey idi.Lakin Allah Teâlâ bunun terkini evla addetti,gayet azim günah
saydı.Zira peygamberlerden sagayir,günah-ı kebair mertebesinde
olur.Zira,onların mertebesi a’lâ ve şanları azimdir.Bazıları derler ki,Âdem’le
Havva’nın evlatları helak olunca Âdem aleyhisselâm Havva’ya “üzülme henüz
yiğitleriz,birbirimizle yine yatalım duralım,oğlanlarımız olsun”dedi.Allah
Teâlâ “Evladı yatmaktan ve durmaktan mı bilirsin?” diye Adem’in o sözünü şirke
hamletti.O oğlan vefat edince Allah Teala Adem’e bir oğlan daha verdi.Adını Şid
koydu.Hz.Adem’den sonra peygamber oldu ve Hak Teala onu yeryüzüne halife
kıldı.Şid’den Allah Teala Hz.Adem’e çok oğlanlar verdi.Hepsi uzun ömürlü
idiler.Adem aleyhisselâmın çok evladı oldu ve oğulları arttı.Her batın ikiz
doğardı.Biri erkek ve biri dişi olurdu.Gittikçe zürriyeti arttı.(Tarih-i Taberi
Terc.C.1 S.87)
İblis lanetullahi aleyhi Allah Teala’ya
münacaat edip Allah Teâlâ
kıyamete kadar ona
ömür verince, hemen
İblis sa’yetti ki
Adem’i ve Adem’in
oğullarını azdıra. Evvelâ Adem’in
yanına geldi. Ve onunla
dostluk kurmak istedi. Dedi
ki: “Ya Adem,
Tanı Teâlâ senin
yüzünden be rahmetinden
uzaklaştırdı ve bu
mülkü benden aldı
sana verdi. Ben bundan
sonra seninle dostluk
edecek ve senin
hizmetinde olacağım.”
Adem’le Hindistan mülkünde
bir yerde idiler. Adem
dedi ki: “Nasıl
olsa burada bununla
yaşayacağım. Hiç olmazsa bununla
müdârâ edeyim” Adem’i şunun
için aldattı ki, Adem’in
Havva’dan bir oğlu
doğardı. Bir yıl yaşayıp ölürdü.Dördüncü oğluna
hamile olunca İblis
Hz.Adem’e “Ya Adem, ben
senin oğlanların için
pek melûl olurum
ki, doğan tez
helâk olur”. Adem aleyhisselâm: “Hüküm Allah’ındır. Öldürmek onun
elindedir ve diri
kılan O’dur”.İblis “Benim
hatırıma şöyle geliyor
ve hem fal
tutarım ki, bu Havva’nın karnındaki
oğlan gökçek suretli,
azası tamam ve
ömrü uzun ola” dedi. Adem Aleyhisselâm , “Allah’dan ümid
ederim ki, öyle
ola” deyince İblis
“Eğer bu benim
dediğim gibi oğlan
doğarsa, bana bağışlar mısın”, dedi. Hz. Adem ”Bağışlayım” cevabını
verdi.İblis, “Adını benim
söylediğimi koymalısın”. Adem:
“Öyle koyayım” dedi. İblis’in adı
Hâris idi. “Onun adını Abdülharis
koy” dedi.Adem “Öyle
olsun” dedi. Adem’in güzel
suretli, dürüst endamlı
bir oğlu doğdu. İblis “Ya Adem , gördün
mü benim falım
rast geldi” dedi.İmdi benimle
kıldığın vadeye vefa
kıl. Bu oğluna benim
kulum de. Tâ ki benim dahi
bu oğlundan nasibim
ola, hem senin
ve hem benim
ola”. Adem aleyhisselâm Abdulharis
diye isim koydu. (Tarih-i Taberi terc.
C.1 s.86)
Allah Teâlâ
Kur’anda buyurur:
هُوَ
الَّذِي
خَلَقَكُم مِّن
نَّفْسٍ
وَاحِدَةٍ
وَجَعَلَ
مِنْهَا زَوْجَهَا
لِيَسْكُنَ
إِلَيْهَا
فَلَمَّا تَغَشَّاهَا
حَمَلَتْ
حَمْلاً
خَفِيفًا فَمَرَّتْ
بِهِ
فَلَمَّا
أَثْقَلَت
دَّعَوَا اللّهَ
رَبَّهُمَا
لَئِنْ
آتَيْتَنَا
صَالِحاً
لَّنَكُونَنَّ
مِنَ
الشَّاكِرِينَ
“Bu
çokluğunuz ki, şimdiki haldesiniz. Sizi bir
nefisten yarattım ve
hem onun eşini
kendinden yarattım. Tâ ki
hatırı hoş ola”.
“Adem
aleyhisselâm eşi ile
birleşince eşi Adem’den
hamile oldu. Bir müddet
geçdikten sonra hamli,
Havva’nın karnında ağırlaştı.”(A’raf, 189)
Adem aleyhisselâm her yıl Hindistan’dan
Mekke’ye gelir hac
kılar, tekrar Hindistan’a
dönerdi. Bir yıl yine
hacca geldi. Arafat’a çıktı. Vakfeye durdu .Menasik-i haccı
tamam ettiğinde Arafat
dağının ardında bir
dere vardı,ona Vadi’i
Nu’man derler.O dereye
indi. Gözüne uyku geldi.
Allah Teâlâ Adem’in
cemi zürriyetlerini arkasından
çıkardı, Adem’in önüne
getirdi. Onları Adem’e gösterdi. Adem’in bu
dünyada yüz yirmi oğlu
oldu, ikiz ikiz,
biri erkek biri
kız. Allah Teâlâ Adem’in
belinden ne kadar
oğlan gelecek ve
oğullarının da belinden
ne kadar evlat
gelecek tâ kıyamete
kadar hepsini arkasından
çıkardı ve Adem’e
gösterdi. Kur’an’da şöyle zikreder:
“Hak Teâlâ
onlarla ahd kılarak
buyurdu ki:
Yani “Sizin Rabbiniz
ben değil miyim?”
Dediler.
Allah
Teâlâ buyurdu.
Yani
“Kıyamet gününde demeyesiniz
ki biz bundan
gafil idik, bilmezdik”.
Hak Teâlâ bunların
hepsini iki bölük
eyledi. Bir bölümü sağ
yanında ve bir
bölüğünü sol yanında
kıldı. O sağ
yanındaki bölüğün hakkında
buyurdu ki:
Yani, “Bu bölüğü
cennetlik kıldım, hiç
kayırmazam”. Ve sol yanındaki
bölüğün hakkında buyurdu:
Yani “Bu bölüğü
cehennemlik kıldım.Hiç kayırmazam.”
Peygamber aleyhisselâm bir
gün ashaba bu
hadisi söyledi ve
buyurdu ki: “bir kimse
cennet amelini işleye,
tâat ve ibadet
kıla, şu kadar
ki cennet ile
onun arası bir
nalın kayışı kadar
yer kala, sonunda
o şahıstan bir
masiyet sadır ola
ki, bütün taat
ve ibadetini batıl
kıla, Günah işlemiş ola
ki, cehennem ile
onun arasında bir
nalın tasması kadar
yer kalıp da
sonunda o kişiden
bir tâat sadır
ola, o cemi
ma’siyetlerini bâtıl kıla. Ebedî
cennet ehlinden ola.”
AllahTeâlâ Hz.
Adem aleyhisselâma on
suhuf gönderdi. Gökten Cebrail
geldi ve o
suhufu Adem’e öğretti.Hurufu mu’cemi
ve ebced harflerini
tamamen öğretti. Böylece Adem
heceyi ve hattı
öğrendi. O sahifelerin hepsini
kendi eli ile
yazdı ve oğullarına
da ta’lim etti. Adem’in ömründen
tevbesinin kabulünden sonra
yüz yirmi sene
geçti. Ve Kabil
Habil’i öldürüp beş
yıl da onun
üzerinden geömişti ki, Hak
Teâlâ Adem’e Havva’dan
bir oğlan verdi. Yalnız
kız kardeşsiz doğdu. Cebrail dedi
ki: “Ya Adem,Allah
Teâlâ buyurur, bu
Kabil bedelinedir ve
bunun ismini Şîd
koy”. İbr’i dilincedir. Amma arapça
Hibetullah demektir. Yani Allah
Teâlâ’nın bahşişi.
Şid büyüyünce
Adem onu bütün
oğulları üzerine tafdil
edip veliaht kıldı.
Yer yüzüne halif
edip yer memleketini
ona ısmarladı. Onu kendisine
vasî kıldı. Adem vefat
edince AllahTeâlâ Şid’e
peygamberlik verdi. Cümle Adem
oğullarına gönderdi. Ve Şid(Şis)’in
çok oğulları oldu.
Amma Adem oğullarının
hepsini bugün Şid’e
nisbet ederler. Zira Adem’in
Şid’den gayrı oğullarının
nesli kalmadı. Ebû
Zer-i Gıfari Peygamber aleyhisselâmdan sordu
ki “Hak Teâlâ
yer yüzüne kaç
peygamber gönderdi?” Peygamberimiz
(S.A.S.) buyurdu: “Yüz yirmi dört bin
peygamber geldi. Üçyüz otuz
üç ‘üne Cebrail aleyhisselâm
vahiy getirdi. Onlarla müşafeheten
(yüz yüze) söyleşti. Onlar mürseller
oldular.” Ebû Zerr dedi: “Ya
Resulallah, Hak Teâlâ nice
kitap göndermiştir?” Peygamber
aleyhisselâm “Yüzdört kitap
gönderdi. On adedi Adem aleyhisselâma
, ellisi Şid (Şis)
aleyhisselâma, otuzu İdris
aleyhisselâma ve onu
da İbrahim aleyhisselâma
indi. Ve bu
dört kitap daha
ki Tevrat Hz. Musa’ya,
Zebûr Davûd aleyhisselâma, İncil,
İsa aleyhisselâma ve
Kur’an Muhammed (S.A.S.) e indi”
buyurdu. (T.Taberi C.1
Sh. 91)
Ulemâ ihtilaf
etmişlerdir ki, Hz,Adem’in ömrü
kaç senedir? Ekser-i
ulemâ derler ki,
Adem aleyhisselâm bin
sene yaşadı. Ve
derler ki, AllahTeâlâ Adem’in zürriyetini
arkasından çıkarıp cümlesini
ona arz kıldığı
gün Adem aleyhisselâm
bildi ki, her
birisi dünyada ne
kadar yaşıyacak. Adem ‘in
zürriyeti bölük bölük
önünden geçtiklerinde peygamberler
bölüğü geçince onların içinde
bir peygamber gördü
ki, kedi ağladığı
gibi ağlar. Adem o
dağ başında ağladığını
fikretti. Dedi ki: “Ya
Rabbi bu kimdir?”
Allah Teâlâ buyurdu:
“Bu senin oğullarından
bir peygamberdir. İsmi Davud’dur. Bundan da
senden sadır olduğu
gibi bir günah
sadır olup bu
da senin ağladığın
gibi ağlasa gerekir. Ve
ömrü altmış senedir.” Adem ona
şefkat edip “Ya
Rabbi, dedi. Kırk sene
benim ömrümden buna
ver. Tâ ki onun
ömrü tam yüz
sene olsun.” Allah Teâlâ
Adem aleyhisselâma bildirdi
ki, “Senin ömrün
bin sene olsa
gerektir.” Adem
aleyhisselâm Hindistan’a geldiğinde
daima kendi ömrünü
sayardı ki, ne
geçip ne kaldığını
bilsin. Dokuz yüz altmış
tamam olunca Melekü’l-mevt
geldi. Tâ ki Adem’in
canını kabzede. Adem “Ya
meleke’l-mevt, yanılıyorsun?
Benim ömrümden kırk
sene daha kalmıştır.”dedi. Melekü’l-mevt: “Ben yanılmadım,
amma sen kırk
sene ömründen oğlun
Davud Peygambere verdin.” Dedi. Adem aleyhisselâm
inkâr etti. Allah Teâlâ
Melekü’l-mevte emretti ki: “Ya
meleke’l-mevt, bırak ki
Adem’in ömrü bin
sene tamam olsun”
Allah Teâlâ Adem’e
bin sene ömür
verdi.
Adem aleyhisselâm
ölünce Allah Teâlâ
Şid (Şis)’e verdiği kitaplarda
buyurur ki: “Adem
oğulları bir şart
ettiklerinde onlara söyle
ki, şâhid tutsunlar. Tâ
ki inkâr etmeyeler. Öyle ki,
Adem benim ahdimi
unuttu. İblis onu aldattı
cennetten çıkardı.”
Haber verilmiştir
ki, Adem yirmi
gün hasta oldu
sonra vefat etti. Hak
Teâlâ Adem’e ölmezden
evvel bir gün
Cebrail aleyhisselâmı gönderdi.
Buyurdu ki: “Vsiyyet et
ve Şid’i vasi
ve halife kıl.” Bunun
üzerine Adem Şid’i
çağırdı. Bütün oğullarından Şid
aleyhisselâm efdal ve
bilgili idi. Hak Teâlâ
diledi ki, pederinin
halifesi ve yer
yüzünün padişahı ve
peygamberi ola. Vasiyyet etmek
Adem oğullarına Adem’den
sünnet kaldı. Adem aleyhisselâm
vasiyyet etti. Şid’e söylenmesi
gerekenleri söyledi. Sonra Adem
vefat etti. Allah Teâlâ
Şid Peygambere Cebrail
aleyhisselâmı gönderdi. Ve Şid
aleyhisselâma buyurdu ki: “ Adem’i
bu kefene sar
ve defnet. Tâ ki
Adem oğullarına bu
işler sünnet kala.” Cebrail aleyhisselâm
Adem’i yudu ki,
Şid öğrendi. Hak Teâlâ
cennetten kefen gönderdi. Cebrail aleyhisselâm
Adem’i cennet bezlerine
sardı ve Şid’e
emretti. “Namazını kıl”.Şid
aleyhisselâm “Sen kıl”
dedi. Cebrail ona: “Adem’in ahilifesi
sensin sen kıl
“dedi. Şid, Adem aleyhisselâmın otuz
tekbir ile namazını
kıldı. Amma dört tekbir
sünnet vadı. Kalanı Adem’in
fazlı için oldu. Bundan
sonra Cebrail aleyhisselâm
buyurdu: “Bir kabir kaz ve Adem’i
toprak içinde defneyle”
Ve bu da
bütün Adem oğullarına
sünnet oldu.
Ulemâ Adem aleyhisselâmın kabrinde
ihtilaf ettiler. Bazıları Serendib’te
ki gökten Adem
aleyhisselâm Hindistan’da o
dağa inmişti, oaradadır,
derler. Ve bazıları Mekke’de Ebî
Kubeys dağı altındadır,
derler. Ve rivayet ederler
ki, Ademden sonra Havva
bir yıl ömür
sürdü, bir yıldan
sonra o da
fevt oldu. Şid Aleyhisselâm
Adem’le Havva’yı bir
kabre koydu. Haber verildiğine
göre Nuh zamanında
tûfan olunca Nûh,
Adem aleyhisselâm ile
Havva’nın kabrini açtı
ve vestlerini aldı
gemiye getirdi. Gemiden
çıkınca ikisini birlikte
Beytü’l-Makdis’te defnetti.
Şimdi kabirleri oradadır.(T.
Taberi C. 1 sh. 90-91)
Bunun gibi
İblis’in: Ne vakit, nerede
ve nasıl öleceğini
de Elmalılı hocamızdan
alıyorum, orada Kâbül’ahbar’ın sahabeye
va’z ederek İblis’in
akıbetini nasıl anlattığını
okuyalım..
Şimdi Hz.
Adem’in, çeşitli bekleyiş
ve oluşumundan sonra
nasıl yaratıldığı, hatta
cansız vücudunun, uzun
zaman cennette kaldığı,
şeytanın O’nu görüp
içinin boş olduğunu
anlayınca, “ canına sahip olamayan
bir yaratık”(Seçme Hadisler, s. 127) dediği
kaynaktaki Müslim Hadisi
ile sabit iken,yine
Hz. Adem’e can
verilmeden önce uzun
süre beklediği İnsan
suresinde((İnsan,1) bildirildiği,
ayrıca Zümer suresindeki
âyette de, etini
yediğimiz sekiz çift
davarların da, bizim
için özel indirilmiş
olduğu, açıkça bildirilmiş bulunduğu
halde(Zümer,6) bakın profesör
Süleyman Ateş ve
Ali Özek beyler
neler yazıyorlar. İlk önce
Süleyman Ateş’in meali
kerimindeki Enbiya suresinin
30. ayetine ilave
ettiği dip notunu
aynen alıyorum. “Güneşten
ateş bulutu halinde
kopan dünya, kendi
ekseni etrafında dönerken
yavaş yavaş soğuyup
kabuk bağlamıştır. Oluşumu sırasında
dünyadan yükselen gazlar
ve buharlar yağmur
şeklinde tekrar dünya
üzerine dökülmüş, denizler,
okyanuslar meydana gelmiş.
Önce denizlerde yosun
şeklinde bitkisel hayat
başlamış ve nihayet
gelişe gelişe insana
kadar varan canlılar
hasıl olmuştur.(KUR’AN-I KERİM
VE YÜCE MEÂLİ
VE Prof.Dr. Süleyman
ATEŞ, S.323)
Şimdi
Ali Özek başkanlığındaki hey’et
tarafından hazırlanan ve
Mekke’de hacılara bedava
dağıtılan Meali Kerimdeki, aynı ayetin (Enbiya, 30)
dip notunu alıyorum. Herhalde birbirlerinden esinlenmişler: “…aynı şekilde
dünyamızda bir gaz
kütlesi olan güneşten
kopmuş ve zaman
içinde soğouyarak kabuk
bağlanıştır. Bu arada,
dünyamızdan yükselen gazlar
ve buharlar, yoğunlaşarak
yağmur şeklinde tekrar
dünyaya dökülmüş ve
böylece denizler ve
okyanuslar meydana gelmiş.
Suda yosunlaşma ile
başlayan canlılık, insanla
en mükemmele ulaşmıştır.”(Kur’an-ı Kerim ve
Türkçe Açıklamalı Tercümesi-
Prof. Dr. Ali ÖZEK
Başkanlığında Heyet - s. 323)
Halbuki bu meal
sahipleri Hz. Adem’in yaratılışına
dair ayetleri görüyor
ve okuyorlar. Yukarıda gördüğümüz
gibi: Hicr suresinde Allahu
teala yemin ederek
şöyle buyuruyor: “Andolsun
biz insanı pişmemiş
çamur mayasından, değişmiş
balçıktan yarattık.”
Sonra İblis’e hitaben
“(Rabbin ona)
dedi ki: -Ey İblis,
iki elimle yarattığıma
secde etmekten seni
alıkoyan nedir? Büyüklük mü
tasladın yoksa yücelerden
mi oldun?” İblis
şöyle söyledi: “dedi
–ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten
onu çamurdan yarattın.” Şeytan
görüldüğü gibi Adem’i
Allah’ın (c.c.) Çamurdan
yarattığını itiraf ederken
bizim bu yeni
alimlerimize ne oluyor
da: sudan yosunla
başlayan hayatın devamı
olan hayvanların ve
sonunda Darvin’in dediği
gibi, maymunun gelişmiş
torunu olmağa özeniyorlar..!
Rabbim onları da
cümlemizi de en
doğru yola iletsin. Kaldı ki:
onlar anlattıkları olayları,
gelişmeleri tesadüfi veya
kendi başına oluşmuş
gibi gösteriyorlar. İfadeleri şöyle:
“Güneşten kopan dünyamız”
ve buna benzer
cümleler. Ayeti kerimelerde ise
Allahu teala: “Biz yardık ayırdık.”
Buyuruyor. Yine yağmurun da
kendi başına değil
Rabbimizin lütuflarından olduğunu
kaynaktaki bir çok
ayetlerde görelim:
قُل
لِّعِبَادِيَ
الَّذِينَ آمَنُواْ
يُقِيمُواْ
الصَّلاَةَ
وَيُنفِقُواْ
مِمَّا
رَزَقْنَاهُمْ
سِرًّا وَعَلانِيَةً مِّن
قَبْلِ أَن
يَأْتِيَ
يَوْمٌ لاَّ
بَيْعٌ فِيهِ
وَلاَ
خِلاَلٌ {31}
اللّهُ
الَّذِي
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ
وَالأَرْضَ
وَأَنزَلَ
مِنَ
السَّمَاء
مَاء
فَأَخْرَجَ بِهِ
مِنَ
الثَّمَرَاتِ
رِزْقًا
لَّكُمْ وَسَخَّرَ
لَكُمُ
الْفُلْكَ
لِتَجْرِيَ فِي
الْبَحْرِ
بِأَمْرِهِ
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
الأَنْهَارَ
{32}
وَسَخَّر
لَكُمُ الشَّمْسَ
وَالْقَمَرَ
دَآئِبَينَ
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
اللَّيْلَ
وَالنَّهَارَ
{33}
“İnanan kullarıma
söyle: Namazı kılsınlar, ne
alışverişin, ne de
dostluğun olmadığı bir
gün gelmeden önce,
kendilerine verdiğimiz rızıktan
(Allâh yolunda) gizli
ve açık sarfetsinler.”
“Allâh O’dur
ki, gökleri ve
yeri yarattı, gökten
su indirdi de
onunla size rızık
olarak çeşitli meyvalar
çıkardı. Buyruğuyla denizden akıp
gitmesi için gemileri
emrinize verdi, ırmakları
emrinize verdi.”
“Sürekli olarak (seyir ve
aydınlatma) görevlerini yapan
güneşi ve ay’ı
emrinize verdi, geceyi
ve gündüzü de
emrinize verdi.” (İbrahim Sûresi,
31-32-33)
وَأَرْسَلْنَا
الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ
فَأَنزَلْنَا
مِنَ
السَّمَاء مَاء
فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ
وَمَا
أَنتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ
“Rüzgârları, aşılayıcı
olarak gönderdik de gökten
su indirdik, böylece
sizi suladık. Onu depolayan
siz değilsiniz.”(Hicr, 22)
وَهُوَ
الَّذِي
يُرْسِلُ الرِّيَاحَ
بُشْرًا
بَيْنَ
يَدَيْ
رَحْمَتِهِ
حَتَّى إِذَا
أَقَلَّتْ
سَحَابًا ثِقَالاً
سُقْنَاهُ
لِبَلَدٍ
مَّيِّتٍ فَأَنزَلْنَا
بِهِ الْمَاء
فَأَخْرَجْنَا
بِهِ مِن
كُلِّ الثَّمَرَاتِ
كَذَلِكَ
نُخْرِجُ
الْموْتَى
لَعَلَّكُمْ
تَذَكَّرُونَ
“O ki
rüzgârları rahmetinin önünde
müjdeci gönderir. Nihâyet onlar,
ağır ağır bulutları
yüklenince, onu ölü
bir memlekete yollarız;
onunla su indirir
ve türlü türlü
meyvalar çıkarırız. İşte ölüler
de böyle çıkaracağız.
Herhalde bundan ibret
alısınız.” (Araf, 57)
إِنَّ
اللّهَ
فَالِقُ
الْحَبِّ
وَالنَّوَى
يُخْرِجُ
الْحَيَّ مِنَ
الْمَيِّتِ
وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ
مِنَ
الْحَيِّ
ذَلِكُمُ
اللّهُ
فَأَنَّى
تُؤْفَكُونَ
{95}
فَالِقُ
الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ
اللَّيْلَ
سَكَنًا
وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ
حُسْبَانًا
ذَلِكَ
تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ
الْعَلِيمِ {96}
وَهُوَ
الَّذِي
جَعَلَ
لَكُمُ
النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا
فِي
ظُلُمَاتِ
الْبَرِّ
وَالْبَحْرِ
قَدْ
فَصَّلْنَا
الآيَاتِ
لِقَوْمٍ
يَعْلَمُونَ {97}
وَهُوَ
الَّذِيَ
أَنشَأَكُم
مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ
فَمُسْتَقَرٌّ
وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ
فَصَّلْنَا
الآيَاتِ
لِقَوْمٍ
يَفْقَهُونَ
{98}
وَهُوَ
الَّذِيَ
أَنزَلَ مِنَ
السَّمَاء
مَاء
فَأَخْرَجْنَا
بِهِ نَبَاتَ
كُلِّ شَيْءٍ
فَأَخْرَجْنَا
مِنْهُ خَضِرًا
نُّخْرِجُ
مِنْهُ
حَبًّا
مُّتَرَاكِبًا
وَمِنَ
النَّخْلِ
مِن
طَلْعِهَا قِنْوَانٌ
دَانِيَةٌ
وَجَنَّاتٍ
مِّنْ أَعْنَابٍ
وَالزَّيْتُونَ
وَالرُّمَّانَ
مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ
مُتَشَابِهٍ
انظُرُواْ
إِلِى ثَمَرِهِ
إِذَا
أَثْمَرَ
وَيَنْعِهِ
إِنَّ فِي
ذَلِكُمْ لآيَاتٍ
لِّقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
{99}
“Tâneyi
ve çekirdeği yaran,
şüphesiz Allâh’tır. (O) , ölüden diriyi
çıkarır, diriden ölüyü
çıkarır. İşte Allâh
budur. Ohalde nasıl (yalnız
O’na inanmaktan) çevriliyorsunuz?”
“Karanlığı
yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur.Geceyi dinlenme zamanı,güneş ve ayı (vakitlerin
bilinmesi için)bir hesap (ölçüsü)yapmıştır.Bu,o üstün ve bilen (Allah)ın
takdiridir.”
“O’dur ki
karanın ve denizin karanlıklarında yolu bulmanız için size yıldızları
yarattı.Gerçekten biz,bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık.”
“O’dur ki
sizi bir tek nefisten inşa etti.Sizin için bir kalış ve bir emanet olarak
konuluş yeri ve süresi vardır,(yani siz bir süre babaların belinde kalacak ve
sonra da bir emanet olarak annelerin rahmine konulup bir süre orada
duracaksınız.Yâhut sizin yeryüzünde bir kalış ve toprağın altına konuluş
yeriniz ve süreniz vardır)Gerçekten biz,anlayan bir toplum için ayetleri geniş
geniş açıkladık.”
“O’dur
ki,size gökten su indirdi.onunla her çeşit bitkiyi çıkardık,o bitkiden bir
yeşillik çıkardık,ondan da birbiri üzerine binmiş daneler;hurmanın
tomurcuğundan sarkan salkımlar;üzüm bağları;zeytin ve
nar(bahçeleri)çıkarıyoruz.(bunların)kimi birbirine benzer,kimi benzemez.Her
birinin meyvesine bakın:Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman,şüphesiz bu size
gösterilenlerde,inananlar toplumu için elbette çok ibret vardır.”(En’am,95-99)
وَتَحْمِلُ
أَثْقَالَكُمْ
إِلَى بَلَدٍ
لَّمْ
تَكُونُواْ
بَالِغِيهِ
إِلاَّ بِشِقِّ الأَنفُسِ
إِنَّ
رَبَّكُمْ
لَرَؤُوفٌ
رَّحِيمٌ {7}
وَالْخَيْلَ
وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ
لِتَرْكَبُوهَا
وَزِينَةً
وَيَخْلُقُ
مَا لاَ
تَعْلَمُونَ
{8}
وَعَلَى
اللّهِ
قَصْدُ
السَّبِيلِ
وَمِنْهَا
جَآئِرٌ
وَلَوْ شَاء
لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
{9}
هُوَ
الَّذِي
أَنزَلَ مِنَ
السَّمَاء
مَاء لَّكُم
مِّنْهُ شَرَابٌ
وَمِنْهُ
شَجَرٌ فِيهِ
تُسِيمُونَ {10}
يُنبِتُ
لَكُم بِهِ
الزَّرْعَ
وَالزَّيْتُونَ
وَالنَّخِيلَ
وَالأَعْنَابَ
وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ
إِنَّ فِي
ذَلِكَ
لآيَةً لِّقَوْمٍ
يَتَفَكَّرُونَ
{}11
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
اللَّيْلَ
وَالْنَّهَارَ
وَالشَّمْسَ
وَالْقَمَرَ
وَالْنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ
بِأَمْرِهِ
إِنَّ فِي
ذَلِكَ لَآيَاتٍ
لِّقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ {12}
وَمَا
ذَرَأَ
لَكُمْ فِي
الأَرْضِ
مُخْتَلِفًا
أَلْوَانُهُ
إِنَّ فِي
ذَلِكَ
لآيَةً
لِّقَوْمٍ
يَذَّكَّرُونَ
{13}
وَهُوَ
الَّذِي سَخَّرَ
الْبَحْرَ
لِتَأْكُلُواْ
مِنْهُ لَحْمًا
طَرِيًّا
وَتَسْتَخْرِجُواْ مِنْهُ
حِلْيَةً
تَلْبَسُونَهَا
وَتَرَى
الْفُلْكَ
مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُواْ
مِن فَضْلِهِ
وَلَعَلَّكُمْ
تَشْكُرُونَ
{14}
“Ağırlıklarınızı öyle (uzak)şehirlere taşırlar ki,(onlar
olmasa)canlar(ınız),büyük zahmetler çekmeden oraya varamazdınız.Doğrusu Rabb’iniz,
çok şefkatli, çok merhametlidir.”
“Binmeniz ve süs için atları,katırları ve merkepleri(yarattı)ve daha
sizin bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır.(Motorlu araçlar,uçaklar,uzay
araçları v.s.)”
“Kısa ve doğru yolu Allah gösterir.Ama o yoldan sapan da var.Allah
dileseydi,hepinizi doğru yola iletirdi.”
“O’dur ki, sizin için gökten bir su indirdi.İçecek (iniz)ondandır ve
hayvanları otlattığınız ağaç(lar,bitkiler)ondan(sulanıp filizlenmekte)dir.”
“Onunla size ekin,zeytin,hurma,üzümler ve her çeşit meyvalardan
bitirmektedir.Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için(yaratıcının
varlığına,kudretine ve hikmetine)işaret vardır.”
“Geceyi,gündüzü,güneşi ve ay’ı sizin hizmetinize verdi.Yıldızlar da O’nun
emriyle (size)boyun eğdirilmiştir.(Varlıkların hepsi sizin
yaşamanız,beslenmeniz için ayrı ayrı hizmet etmektedir.)Şüphesiz bunda aklını
kullanan bir toplum için(Allah’ın varlığına ve hikmetine)işaretler vardır.”
“Yeryüzünde yarattığı çeşitli renklerdeki(hayvanları,bitki)leri de
(sizin hizmetinize verdi.)Şüphesiz bunda öğüt alan bir toplum için ibret
vardır.”
“O,denizi,de(hizmetinize)ram etti ki ondan taptaze et yiyesiniz ve ondan
kuşanacağınız süsler çıkarasınız.Görüyorsun ki gemiler,denizi yara yara akıp
gitmektedir.(Bütün bunlar)Allah’ın lûtfunu aramanız ve O’na şükretmeniz
içindir.”(Nahl,7-14)
إِنَّ
فِي خَلْقِ
السَّمَاوَاتِ
وَالأَرْضِ
وَاخْتِلاَفِ
اللَّيْلِ
وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ
الَّتِي
تَجْرِي فِي
الْبَحْرِ
بِمَا
يَنفَعُ
النَّاسَ
وَمَا
أَنزَلَ اللّهُ مِنَ
السَّمَاء
مِن مَّاء
فَأَحْيَا
بِهِ الأرْضَ
بَعْدَ
مَوْتِهَا
وَبَثَّ
فِيهَا مِن
كُلِّ
دَآبَّةٍ
وَتَصْرِيفِ
الرِّيَاحِ
وَالسَّحَابِ
الْمُسَخِّرِ بَيْنَ
السَّمَاء
وَالأَرْضِ
لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ
“Şüphesiz göklerin
ve yerin yaratılışında, gece
ve gündüzün değişmesinde,
insanların faydası olan
şeyleri denizde taşıyıp
giden gemilerde, Allah’ın gökten
su indirip onunla
ölmüş olan yeri
dirilterek üzerine her
çeşit canlıyı yaymasında,
rüzgârları ve yer
ile gök arasında emre
hazır bekleyen bulutları
evirip çevirmesinde elbette
düşünen bir topluluk
için (Allah’ın varlığına
ve birliğine ) deliller
vardır.” (Bakara, 164)
Maymun mevzuuna
gelince; onların insanlara
benzeyen bir kısmı
vardır ki; bunların
insanlardan cezalandırılmış bir
yahudi kavmi, topluluğu
olduğu gayet açıktır. Hatta bu
husustaki bir hadis-i
şerifte; bazı yahudilerin
cezalanıp fare şekline
sokulduklarını, yahudiler deve
sütü içmedikleri için,
farelerin de, koyun
sütü içtikleri halde,
deve sütünü içmediklerini
bildirmektedir. Hadisi
kaynaktan okuyalım:
Yine Ebû
Hüreyre radiya’llahu anh’den
rivâyete göre, Nebî
salla’llahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur:
Beni
İsrâil’den bir kavim
( msh olunup) beşer
târihinden silindi, yok
oldu. Bilinmez ki, o
kavm ne (fenalık) işlemiştir. Ben zannetmem
ki, o ümmet fareden
başka bir şeye
mesh ve tahvil
edilmiş olsun.Çünkü fare
(içsin) diye (bir yere)
deve sütü konulursa,
onu içmez de
koyun sütü konulursa
onu içer. (Ebû Hüreyre
der ki:) ben bunu
Kâ’bü’l-Ahbâr’a hik3aye ettim.O
da bana:
-Ey Ebû
Hüreyre!Sen Nebî salla’llahu
aleyhi vesellem’den böyle
söylediğini işittin mi? diye sordu. Ben
de:
-Evet işittim,
dedim. Sonra Kâ’b tekrar
tekrar bana:( Resûlullah’tan böyle
söylediğini işittin mi?) diye
sordu. Ben de nihâyet (onu
reddederek):
-Ben sana
Tevrât’ı okuyor muyum? (Ben
ancak Resûlullah’tan duyduğumu
hikâye ediyorum) diye
mukâbele ettim.
YUKARIDAKİ HADİS-İ
ŞERİFİN İZÂHI
Mesh, günahkâr
bir kavmin Allah
tarafından toptan maymun, hınzîr gibi
bir hayvan cinsine
kalb-ü tahvîl edilmesidir
ki, geçmiş ümmetler
arasında vukû bulmuştur. Hadiste haber
verilen hâdise de
onlardan biridir. Fâre,
deve südü içmez
de, koyun südü
içer, fıkrası, Beni
İsrâil’den olan o
kavmin fâreye tahvil
olunduğunun delîlidir. Şöyle
ki, devenin eti,
sütü Beni İsrâil’e
Allah tarafından harâm
kılınmıştı. Kat’iyyen Benî İsrâil
deve sütü içmezlerdi. Fârenin de
içmemesi, onları bir
yerde toplayan nokta
oluyor. Ve buna mebni
bir ihtimal olarak Resûlullah:
sanmam ki, fâreden
başka bir hayvana
meshedilsin! Demiştir.
Kâ’bü’l-Ahbâr fi’l-asıl Yehûd
âlimlerinden idi. Bu
cihetle Ebû Hüreyre: ben
Tevrat okumuyorum.
Peygamber’den duyduğumu söylüyorum,
diye ta’riz etmiştir.(Buhari, Tecrid-i Sarih, c.9 s.
68-69)
Bugün
dahi insanlara verilecek
yeni yapılan ilaçların
hepsinin, önce farelerde
denenip iyi netice
alındıktan sonra insanlara
verildiğini de düşünürsek,
peygamberimiz efendimizin bildirdiğinin
ne kadar doğru
olduğunu ve bizlere
ışkı tuttuğunu anlarız.
Şimdi ayeti kerimeleri beraber
okuyalım:
“Andolsun içimizden
cumartesi günü, azgınlık
edenleri elbette bilmişizdir; işte onlara:
aşağılık maymunlar olun
dedik. Ve bu cezayı, önündekilere
ve ardından geleceklere
bir ibret (Allahın azabından) korunanlara da
bir öğüt yaptık.”(Maide, 82)
Yukarıda geçen hadis-i
şerif, mesh edilen
yani cezalanarak hayvan
şekline döndürülen toplumların,
fazla yaşamayıp öldükleri,
nesillerinin kesildiği iddiasını
çürütmektedir. Çünkü bu hadis-i
şerif, meshden binlerce sene
sonra yaşamakta olan
ve deve sütü
içmeyen hayattaki fareler
için söylenmiştir. Ayrıca okuduğumuz
âyet-i kerimenin ikinci
bölümünde, “Ve bu cezayı
önündekilere (hayatta olup
o değişme olayını
görenlere) ve ardından
(kıyamete kadar) geleceklere
bir ibret (Allah’ın azabından)
sakınanlara da bir
öğüt yaptık.”
Görüldüğü gibi, Arkadan gelenlere
bir ibret” ifadesi
kıyamete kadar bu
cezalanmış neslin devam
edeceğini ve her görenin de
ibret alması gerektiğini
bildirmektedir.
Neml sûresinin 51
ve 52. âyet-i kerimelerinde şöyle
buyurulmaktadır:
“Bak işte
tuzaklarının sonucu nasıl
oldu. (nasıl) biz onları
ve kavimlerini toptan
yıktık (mahvettik). “İşte şunlar,
zulümler yüzünden çökmüş,
(ıssız kalmış) evleridir.
Şüphesiz bunda bilen
kavim için bir
ibret vardır.”
Âyet-i
Kerimede “şunlar”diye görülmesi için
işaret vardır. Ve ibret
almak, bilhassa görenler
içindir. Onun için ayet-i
kerimede böyle buyurulmaktadır.
“De
ki: (Allah) katında yeri
bundan daha kötü
olanı size söyleyeyim
mi? Allah (kim(ler)e lânet
ve gazap etmiş,
kimlerden maymunlar, domuzlar
ve şeytana tapanlar
yapmışsa, işte onların
yeri daha kötüdür. Ve
onlar düz yoldan
daha çok sapmışlardır.”(Maide, 60)
“Kibirlerinden dolayı
kendilerine, yasak kılınan şeylerden
vazgeçmeyince onlara:
-aşağılık maymunlar olun, dedik.”(A’raf,
166)
İşte maymunun insana benzemesinin
sebebi!Fakat darvin bu gerçeği bilmediği için:İnsanı maymunun nesli
zannetmiş.Eğer,darvin’in dediği gibi evrim yani tekâmül teorisi gerçek
olsaydı,bu değişim devam eder,zamanla maymunlar hep insan olurlardı da nihayet,maymunun
nesli kesilirdi.
Buraya
kadar tüm tartışmalı konuları işledikten sonra,burada seyyid kutub’un “Fi Zilâlil Kur’ân” İsimli tefsirindeki
umumi görüşünü de alarak.(74)
(74)İşte şimdi,bitmeyen savaşın meydanı
beliriyor.Bu mücadele,iblis tarafında temsil edilen şer ve yaratıklarla
Allah’ın yer yüzündeki halifesi arasındaki mücadeledir..İnsan vicdanındaki
ebedi mücadele …Bu mücadelede,insanoğlunda,iradesine ve Rabbı ile yaptığı ahde
sarıldığı nispette hayır,şevhetine teslim olduğu,Allah’ından uzaklaştığı
nispette şer galip gelir.
“Ve demiştik ki: “Ey Âdem , sen eşinle birlikte Cennet’te
otur.Dilediğiniz yerlerde onun yemişlerinden bol bol yeyin.Yalnız şu ağaca
yaklaşmayın.Yoksa ikinizde zalimlerden olursunuz.”
Adem ile Havva’ya Cennetin
bütün meyveleri mübah kılınmıştı…Bir ağaç müstesna.Bir tek ağaç... Bu ağaç
yeryüzünde insan için zaruri olan yasaklardan bir numunede olabilir.Zira
yasaksız irade yeşermez.İradeli insanla ,iradesiz hayvan arasında ki fark bilinemez.İnsanın
Allah’a yaptığı ahde vefa edip etmediği,şartlara bağlanıp bağlanmadığı tecrübe
edilemez.İrade yolların ayrılış noktasıdır.İradesiz olarak yaşayanlar insan
şeklinde görünseler de hayvanlar alemine dahildirler.
“Nihayet şeytan onları cennetten kaydırdı.Oradaki nimetlerden ayırıp
uzaklaştırdı.”
….. Tabiri ne müthiş bir mana
ifade eder!...Bu tabir,onların halini ifade eden hareket suretini ne güzel
canlandırıyor!Şeytanın onları Cennetten kaydırdığını,ayaklarını iterek Cennetten
yere yuvarlandığını adeta görür gibi oluyoruz…
İşte bunun üzerine tecrübe
tamamlandı…Âdem,Allah’a verdiği ahdi unuttu;delalet karşısında zayıf
düştü;böylece Allah’ın cezasına müstehak oldu ve hükm-ü ilahi kesinleşti:
“Biz de: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin.Yeryüzünde sizin için bir
zamana kadar durak ve istifade edilecek şey vardır.” Dedik”
Bu insanla şeytan arasında,ezelden mukadder mücadelenin başlangıcının
ilanı oldu.Ve bu mücadele kıyamete kadar devam edip gidecekti.Âdem hatasını
anladı.Yanlışını doğrulttu.Bunun üzerine baş vurduğu ve sığındığı zaman daima
imdadına yetişen Allah’ın rahmeti bu defada yetişti.
“Derken Âdem , Rabb’ından kelimeler belleyip aldı.Onun üzerine tevbe
etti.Şüphesiz ki tevbeyi ancak kabul eden,asıl merhamet sahibi O’dur…”
Allah’ın Âdem’e ve zürriyeti
ile yaptığı daimi ahdi ve son takdiri yerine geldi.Yeryüzünün hilafeti ahdi…
“Dedik ki hepiniz oradan inin Eğer benim tarafımdan size bir hidayet
gelirse;kim benim hidayetime uyarsa;artık onlar için hiçbir korku yoktur.Ve
onlar mahzun da olacak değildirler.”
“Küfredenler,ayetlerimizi
tekzib edenler;işte onlar cehennem ashabıdırlar.Ve onlar ateşte ebediyyen
kalıcıdırlar”
Böylece ebedi mücadele asıl
meydana intikal etti ve bir an durmamak üzere bağından koptu.İnsan , beşeriyet
ufkunda zafer istediği zaman ona nasıl
ulaşacağını ve zarar
istediği zaman nasıl
yenileceğini öğrendi..
Bundan sonra
hikâyenin baş tarafına
dönmek lâzım… Yani, ilk
insanın yaratılışı kıssasına… Allah meleklere:
“Ben yer yüzünde
bir halife yaratacağım.” Dedi.
Buna göre, Âdem ilk
andan itibaren yeryüzünde
yaşamak için yaratılmış
bir mahlûktu. O halde
bu ağaç neden
haram oluyordu? Âdem niçin
imtihan ediliyordu? İlk andan
itibaren yeryüzünde halife
olmak için yaratılan
bir mahlûk iken,
niçin cennete girip
oradan yeryüzüne indirildi?
Bana göre bu
tecrübe, yeryüzünde halife
olacak şahsı yetiştirmek
için yapılmıştır. Varlığında gizlenmiş
olan kuvvetleri uyarmak,
onu sapıklıkla savaşa
hazırlamak, acıları tattırmak,
pişmanlığı yudumlatmak, düşmanını
tanıtmak; Bütün bunlardan
sonra da emin
olan sığınağa iltica
ettirmek için yapılmıştı…
Yasaklanan ağacın hikayesi,
şeytanın lezzetle vesvese
vermesi, günah işlememek
hususunda verilen sözü
unutmak, sarhoşluktan sonra ayılma,
nedâmet ve af
dileyiş… Değişik bir tecrübe
şekliydi bu. Allah’ın
rahmeti bu mahlûkun
hilâfet makamına, ilerde
benzerleri ile çok
kerre karşılaşacağı şeylere
ve şeytanla olan
mücadelesine hazırlık olarak
inmesini icabettirdi. Bu, bitmeyen savaşa
bir hazırlıktı… Bu hal
insana bir dersti…
Bundan sonra… Başka bir
mesele daha… Nerede olmuştu
bu hâdise? Âdem
ile eşinin bir
müddet yaşadıkları cennet
neresiydi? Melekler kimlerdi?
Şeytan kimdi? Allah
onlara ne dedi? Onlar
Allah’a nasıl cevap
verdiler?
Bu ve
buna benzer, Kur’an’da gaybe
dair verilen haberleri
Allah bize bildirmiyor.
İnsanlığın bunları bilmesinde
fayda olmadığını hikmetiyle
bildiği için, Allahbunları anlamak
ve kavramak kudretini
insanlara bahşetmedi. Sadece yer
yüzünde halefelik vazifesinin
yapabilecek kudret ve
imkânları bağışladı…Gaybe ait
hadiselerden bizim haberdar
olmamız hilâfet için
şart değildir.Bizim bildiğimiz: Allah, insanlara
sadece tabîat kanunlarının
esrarı hakkında bazı
bilgiler öğretmiştir.İnsana bahşedilmeyen
gaybe ait hâdiseleri
bilmemizde, bizim için
bir fayda yoktur… İnsana bahşedilen
bütün kâinat sırlarına
rağmen insan; daima
bulunduğu ânın ötesindeki
hâdiselerden habersizdir.
İstikbalde olacak şeyleri
hiç bir bilgi
vasıtasıyla elde edemez… Ağzından çıkan
nefesin tekrarlanıp tekrarlanmayacağını, son
nefesi olup olmayacağını
da bilemez.. Bu , insanların
bilemediği hâdiselere bir
örnektir. Böyle bir
şeyi bilmesi yeryüzündeki
hilâfet vazifesinin icablarından
değildir. İnsan bunu
bilse ne kazanır
sanki? Daha insana gizli
olan bir yığın
esrar var… Kapalıdır orası… Gaybın
örtüsüne sarılıdır onlar…Allah’dan başka
kimse bilmez orayı…
Bu izahattan
anlaşıldığına göre, insan
aklına gaybe dair
hâdiselerden haberdar olma
kabiliyeti verilmemiştir. O halde
insan böyle hadiseleri
tereddütle karşılayıp inkâr etmemelidir..Zira inkâr,
bilgi isteyen bir
hükümdür. Bu hususa dair
bilgi, insan aklının tabîatı
ve imkânları dışındadır… Ve insanın
vazifesi için bu,
zarûrî değildir…Hurâfe ve
evhâma kapılmak çok
tehlikeli ve zararlıdır. Fakat bundan
daha tehlikesi, bütün
meçhulleri inkâr etmek
ve anlama kudretine
sahip olmadığımız gaybe
dair hadiseleri imkansız
görmektir. Böyle bir karar
sadece hisleriyle yaşayan
ve his hududlarından
hür düşünce ufkuna
yükselemeyen hayvanlar derekesine
inmektir.
Öyleyse gaybı sahibine
bırakalım. Bize gayb hakkında
anlatılanlar hem günlük
hayatımızı hem de
vicdanımızı terbiye etmek
için kâfidir.(Fizilal sh.
118-119-120) İmam-ı
Şazeli hazretlerinin ve
diğer İslâm alimlerinin,
yasak meyveyi yemenin
HİKMETLERİNİ değerlendiren görüşlerini
izah ve nakleden
Risalei Hamidiye’den bir
kaynak sunuyorum.(75)
( Hz. Adem’in
yasaklanan ağaçtan yemesi hususunda, tarikat
pirlerinin büyüklerinden Şeyh
Ebu’l-Hasan eş-Şâzelî :
“Ne
şerefli günah ki,
sahibini hâlifelik makamına
ulaştırmış ve kıyâmete
gelecek olanlara tevbenin
meşrû kılınmasına sebep
olmuştur!” demiştir.
“Çünkü o ağaçtan
yemesi, Allah’ın irâdesi gereğince
Hz. Adem’in yeryüzüne
inmesine ve daha
yaratılmadan önce kendisine
lütfedilen halifelik derecesinin
ortaya çıkmasına sebep
oldu.”
Şeyh Şâzelînin bu
sözden maksadı, günahın
kendisini medhetmek değil, Hz. Adem’in bundan
sonra tevbe ve
kibirsizliğe sarılmak sayesinde
iyi bir idârede
bulunduğunu açıklayıp ifade
etmektir. Bu hususta şüphe
yoktur.
Nitekim bu
gerçeği açıklamak için,
onun yolunda yürüyenlerden
İbn-i Atâ-i İskenderî,
adına nisbetle tanınan
Hikem-i Atâiyye adlı
eserinde “Küçüklük ve
kibirsizlik getiren nice
günahlar vardır ki,
büyüklük ve kibir
getiren itâetten daha
hayırlıdır.” Demiştir.
İmâm –ı Şa’râni
de Yevakit ve
Cevahir adlı mübâret
kitabında diyor ki:
“Hz.
Adem, yasaklanan ağaçtan yiyince
hemen pişmanlık göstererek
zürriyetine tevbe kapısını
açtı.Görünüşte böyle bir
günahta bulunmasının bir hikmeti
de zâten bundan
ibaretti. Adem babamız, yasak
olan bir şeyi
işleyen çocuklarına, kurtuluş
için gereken vazifeyi
nasıl yerine getireceklerini bilfiil
göstermek için pişmanlığını
arz ve kusurunu
itiraf etti. Ömrü oldukça
da o kusuru
anarak ağladı.
(Nitekim mel’un
şeytan, bunun aksi
durum ve davranış
gösterdi. Yani işlediği suçu
yüzünden azarlanınca bir
kat daha dik
kafalılığa kalkışarak, suçlulara
ebedi helâk olmayı
doğuracak bir yol
gösterdi.)
Muhyiddîn-i Arabî,
Fûtûhât-ı Mekkiyye’nin 39.
bâbında diyor ki:
“Hz. Adem’in işlediği
zelleyi, nimetin ta
kendisi bilmeliyiz. Çünkü peygamberler
dâima yükselmekte olduklarından, herhangi
bir durumdan geçecek
olsalar, ondan daha
üstüne geçmiş olurlar. Onlar için
alçalma yoktur.”
“Muhakkak ki âhiret,
senin için dünyadan
daha hayırlıdır.” Ayeti,
bir tefsire göre
“Ey Habib’im, senin,
yeni durumun, eskisinden
daha hayırlıdır. Çünkü sen,
şeref ve üstünlük
derecelerine yükselmekte ve
feyz ve bahtça
artmaktasın.” Demektir.
Allah peygamberleri
ezeli lutfuyle seçmiş
olup, onlar O’nun
tuzağından korunmuşlardır. Bundan anlaşılır
ki, Hz. Adem
ile Havva’nın yeryüzüne
inmesi, ceza yönüyle
değildi. Öyle bir iniş,İblis’in
başına gelmiştir. Zira Allah’ın
doğru va’dine göre
Hz. Adem tevbe
ve seçilmeye mazhar
olması üzerine halifelik
derecesine erdi,Allah’tan gelen
kelimeleri güzel karşılamak
sayesinde de olgunluğun zirvesine
ulaştı.
Hz. Adem’in
bu kelimeleri almaktaki
gizli itirafı, melûn
İblis’in, daha hayırlı
ve yüce olma
davasına karşı olup,
bizi kusuru itiraf
etmenin doğuracağı gerçek
saâdete irşâd etmiştir
ki, bu gibi
bir kusur karşısında
tutacağımız kurtuluş yolunu
biz, babamızdan öğrenmiş
oluyoruz. Bilindiği gibi Allah’a
yaklaşmak, ancak mukaddeslik
ve münezzehliği O’nun
zâtına nisbet etmekle
beraber, kulluğun gereklerinden
bulunan kusur ve
eksikliği kendi üzerimize
almakla olabilir. Allah’ın hakkını
mükemmel şekilde yerine getirmeğe
kimin gücü yeter.
İblis’in durum
ve sözünü anlatarak
da Allah bize
onun gibi, daha
hayırlılık iddiâsına kalkışıp
kibirlenme yolunu tutanların,
işin sonunda rahmetten
koğulup lânetlenme bataklığına
düşeceklerini öğretmiş ve
basiret sahibi olanlara
bir ibret dersi
vermiştir. (R Haiye s. 611-617)
Bütün bu olan
olaylardan sonra baba
ve annemizin cennetten
çıkmalarına sebep olan
ve kendisi de
lânetlenip cennetten kovulan
ve onlardan intikam
aldıktan sonra, nesli olan
bizleri de kıyamete
kadar şaşıtmaya devam
edeceğine yemin eden
İblis Şeytan’a karşı
bizlere çok acıyan Rabbimiz,
bakın bizleri ne
şekilde uyarıyor: “Ey
Adem oğulları, size
çirkin yerlerinizi örtecek
giysi, süslenecek elbise
indirdik. Takva ise
(Allah’ın azabından korunma)
elbisesi daha hayırlıdır. İşte bu(nlar)
Allah’ın ayetlerindendir. Belki
düşünüp öğüt alırlar.”
“Ey ademoğulları! Şeytan ana
babanızı, çirkin yerlerini
onlara göstermek için,
elbiselerini soyarak cennetten
çıkardığı gibi, sizi
de ( şaşırtıp)
bir belaya düşürmesin!
Çünkü o, ve
kabilesi sizin, onları
göremeyeceğiniz yerden sizi
görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostları
yaptık.”(A’raf 26-27)
Burada aslı cin
olan şeytanlardan bazılarının,
Peygamberimiz (S.A.S.)
Efendimiz ve bazı
sahabelerle olan mücadelelerini anlatan
birkaç sahih hadis-i
şerifleri de alıyorum:
1. HADİS-İ ŞERİF
Huzeyfe
r.a. şöyle demiştir:
Peygamber (s.a.)ile
birlikte yemek etrafında
toplandığımız zaman, Resûlüllah
başlamadan önce yemeğe
elimizi uzatmazdık. Bir defa
Peygamber s.a. ile
birlikte yemek etrafında
hazır bulunuyorduk. Bir câriye, biri
tarafından itilircesine gelip
elini yemeğe uzatınca
Peygamber s.a. câriyenin
elinden tutup onu
durdurdu. Sonra bir ârâbi
de yine itilircesine
geldi. Peygamber s.a. bunun
da elinden tutup,
yemeğe başlamasının engelledi
ve: Muhakkak şeytan,
Allah’ın adı anılmamak,yâni besmele
çekilmemek sûreti ile
yemeği kendisine helâl
kılmağa çalışır. Bunun için
bu câriyeyi getirdi
ve besmelesiz yemeğe
başlatarak, bunun vasıtası
ile yemeği kendisine
helâl kılmak istedi. Bu sebeple
câriyenin elinden tutup
yemeğe başlamasını men
ettim. Sonra, kendisi ile
yemeği helâl kılmak
için şu ârâbi’yi
getirdi. Onun da
elinden tutup başlamasını
men ettim. Hayatımı kudreti elinde
tutan Allah’a yemin
ederim ki, câriyenin
eli ile birlikte şeytanın da eli elimde
idi.
(Müslim,Ebû Dâvûd, Neseî)
2.
HADİS-İ ŞERİF
EBÛ HÜREYRE (R.A.)
HADÎSİ: Şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.)
buyurdu ki: “Cin tâifesinden
bir ifrit dün
gece namazımı bozmak
için bana ansızın
hücum etti. Lâkin Allah
Teâlâ beni ona
karşı (istediğimi yapmağa)
kuvvet ve imkân
verdi. Sabah olunca
hepiniz onu göresiniz
diye mescidin direklerinden
birine bağlamak istedim. Sonra kardeşim
Süleyman (Peygamber)’in şu
duâsını hatırladım: “Yâ Rab!
Bana mağfiret et
ve bana öyle
bir mülk ver ki,
o benden başka
hiç kimseye lâyık
olmasın. Şüphesiz bütün muradları
ihsan eden sensin
sen.” (Sâd: 35) Bunun üzerine
onu kovarak reddetti.
3.
HADİS-İ ŞERİF
Ebû Hüreyre radiya’llahu
anh’den şöyle dediği
rivayet edilmiştir:
Resûlullah salla’llahu
aleyhi ve sellem
beni Ramazan zekâtını
muhâfazaya tevkil buyurmuştu.(Bir gece)
bana birisi geldi.Sadaka
Hurmasından avuçlamağa başladı. Bunu
yakaladım ve -Seni
elbette Resûlullah salla’llahu
aleyhi ve sellem’e
götürürüm, dedim. O da:- Ben
muhtacım, üzerimde de
bana son derece
muhtaç aile (min
nafakası) vardır, dedi. Ben de onu
salıverdim. Sabahleyin Nebî salla’llahu
aleyhi ve sellem:
-Ey
Ebû Hüreyre! Dün
gece esirin ne
işledi? Diye sordu. Ben
de:
-Yâ
Resûlullah! İhtiyacının
şiddetinden, âilesinin kesretinden
şikâyet etti. Ben
de ona merhamet edip
salıverdim, dedim. Resûl-i
Ekrem:
-Fakat o sana
yalan söylemiştir, yakında yine
gelir, buyurdu. Resûlullah
salla’llahu aleyhi ve
sellem yakında gelir,
diye buyurduğu için
bunun geleceğini biliyordum
da ona intizâr
etmiştim. (geldi), ve hurmadan
avuçlamağa başladı, Bunu yakaladım
ve seni elbette
Resûlullah salla’llahu aleyhi
ve sellem’e götürürüm!
Dedim. O:- Beni bırak!
Ben muhtacım, üzerimde
büyük bir aile(yükü)
vardır. Bir daha
gelmem, dedi. Ben
de merhamet edip
salıverdim.Sabaha
eriştiğimde Nebi salla’llahu
aleyhi ve sellem
bana:-- Ey Ebû Hüreyre! Dün
gece esîrin ne
işledi? Buyurdu. Ben
de:--Yâ Resûlallah! Şiddetli ihtiyacından
ve ailesinin kesretinden
şikâyet etti. Ben
de salıverdim, dedim.
Resûl-i Ekrem:--Fakat o, sana
yalan söylemiştir,yakında
yine gelir, buyurdu.
Üçüncü (def’a)da onu
myrâkabe ettim. (Geldi) ve
hurmadan avuçlamağa başladı. Bunu
yine yakaladım ve:-- (Bu
def’a) seni muhakkak Resûlullah
ssalla’llahu aleyhi ve
sellem’e götürürüm.Artık bu, üç def’anın
sonudur.Sen, bir daha gelmem dersin,
sonra yine gelirsin!
Dedim. O :--beni bırak!
Sana ben birtakım
kelimeler öğreteyim ki,
bu kelimeler sebebiyle
Allah sana har-ü
bereket ihsân eder,
dedi. Ben:- bu kelimeler nasıl
şeydir? Diye sordum.
O da:--yatağına (uyumağa)
girdiğinde
Âyetü’l-Kürs’i’yi, âyetini birinceye
kadar oku! Sabaha
kadar üzerinde Allah
tarafından ( me’mur) bir
muhâfız (bulunur), hiç ayrılmaz;
sana şeytan da
yaklaşamaz, dedi. Ben
de onu salıverdim.
Sabahleyin Resûlullah salla’llahu
aleyhi ve sellem bana:--Dün
gece esirin ne
yaptı? Dedi. Ben de:
--Yâ
Resûla’llâh! Bu esir
bana: birtakım kelimeler
öğreteceğini, bunların hürmetine
Allah bana hayır
ve menfaat ihsân
edeceğini va’d etti.
Ben de salıverdim,
dedim. Resûlullâh:
--Bu
kelimeler nasıl şeydir?
Buyurdu. Ben de:
--Yatağına
girdiğinde Âyetü’l-Kürsî’yi: âyetini
evvelinden bitirnceye kadar
oku. Yine bana o:--üzerinde sabaha kadar
Allah’dan (me’mûr) bir
muhâfız bulunur, aslâ
ayrılmaz; sana şeytan
da yaklaşamaz, ded,,
diye cevap verdim.
--Ashâb-ı
Nebî (aleyhi’s-selâm) da
hayır (öğrenmek) e pek
hâhiş-kerdiler. Bunun üzerine
Nebî salla’llahu aleyhi
ve sellem:
--Bu
(esir) çok yalancı
olduğu halde (nasılsa)
sana doğtu söylemiş. Ey
Ebû Hüreyre! Üç
gecedir seninle görüşen
kimdir, bilir misin?
Buyurdu. Ben de:--Hayır, demekle
Resûlullaâh:
--İşte
o (insan sûretinde)
bir şeytandır, buyurdu.
4.
HADİS-İ ŞERİF
Aişe
r.a. şöyle demiştir:
Peygamber s.a.
geceleyin yanımdan çıkıp
gitti. Ben de kıskançlık
duydum. Dönünce, kıskançlığımı
gördü ve:
--Nen
var, ey Aişe,
kıskançlık mı duydun?
Dedi.
Ben:
--Benim
gibi bir kimse,
senin gibi birini
nasıl kıskanmaz, dedim.
Peygamber
s.a. :
--Şeytan
mı geldi? Diye
sordu. Ben:
--Ey
Allah’ın Resûlü benim
şeytanım var mı?
dedim.
--Evet
var, dedi. Ben:
--Her
insanın şeytanı var
mıdır? Dedim. O :
--Evet,
dedi.
--Senin
de şeytanın var
mı, yâ Resûlellah,
dedim.
--Evet,
benim de var;
ancak Rabbim ona
karşı bana yardım
etti ki, kurtulayım. (Yahut benim
şeytanımı müslüman yaptı)
dedi. Müslim (Kıyamet Sıfatı)
Rabbim cümlemizi
o azgın şeytanın
ve mahiyetindeki şeytanların
şerrinden korusun. Ve cümlemizi
onun zarar veremeyeceği
halis kullarından eylesin. (ÂMİN)
“Göklerde ve yerde ne
varsa hepsini kendinden(bir lûtuf olarak)size boyun eğdirdi.Elbette bunda
düşünen bir toplum için ibretler vardır.
“Sizi yeryüzünde halifeler(yöneticiler,yeryüzünün tasarruf ve
hakimiyetini elinde bulunduran insanlar)yapan O’dur.Artık kim inkar ederse
inkarı kendi zararınadır.Kafirlerin küfrü,Rab’leri yanında(kendilerine)gazabtan
başka bir şey artırmaz;kafirlerin küfrü,(kendilerine)ziyandan başka bir şey
artırmaz.”
وَإِذْ
قَالَ
رَبُّكَ
لِلْمَلاَئِكَةِ
إِنِّي
جَاعِلٌ فِي
الأَرْضِ
خَلِيفَةً قَالُواْ
أَتَجْعَلُ
فِيهَا مَن
يُفْسِدُ فِيهَا
وَيَسْفِكُ
الدِّمَاء
وَنَحْنُ نُسَبِّحُ
بِحَمْدِكَ
وَنُقَدِّسُ
لَكَ قَالَ
إِنِّي
أَعْلَمُ مَا
لاَ
تَعْلَمُونَ
“Bir zamanlar Rabb’in,meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife
kılıcıyım.”demişti.
(Halife;vekil,birinin
yerine bakan kimse demektir.Burada insanın,yeryüzünde Rabb’ın
temsilcisi,Rabb’ın sıfatlarının mazharı olarak yaratıldığına işaret vardır.)
(Melekler): “Orada
bozgunculuk yapacak,kan dökecek birisini mi(halife)yapacaksın?Oysa biz seni
överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz!”dediler.(Rabb’in): “Ben sizin
bilmediklerinizi bilirim”dedi.
وَلَقَدْ
خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن
صَلْصَالٍ
مِّنْ حَمَإٍ
مَّسْنُونٍ
“Andolsun biz insanı
pişmemiş çamurdan, değişmiş
cıvık balçıktan yarattık.”
هَلْ
أَتَى عَلَى
الْإِنسَانِ
حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ
لَمْ يَكُن
شَيْئًا
مَّذْكُورًا
“İnsanın üzerinden,
henüz kendisinin anılan
bir şey olmadığı
uzun bir süre
geçmedi mi?”
إِذْ
قَالَ
رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ
إِنِّي
خَالِقٌ
بَشَرًا مِن
طِينٍ
فَإِذَا
سَوَّيْتُهُ
وَنَفَخْتُ
فِيهِ مِن
رُّوحِي
فَقَعُوا
لَهُ
سَاجِدِينَ
“Rabb’ın meleklere demişti
ki: “Ben çamurdan bir
insan yaratıcıyım.”
“Onu( n şeklini)
düzeltip, ona rûhumdan
üflediğim zaman derhal
ona secdeye kapanın!”
لَقَدْ
خَلَقْنَا
الْإِنسَانَ
فِي أَحْسَنِ
تَقْوِيمٍ
“Biz
insanı en güzel
biçimde yarattık.”
فَسَجَدَ
الْمَلَائِكَةُ
كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
“Meleklerin hepsi
tüm olarak ona
secde ettiler.”
وَالْجَآنَّ
خَلَقْنَاهُ
مِن قَبْلُ
مِن نَّارِ السَّمُومِ
وَإِذْ
قَالَ
رَبُّكَ
لِلْمَلاَئِكَةِ
إِنِّي
خَالِقٌ
بَشَرًا مِّن صَلْصَالٍ
مِّنْ حَمَإٍ
مَّسْنُونٍ
فَإِذَا
سَوَّيْتُهُ
وَنَفَخْتُ
فِيهِ مِن رُّوحِي
فَقَعُواْ
لَهُ
سَاجِدِينَ
فَسَجَدَ
الْمَلآئِكَةُ
كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
إِلاَّ
إِبْلِيسَ
أَبَى أَن
يَكُونَ مَعَ
السَّاجِدِينَ
“Cinne
gelince onu da
(insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden
çok sıcak ateşten
yarattık.”
“Bir zaman
Rabb’in meleklere demişti
ki: “Ben kupkuru
çamurdan, değişken balçıktan
bir insan yaratıcıyım!”(yaratacağım)
“Onu düzenle(yip insan
şekline koydu)ğum ve ona rûhumdan
üflediğim zaman hemen
ona secdeye kapanın!”
“Meleklerin hepsi
topluca secde ettiler.”
Yalnız İblis,
secde edenlerle berâber
olmayı kabûl etmedi.”
وَعَلَّمَ
آدَمَ
الأَسْمَاء
كُلَّهَا
ثُمَّ
عَرَضَهُمْ
عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ
أَنبِئُونِي
بِأَسْمَاء
هَـؤُلاء إِن
كُنتُمْ
صَادِقِينَ
“Adem’e
isimlerin tümünü öğretti,
sonra onları meleklere
sunup: “Haydi, doğru iseniz
onların isimlerini bana
söyleyin. Dedi”
قَالُواْ سُبْحَانَكَ
لاَ عِلْمَ
لَنَا إِلاَّ
مَا عَلَّمْتَنَا
إِنَّكَ
أَنتَ
الْعَلِيمُ
الْحَكِيمُ
“Dedilerki: “Sen
yücesin (yâ Rab);
bizim senin bize
öğrettiğinden başka bir
bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen
bilensin, hakîmsin (her
şeyin iç yüzünü
bilen, her şeyi
yerli yerince yapansın).”
قَالَ
يَا آدَمُ
أَنبِئْهُم
بِأَسْمَآئِهِمْ
فَلَمَّا
أَنبَأَهُمْ
بِأَسْمَآئِهِمْ
قَالَ أَلَمْ
أَقُل
لَّكُمْ
إِنِّي
أَعْلَمُ غَيْبَ
السَّمَاوَاتِ
وَالأَرْضِ
وَأَعْلَمُ
مَا تُبْدُونَ
وَمَا
كُنتُمْ
تَكْتُمُونَ
“(Allah) dedi
ki: “Ey Âdem,
bunlara onların isimlerini
haber ver.” (Âdem), bunlara
onların isimlerini haber
verince (Allah) : “Ben
size, ben göklerin
ve yerin gayblarını
bilirim, sizin açıkladığınızı ve
içinizde gizlediğinizi bilirim,
dememiş miydim?”dedi.”
قَالَ يَا
إِبْلِيسُ
مَا مَنَعَكَ
أَن تَسْجُدَ
لِمَا
خَلَقْتُ
بِيَدَيَّ
أَسْتَكْبَرْتَ
أَمْ كُنتَ مِنَ
الْعَالِينَ
“(Rabb’in ona)
dedi ki: “Ey İblis,
iki elimle (bizzat
kudretimle) yarattığıma secde
etmekten seni alıkoyan
nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden
mi oldun?”
قَالَ
أَنَا خَيْرٌ
مِّنْهُ
خَلَقْتَنِي
مِن نَّارٍ
وَخَلَقْتَهُ
مِن طِينٍ
“Dedi: “Ben ondan
hayırlıyım. Beni ateşten yarattın,
onu çamurdan yarattın.”
قَالَ
فَاخْرُجْ
مِنْهَا
فَإِنَّكَ
رَجِيمٌ
“Buyurdu ki:
“Haydi çık oradan,
sen kovuldun!”
وَإِنَّ
عَلَيْكَ
لَعْنَتِي
إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
“Tâ cezâ gününe
kadar lânetim üzerinedir!”
قَالَ
رَبِّ
فَأَنظِرْنِي
إِلَى يَوْمِ
يُبْعَثُونَ
“Rabb’im,
dedi, öyleyse yeniden
dirilecekleri güne kadar
beni(m canımı almayı)
ertele.”
قَالَ
أَرَأَيْتَكَ
هَـذَا
الَّذِي كَرَّمْتَ
عَلَيَّ لَئِنْ
أَخَّرْتَنِ
إِلَى يَوْمِ
الْقِيَامَةِ
لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ
إَلاَّ
قَلِيلاً
“Şu
benden üstün yaptığını
gördün mü (nesi
varmış onun ki onu
benden üstün kıldın?) Andolsun, eğer
beni kıyâmet gününe
kadar ertelersen, onun
zürrüyetini, pek azı
hariç, kökünden koparıp
sürükleyeceğim!”dedi.”
قَالَ
فَإِنَّكَ
مِنَ الْمُنظَرِينَ
إِلَى
يَوْمِ
الْوَقْتِ
الْمَعْلُومِ
“Buyurdu:
“Haydi sen ertelenenlerdensin.”
“O belli vaktin
gününe kadar.”
وَاسْتَفْزِزْ
مَنِ
اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ
بِصَوْتِكَ
وَأَجْلِبْ
عَلَيْهِم
بِخَيْلِكَ
وَرَجِلِكَ
وَشَارِكْهُمْ فِي
الأَمْوَالِ
وَالأَوْلادِ
وَعِدْهُمْ
وَمَا
يَعِدُهُمُ
الشَّيْطَانُ
إِلاَّ غُرُورًا
“Onlardan
gücünün yettiğini sesinle
yerinden oynat; atlıların ve
yayalarınla onların üzerine
yaygarayı bas; mallarda
ve evlâtlarda onlara
ortak ol (bunları haram
yoldan kazanmağa sevk
et); onlara (çeşitli) vaadler
yap, gerçi şeytan onları
aldatmaktan başka bir
şey va’detmez.”
قَالَ
اذْهَبْ
فَمَن
تَبِعَكَ
مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ
جَزَآؤُكُمْ
جَزَاء
مَّوْفُورًا
إِنَّ
عِبَادِي
لَيْسَ لَكَ
عَلَيْهِمْ
سُلْطَانٌ
وَكَفَى بِرَبِّكَ
وَكِيلاً {65}
“Benim(gerçek)kullarım(a gelince)senin onlar(ı kandırmağ)a gücün
yetmez!”Vekil olarak Rabb’ın yeter.”
وَيَا
آدَمُ
اسْكُنْ
أَنتَ
وَزَوْجُكَ
الْجَنَّةَ
فَكُلاَ مِنْ
حَيْثُ شِئْتُمَا
وَلاَ
تَقْرَبَا هَـذِهِ
الشَّجَرَةَ
فَتَكُونَا
مِنَ الظَّالِمِينَ
“(Sonra Allah, Âdem’e
hitâbetti): “Ey Âdem, sen ve eşin
cennette durun, dilediğiniz
yerden yeyin; fakat
şu ağaca yaklaşmayın,
yoksa zâlimlerden olursunuz.”
فَوَسْوَسَ لَهُمَا
الشَّيْطَانُ
لِيُبْدِيَ
لَهُمَا مَا
وُورِيَ
عَنْهُمَا
مِن
سَوْءَاتِهِمَا
وَقَالَ مَا
نَهَاكُمَا
رَبُّكُمَا
عَنْ هَـذِهِ
الشَّجَرَةِ
إِلاَّ أَن
تَكُونَا
مَلَكَيْنِ
أَوْ
تَكُونَا مِنَ
الْخَالِدِينَ
“
Derken şeytan çirkin
yerlerini kendilerine göstermek
için onlara fısıldadı: “Rabb’iniz, başka
bir sebepten dolayı
değil, sırf ikinizde birer melek
yada ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan menetti.”dedi.”
فَدَلاَّهُمَا
بِغُرُورٍ
فَلَمَّا
ذَاقَا
الشَّجَرَةَ
بَدَتْ لَهُمَا
سَوْءَاتُهُمَا
وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ
عَلَيْهِمَا
مِن وَرَقِ
الْجَنَّةِ
وَنَادَاهُمَا
رَبُّهُمَا
أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن
تِلْكُمَا
الشَّجَرَةِ
وَأَقُل
لَّكُمَا
إِنَّ
الشَّيْطَآنَ
لَكُمَا
عَدُوٌّ مُّبِينٌ
“Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı,(onları
önceki mevkilerinden indirdi).Ağacı(n meyvasını)tadınca çirkin yerleri
kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeğe
başladılar.Rab’leri onlara ünledi: “Ben sizi o ağaçtan menetmedim mi ve şeytan
size apaçık düşmandır,demedim mi?”
وَقَاسَمَهُمَا
إِنِّي
لَكُمَا
لَمِنَ النَّاصِحِينَ
“Ve onlara : “Elbette ben size öğüt
verenlerdenim.”diye de yemin etti.
قَالاَ
رَبَّنَا
ظَلَمْنَا
أَنفُسَنَا
وَإِن لَّمْ
تَغْفِرْ
لَنَا
وَتَرْحَمْنَا
لَنَكُونَنَّ
مِنَ الْخَاسِرِينَ
“İkisi
dediler: “Rabbimiz,biz kendimize zulmettik,eğer bizi bağışlamaz ve bize
acımazsan,muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz!”
قَالَ
اهْبِطُواْ
بَعْضُكُمْ
لِبَعْضٍ عَدُوٌّ
وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ
مُسْتَقَرٌّ
وَمَتَاعٌ
إِلَى حِينٍ
“(Allah)buyurdu:
“Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin,Sizlere faydalanacağınız ve bir süre
kalacağınız yer vardır.”
قَالَ
فِيهَا
تَحْيَوْنَ
وَفِيهَا تَمُوتُونَ
وَمِنْهَا
تُخْرَجُونَ
“Orada
yaşayacaksınız,orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip)çıkarılacaksınız!”dedi.
وَإِذَا
الْأَرْضُ
مُدَّتْ
وَأَلْقَتْ
مَا فِيهَا
وَتَخَلَّتْ
وَأَذِنَتْ
لِرَبِّهَا
وَحُقَّتْ
“Yer
uzatıl(ıp dümdüz yapıl)dığı,
“İçinde olanları (dışarı)atıp tamamen boşaldığı,
“Ve kendisine yaraştığı üzre Rabbi’ne kulak verip
boyun eğdiği zaman!”
يَا
بَنِي آدَمَ
قَدْ
أَنزَلْنَا
عَلَيْكُمْ
لِبَاسًا يُوَارِي
سَوْءَاتِكُمْ
وَرِيشًا
وَلِبَاسُ
التَّقْوَىَ
ذَلِكَ
خَيْرٌ
ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ
اللّهِ
لَعَلَّهُمْ
يَذَّكَّرُونَ
“Ey
Âdem oğulları,size çirkin yerlerinizi örtecek giysi,süslenecek elbise
indirdik.Takva (Allah’ın azabından korunma) elbisesi daha hayırlıdır.İşte
bu(nlar) Allah’ın ayetlerindendir,belki düşünüp öğüt alırlar.”
ثُمَّ
اجْتَبَاهُ
رَبُّهُ
فَتَابَ
عَلَيْهِ
وَهَدَى
“Sonra
Rabb’i onu seçti,tevbesini kabul etti,(doğru)yola iletti.”
خَلَقَكُم
مِّن نَّفْسٍ
وَاحِدَةٍ
ثُمَّ جَعَلَ
مِنْهَا
زَوْجَهَا
وَأَنزَلَ
لَكُم مِّنْ
الْأَنْعَامِ
ثَمَانِيَةَ
أَزْوَاجٍ
يَخْلُقُكُمْ
فِي بُطُونِ
أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا
مِن بَعْدِ
خَلْقٍ فِي
ظُلُمَاتٍ
ثَلَاثٍ
ذَلِكُمُ
اللَّهُ
رَبُّكُمْ
لَهُ الْمُلْكُ
لَا إِلَهَ
إِلَّا هُوَ
فَأَنَّى
تُصْرَفُونَ
“Sizi
bir tek candan yarattı,sonra ondan eşini meydana getirdi ve sizin için
davarlardan sekiz çift indirdi(Deve,öküz,koytun,keçi).Sizi annelerinizin
karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya:(Nutfeden alâkaya,alâkadan
et giydirilmiş kemiklere)geçirerek yaratmaktadır.İşte Rabb’ınız Allah
budur.Mülk O’nundur.O’ndan başka tanrı yoktur.Nasıl(ona kulluktan
şirke)çevriliyorsunuz?”
وَإِذْ
قَالَ
رَبُّكَ
لِلْمَلاَئِكَةِ
إِنِّي
جَاعِلٌ فِي
الأَرْضِ
خَلِيفَةً قَالُواْ
أَتَجْعَلُ
فِيهَا مَن
يُفْسِدُ فِيهَا
وَيَسْفِكُ
الدِّمَاء
وَنَحْنُ نُسَبِّحُ
بِحَمْدِكَ
وَنُقَدِّسُ
لَكَ قَالَ
إِنِّي
أَعْلَمُ مَا
لاَ
تَعْلَمُونَ
“Bir zamanlar
Rabb’in,meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife kılıcıyım.”demişti.
(Halife;vekil,birinin
yerine bakan kimse demektir.Burada insanın,yeryüzünde Rabb’ın
temsilcisi,Rabb’ın sıfatlarının mazharı olarak yaratıldığına işaret vardır.)
(Melekler): “Orada bozgunculuk
yapacak,kan dökecek birisini mi(halife)yapacaksın?Oysa biz seni överek tesbih
ediyor ve seni takdis ediyoruz!”dediler.(Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi
bilirim”dedi.
هُوَ
الَّذِي
خَلَقَكُم مِّن
نَّفْسٍ
وَاحِدَةٍ
وَجَعَلَ مِنْهَا
زَوْجَهَا
لِيَسْكُنَ
إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا
حَمَلَتْ
حَمْلاً
خَفِيفًا فَمَرَّتْ
بِهِ
فَلَمَّا
أَثْقَلَت
دَّعَوَا اللّهَ
رَبَّهُمَا
لَئِنْ
آتَيْتَنَا
صَالِحاً
لَّنَكُونَنَّ
مِنَ
الشَّاكِرِينَ
“Hamli ağırlaşınca Adem ile Havva her gün Allah’a
dua ederlerdi ki,eğer bu oğlanın azası dürüst olursa sana şükrederiz.
فَلَمَّا
آتَاهُمَا
صَالِحاً
جَعَلاَ لَهُ
شُرَكَاء
فِيمَا
آتَاهُمَا
فَتَعَالَى اللّهُ
عَمَّا
يُشْرِكُونَ
“Azası
dürüst doğduğunda o oğlanda ortak kıldılar ve adını Abdülharis koyup onu
İblis’e kulluğa verdiler.İblis’in yer yüzünde Hz. Adem’i aldattığı şey bu
yüzden olmuştu.”
وَقُل
رَّبِّ
أَعُوذُ بِكَ
مِنْ
هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
وَأَعُوذُ
بِكَ رَبِّ
أَن
يَحْضُرُونِ
“Ve
de ki:”Rabb’im, şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım.”
“Ve onların bana uğramalarından sana sığınırım
Rabb’im.”
فَإِذَا
قَرَأْتَ
الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ
بِاللّهِ
مِنَ
الشَّيْطَانِ
الرَّجِيمِ
إِنَّهُ
لَيْسَ لَهُ
سُلْطَانٌ عَلَى
الَّذِينَ
آمَنُواْ
وَعَلَى رَبِّهِمْ
يَتَوَكَّلُونَ
إِنَّمَا سُلْطَانُهُ
عَلَى
الَّذِينَ
يَتَوَلَّوْنَهُ
وَالَّذِينَ
هُم بِهِ
مُشْرِكُونَ
“Kur’an, oku(mak iste)diğin zaman kovulmuş şeytandan
Allah’a sığın (seni şeytanın vesveselerinden korumasını Allah’tan iste.Eûzu
billahi mineşşeytâni’r-racimide).”
“Çünkü inananlara ve Rab’lerine dayananlara o
(şeyta)nın bir gücü yoktur.”
“Onun gücü,sadece kendisini dost tutanlara ve
Allah’a ortak koşanlaradır(o,sadece onları kandırabilir).”
وَإِمَّا
يَنزَغَنَّكَ
مِنَ
الشَّيْطَانِ
نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ
بِاللَّهِ
إِنَّهُ هُوَ
السَّمِيعُ
الْعَلِيمُ
“Eğer
şeytandan kötü bir düşünce,seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın.Çünkü
o,işiten,bilendir.”
وَلَتَجِدَنَّهُمْ
أَحْرَصَ
النَّاسِ عَلَى
حَيَاةٍ
وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ
يَوَدُّ
أَحَدُهُمْ
لَوْ يُعَمَّرُ
أَلْفَ
سَنَةٍ وَمَا
هُوَ
بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ
الْعَذَابِ
أَن
يُعَمَّرَ
وَاللّهُ بَصِيرٌ
بِمَا
يَعْمَلُونَ
“Onları
insanların hayata en düşkünü,puta tapanlardan daha tuıtkunu bulacaksın;her biri
ister ki bin yıl yaşatılsın.Oysa yaşatılması,onu azabdan uzaklaştıracak
değil.Allah ne yaptıklarını görüyor.
وَإِذَا
قِيلَ لَهُمْ
آمِنُواْ
بِمَا أَنزَلَ
اللّهُ
قَالُواْ
نُؤْمِنُ
بِمَآ أُنزِلَ
عَلَيْنَا
وَيَكْفُرونَ
بِمَا وَرَاءهُ
وَهُوَ
الْحَقُّ
مُصَدِّقاً لِّمَا
مَعَهُمْ
قُلْ فَلِمَ
تَقْتُلُونَ أَنبِيَاء
اللّهِ مِن
قَبْلُ إِن
كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
“Onlara:”Allah’ın
indirdiğine inanın!”denilse, “Bize indirilene inanırız.” Derler,ötesini kabul
etmezler.Halbuki o,kendi yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir gerçektir.De ki:
“Gerçekten inanıyor idiyseniz neden daha önce peygamberleri öldürüyordunuz?”
لَتَجِدَنَّ
أَشَدَّ
النَّاسِ
عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ
آمَنُواْ
الْيَهُودَ وَالَّذِينَ
أَشْرَكُواْ
وَلَتَجِدَنَّ
أَقْرَبَهُمْ
مَّوَدَّةً
لِّلَّذِينَ آمَنُواْ
الَّذِينَ
قَالُوَاْ
إِنَّا نَصَارَى
ذَلِكَ
بِأَنَّ
مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ
وَرُهْبَانًا
وَأَنَّهُمْ
لاَ
يَسْتَكْبِرُونَ
İnsanlar içerisinde,inananlara en yaman düşman
olarak yahudileri ve (Allah’a)ortak koşanları bulursun.İnananlara sevgice en
yakınları da “Biz hıristiyanlarız.”diyenleri bulursun.Çünkü onların içlerinde
keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
وَلَقَدْ
عَلِمْتُمُ
الَّذِينَ
اعْتَدَواْ
مِنكُمْ فِي
السَّبْتِ فَقُلْنَا
لَهُمْ
كُونُواْ
قِرَدَةً
خَاسِئِينَ
فَجَعَلْنَاهَا
نَكَالاً
لِّمَا بَيْنَ
يَدَيْهَا
وَمَا
خَلْفَهَا
وَمَوْعِظَةً
لِّلْمُتَّقِينَ
İçinizden,cumartesi günü(avlanma yasağı)nı
çiğneyenleri,elbette bilmişsinizdir;işte onlara: “Aşşağılık maymunlar
olun!”dedik.
Ve bu cezayı,önündekilere ve ardından geleceklere
bir ibret,(Allah’ın azabından)korunanlara da bir öğüt yaptık.